Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: Türkiye büyümeye devam kararı aldı
Evrensel:
HDP 67 vekil çıkararak 3. parti oldu
Star:
CHP genel merkezi karıştı
Sabah:
YSK Başkanı Güven: Erdoğan oyların salt çoğunluğunu aldı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kadri Gürsel, 25 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bu seçimin galibi halktır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bu yazıyı bitirip gazeteye göndermeden önce saat 22.30’da bir kez daha televizyona baktım; Anadolu Ajansı’nın verdiği sonuçlara göre cumhurbaşkanı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52.79 ile öndeydi; bu orana göre ilk turda kazanıyordu. Milletvekili seçimlerinde ise Cumhur İttifakı oyların yüzde 53.8’ini alarak Meclis’te çoğunluğu kazanmaktaydı… Hiç kampanya yapmayan MHP’nin oyu yüzde 11.22 seviyesindeydi. Gerçek dip dalga MHP olmalıydı. Bütün bu rakamların nihai gerçeği yansıtmadığını varsaysak da “sonuç” diye ekranlara yansıtılan buydu ve YSK’nin açıklayacağı da buna benzer bir seviyede olacaktı…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
...***
Bu “resmi sonuçlar”, bize Türkiye’de seçimle işbaşına gelenler tarafından düzenlenen en antidemokratik seçimlerin halihazırdaki iktidara yazıldığını söylüyordu. Ne adil, ne serbest, ne de güvenli olan bu seçimler sonuçta başka bir şey söyleseydi, mesela muhalefet kazansaydı, Türkiye bir istibdat rejimini seçimle değiştiren ülke olarak siyaset bilimi literatürüne ve tarihe geçecekti. Muhalefet kazanmadı belki ama halk kazandı. Bu seçimin gerçek galibi halktır. Adil olmayan, serbest olmayan, güvenli olmayan ve de demokratik olmayan bu seçimlerin tüm bunlara rağmen gerçek bir seçim olarak tecelli etmesinde en büyük pay önce halkın sonra siyasi muhalefetindir. Halk, demokratik değişim arzusunun ardında başından sonuna kadar durmuştur. Siyasi süreçlere katılmıştır. İYİ Parti lideri Meral Akşener ve Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylıkları için 100 biner imzayı birkaç gün gibi kısa bir sürede vermiştir. Halk umutlu olmuştur. Meydanları doldurmuştur. Muharrem İnce’nin mitinglerinde coşmuş, Gündoğdu’ya, Tandoğan’a ve Maltepe’ye yüz binlerle akmıştır. Engel tanımamıştır. CHP’li ve solcu seçmen, dünyanın en ahlaksız seçim barajının altında kalmasın ve iktidar partisi bu vicdansızlıktan nemalanmasın diye HDP’ye oy vermiştir. Bu, üçüncü kez tekrarlanan stratejik seçmen tutumu sayesinde HDP tüm baskı ve yıldırma taktiklerine rağmen Meclis’e girmeyi başardı. Demokrasi adına büyük kazançtır. Seçmenin değişime ve demokrasiye sahip çıkma arzusu yüksek katılım oranına da yansıdı.Ve bu halk, seçim süreciyle ilgili tüm devlet organlarının bağımsız hareket etme yetisini çoktan kaybettiğini gördüğü için verdiği oyun peşini bırakmadı; hile ve yolsuzluk tehdidine karşı müşahit oldu, sandık görevlisi oldu, sandığa sahip çıktı. Bu halk 24 Haziran seçimlerine takdire şayan bir vakar ve olgunlukla gitti ve öylece çıktı. Önlerinde saygıyla eğiliyorum. 200 yıllık, duraklamalar ve geriye gidişlerle aksamış reform sürecinin sonunda artık demokratik katılım kültürünün halkın önemli bir kesiminde kök saldığını söyleyebiliriz. Türkiye’de demokratik seçim yapılamıyor ama bu halk demokrasinin olgunluk sınavını başarıyla geçti. Şimdi önümüzdeki görev halkın değişimin demokrasinin vasıtalarıyla olabileceğine dair inanç ve bağlılığının korunmasıdır.
