Haziran 24, 2018 02:00 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: CHP'den 'Adil Seçim' için iki üs

Yurt:

‘Erdoğan’ın geleceği çimentoya bağlı’

Evrensel:

Demirtaş: 'Anketler bıçak sırtında olduğumuzu gösteriyor'

 

Milli gazete:

AKP’ye oy vermeyeceğini belirten birçok isim, Saadet Partisi’ne desteğini açıklıyor...

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kadri Gürsel, 22 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “24 Haziran’ın kesin sonuçları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“24 Haziran seçimleri adil değil, özgür değil, güvenli değil. Muhalif cumhurbaşkanı adayı, konuşmalarından dolayı kapatıldığı hapishaneden sürdürüyor kampanyasını. Basın özgürlüğü yok, fikir özgürlüğü yok. İnsanlar olan bitenden habersiz bırakılıyor, dezenformasyon bombardımanına tutuluyorlar. Muhalefetin medyaya erişimi engelleniyor... Tüm bunlara rağmen muhalefetin seçim meydanlarında büyük, coşkulu ve ilgili kitleler bir araya geliyor. İktidarın meydanlarına toplanan kalabalıklarda ise bu çapı ve dinamizmi göremiyoruz. Bıkkınlık, isteksizlik var. İktidar yorgun. Sözünü ve vaadini tüketmiş, dimağı zayıflamış, hataları gülünçleşmiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye, sandıktan çıkmış bir iktidar altındaki, sonucu en öngörülmez seçimlerine gidiyor. Sonuç derken, sadece yüzdeleri kastetmiyorum. Meselemiz, seçimlerin ülkenin kaderi üzerindeki sonuçlarıdır.

Geçmişteki rezillikleri kayıtlarda olduğu halde “işlerini” yüzleri hiç kızarmadan yapmaya devam eden anketçi esnafının iktidarı kayıran “kamuoyu yoklamaları”, hayatın ve sahanın gerçekleriyle değil, sarayın sandıktan çıkmasını istediği ve ilgili yerlere empoze ettiği sonuçlarla uyumlu. Nedeni basit: 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu’nda üretilen ve zaten ne yasal ne de meşru olan sözde yüzde 52’lik “Evet” sonucunun, Haziran 2018 Türkiye’sindeki “Cumhur İttifakı” kisvesi altında, bu varsayılan seviyesinde tutunması mümkün değildir. Nisan 2017’den bu yana köprülerin altından çok sular akmıştır.

Bu iddiamızı destekleyen faktörler şunlardır:

Ekonomideki kötü gidişattan kaynaklanan sorunlar seçmen algısında açık ara birinci sıraya yerleşmiştir.

İYİ Parti ve Saadet Partisi, muhafazakâr milliyetçi seçmen kesiminde gidilmesi mümkün yeni adresler olarak ortaya çıkmışlardır. Liderler bazında da aynı durum, Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu’nun şahıslarında söz konusudur.

Meydanlarda Muharrem İnce rüzgârları esmektedir. Muharrem İnce’nin reytingi Erdoğan’ınkinden fazladır, birçok kentte topladığı kalabalıklar da öyledir.

Bunlara bir de iktidarın, vizyon ve söylemine yansıyan tükenmişliğini ekleyin. Muhalefet, iktidarın yarattığı sorunlara çözüm önerilerini meydanlarda dillendirirken, iktidar bu sorunlar hiç yokmuş gibi bir kampanya yürüttü.

Seçim sonuçlarını, sahanın iktidar aleyhindeki gerçekleri ile karanlık odalarda iktidar lehine ayarlanmak istenen yüzdeler arasındaki makas açıklığının gerilimi tayin edecek.

Dolayısıyla, 24 Haziran seçimlerinin YSK tarafından açıklanacak sonuçları ne olursa olsun, içinden geçilen sürecin 25 Haziran Türkiye’sine devredeceği şimdiden kesin olan neticeleri şunlardır:

Birincisi, Türkiye siyasetinde Muharrem İnce adında bir liderin temayüz etmiş olmasıdır. İnce, her halükârda CHP’den daha fazla oy alacak. Bu oyların CHP’de konsolide olabilmesi için, İnce ve CHP’nin lideri Kılıçdaroğlu arasında ülkenin çıkarlarını her türlü kişisel siyasi menfaat mülahazasının üzerinde tutan erdemli bir işbirliğinin 24 Haziran’dan sonra aksamadan devamının temin edilmesi şarttır.

İkinci sonuç, Millet İttifakı’dır. İttifakın gevşek halkası, İYİ Parti’nin Meclis grubu olabilir. Gevşemeyi önleyecek dinamik ise ittifakın kurumsallaşmasıdır. Bunun bir yolu Saadet Partisi’nin Meclis’te grup kurabilmesidir. Millet İttifakı kurumsallaşırsa önümüzdeki yerel seçimlerde AKP’yi önemli ölçüde geriletmeyi başarabilir.

Üçüncüsü, Selahattin Demirtaş’ın gerçek bir lider, başat siyasi aktör ve Kürt sorununun çözümü için hakiki bir muhatap olarak yükselmesidir. Gizli yapılanmalar ve aktörlerin perde gerisinden, siyasetin güdümündeki istihbarat servisleriyle örtülü anlaşmalar yaparak işleri idare ettiği bir müzakere düzleminden, gelecekteki demokratik bir Türkiye’de parlamento odaklı çözüm zeminine geçildiğinde, Demirtaş’ın buradaki varlığı ve rolü fevkalade müspet bir etkiye sahip olacak.

...***

İhsan Çaralan, 22 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “'C planı' iptal, Erdoğan'ın 'D planı' koalisyon, ama…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan cephesinden önceki gün iki önemli açıklama geldi.Bunlardan birincisi, Suruç provokasyonuyla ilgiliydi.Daha olayın üstünden birkaç saat geçmeden kameraların karşısına geçen Erdoğan, “Bu olay, PKK ve HDP’nin, Kürtlerin kanından beslenerek büyüme stratejilerini hâlâ terk edemediklerinin en bariz örneğidir” demişti. Ve elbette Başbakandan İçişleri Bakanına, Adalet Bakanından yandaş medyaya AKP’nin her düzeydeki sözcüleri HDP’yi hedefe koymuşlardı. Sorunun bu yanı dün bu köşede de dile getirilmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Erdoğan, geçtiğimiz hafta Suruç’ta meydana gelen kanlı kavgaya ilişkin önceki gün Urfa’da düzenlediği mitingde, konuştu. Erdoğan daha önceki konuşmalarında esnafları PKK’li olmakla suçladığını unutarak, bu kez saldırıda yaşamını yitirenlerin tamamı için Allah’tan rahmet diledi ve suçluların yargı önünde hesap vereceğini kaydetti.

Yine önceki gün akşam bir radyo programına çıkan Erdoğan, ilk kez; “Yeterli sayıda milletvekili çıkarılamaması durumunda koalisyona gidilebilir” açıklaması yaptı.

Normal bir ülkede cumhurbaşkanı adaylarının uzlaşmadan, koalisyondan söz etmesinin elbette ki şaşırtıcı bir yanı yoktur. Ama, söz konusu olan hızla “tek parti tek adam rejimi”ne sürüklenen ve “tek adam” olmak için herkesle, her çevreyle, kendi partisi içinde bile kavga etmeden rahat edemeyen Erdoğan’ın, seçime dört gün kala “koalisyon yapabileceği”nden söz etmesi herhalde seçim sürecini izleyen herkes için şaşırtıcı olmuştur.

Erdoğan bir günde tavır değiştirmiş olmayacağına göre, akla ilk gelen “Söyleyene değil söyletene bak” sözü oluyor. Erdoğan’a, hiç ağzına almadığı şeyleri söyleten, her halde sıkça yaptırdığı anketler ve meydanlarda gördükleridir. Yani Erdoğan, halk indinde kendisinin ve AKP’nin, beklediğinden daha fazla itibar kaybettiğini görmüş olmalıdır.

Çünkü, ortaya çıkan veriler; eldeki onca medya ve devlet imkanına karşın, AKP-MHP ortalığının ne cumhurbaşkanı seçiminde yüzde 50+1 barajını aşabileceğini ne de parlamentoda çoğunluğu sağlayabileceğini gösteriyor!

Radyo programına dönersek; Erdoğan kendisine sorulan “Siz cumhurbaşkanı seçilirseniz, Meclis çoğunluğunu da Millet İttifakı alırsa ne yaparsınız?” sorusuna “Koalisyon yaparız” yanıtını veriyor.

Oysa bundan birkaç hafta, belki de birkaç gün önce bile bu soru karşısında Erdoğan, “B ve C planımız var” diyerek böyle bir seçimin sonuçlarını tanımayacaklarını, “Tekrar bir seçimle sonucu değiştireceklerini” söylüyordu.

Bu, Erdoğan’ın seçimin sonucunu kabul ederek, yani B ve C planını iptal ederek, başka partilerle de koalisyon yaparak Meclis çoğunluğunu sağlayabileceği bir “D planı”nı devreye sokacağı anlamına geliyor.

...***

Esfender Korkmaz, 22 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tüketicinin morali çok bozuk”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) her ay Türkiye genelinde Tüketici Eğilim Anketi yapıyor. Bu anket ile ''tüketicilerin kişisel mali durumları ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ve gelecek dönem beklentileri ile yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerinin ölçülmesi'' amaçlanıyor.Tüketici endeksinde 100 güven sınırını, 100 altı ise güvensizliği gösteriyor.Haziran ayı Tüketici Güven Endeksi yüzde 70.3 olarak açıklandı. Geçen sene Haziran ayında da aynı seviyede yüzde 70.0 idi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hane halkı, maddi durumunun geçen yıla göre kötüleştiğini söylüyor ve bu kötüleşmenin devam edeceğini düşünüyor. Aynı şekilde içinde bulunduğu mali durumunun da yine geçen seneye göre bozulduğunu belirtiyor. Hane halkı bu Haziranda geçen yıla göre genel ekonomik durumun kötüleştiğini belirtirken, daha da kötüleşme bekliyor. Buna paralel olarak da daha yüksek oranda işsiz sayısının artacağını düşünüyor. Endekste en fazla üzerinde durulması gereken husus, hane halkının tüketimini finanse edebilmek için borçlanmaya mecbur kalmasıdır. Borç kullanma ihtimali endeksi geçen sene Haziran ayında 29.6 iken bu sene yüzde 20 oranında artarak 35.6'ya yükseldi.Anlaşılıyor ki, halkımız keyiften değil yaşamını devam ettirmek için kartı ile veya tüketici kredisi kullanarak borçlanmak zorunda kalıyor. Önceki gün TÜİK, yılbaşından itibaren geçen seneye göre düşük giden konut satışlarının, Mayıs ayında yüzde 2.7 oranında arttığını açıklamıştı.Tüketici Güven Endeksi'nde de, konut satın alma ve inşa ettirme ihtimali geçen seneye göre yüzde 22 oranında bir artış var. Bunun nedeni, artan enflasyondan korunmak ve konut kredi faizinin mevduat faizinden de düşük olmasıdır.