...***
Yusuf Karataş, 25 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, " Evet, hâlâ HDP'ye oy veriyorlar!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" HDP bu seçimlerde genel olarak 1 Kasım seçimlerinin biraz üzerinde bir oy aldı. Ancak bu oyların dağılımına bakıldığında HDP’nin batıdan aldığı oyların 1 Kasım’ın biraz üzerinde ama bölgedeki oylarının ise, az da olsa 1 Kasım’ın altında kaldığını söyleyebiliriz. Peki, bu tablodan nasıl bir sonuç çıkarmak gerekiyor?Öncelikle Kürt kentlerinde son 3 yılda yaşanan yıkımın ve bağlı olarak devam eden baskı ve şiddetin yarattığı olumsuz sonuçlar göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle bu seçimlerle ilgili bir karşılaştırma yapılacaksa 1 Kasım seçimlerinden çok, bahsettiğimiz yıkım ve baskı koşullarda gerçekleştirilen ilk seçim olan 16 Nisan 2017 başkanlık/cumhurbaşkanlığı sistemi referandum sonuçları ile yapılması daha gerçekçi olacaktır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Referandumda HDP’nin-Kürt ulusal hareketini temsil eden siyasi partinin- genellikle birinci parti olageldiği 12 kentten sadece Bitlis’te “evet” oyları “hayır”ın önüne geçebilmişti-ki burada muhafazakâr seçmenin belli bir etkisi vardı. 24 Haziran seçimlerine de bakıldığında bu tablonun değişmediği ve söz konusu kentlerde HDP’nin referandumdaki sonuçlara oranla kısmen de olsa oylarını arttırarak birinci parti olarak çıktığını söyleyebiliriz. Üstelik bu sonucun özellikle İçişleri Bakanı Soylu’nun belirttiğimiz kentlerin hepsini tek tek gezip seçim güvenliği toplantıları adı altında Demirtaş ve HDP’yi açıktan hedef göstermesine ve HDP’nin hemen bütün kentlerde yönetici ve üyelerinin tutuklanmasına rağmen ortaya çıktığını da belirtmek gerekiyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimlerden bir gün önce (23 Haziran’da) çıktığı bir tv programında “Bu HDP nasıl oluyor da hâlâ oy alıyor, anlamakta zorlanıyorum. Ben şu anda devranın değiştiğini düşünüyorum” demişti. Oysa ortaya çıkan tablo, Erdoğan’ın beklentisinin gerçekleşmediğini ve Kürt seçmenin en önemli kesiminin hâlâ ulusal-demokratik talep ve beklentilerle HDP’ye oy verdiğini ortaya koydu. Bu seçim sonuçlarının Kürtler bakımından ortaya çıkardığı en önemli sonuç, artık bir Kürt sorunu olmadığını iddia eden ve dahası sorunu bir terörizmle mücadele sorunu olarak tarif eden Erdoğan’a karşı halkın hâlâ HDP’de ifadesini bulan demokratik taleplerinin arkasında durduğunu göstermesidir.
...***
Ahmet Gürsoy 25 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Seçimlerin iki açmazı" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sandık güvenliği için Şanlıurfa'da görevlendirilen CHP Ankara Milletvekili Murat Emir; "Şanlıurfa'da müşahitlerin sandıkların olduğu okullara girişinin engellendiğini, sabah erken gidip okullara giren müşahitlerin ise darp edilerek sandık başından uzaklaştırıldıklarını açıkladı.""diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu ne şimdi? Demek ki Türkiye'de bir kısım insanlar demokrasiyi hazmedecek kültür seviyesinde değil.. Bunun başka anlamı var mı?Yok..Devam edelim:"Emir, müşahitlere yönelik darp ve tehditler nedeniyle, başta Şanlıurfa Merkez'e bağlı Eyyubiye ve Halliye köyleri olmak üzere pek çok köyde müşahitleri geri çekmek zorunda kaldıklarını söyledi..."
Üzücü. Ve seçim sonuçları açısından da bir o kadar vahim..Sadece bu da değil..Türkiye'de bir kısım siyasetçiler kadar bir kısım din kisvesi altındaki kimseler de taraftarlarına düşmanlık aşılandı.. Buna da devam ediliyor.Şanlıurfa'da tam olarak amaçlanan nedir onu bilmiyorum. Ancak kabile asabiyesinin öne geçtiğini gördük.Bu olaylardan önce cinayet işlendi.Meseleyi toplumun siyasal sorunları olarak görmek yerine sülalenin itibar meselesi veya siyasi kazancı olarak görürseniz, ortaya vahim sonuçlar çıkabilir.Seçim, toplumun siyasal sorunu için yapılıyor. Kabilelerin, cemaatlerin veya cemiyetlerin statüsünü yükseltip alçaltmak için yapılmıyor. Ancak, meseleye bu nitelikte bakmayanlar için elbette amaç değişebilmektedir.
Tarikat ya da cemaatlerin insanları kutuplaştırmaları ise kabile asabiyesi yerine dini grup/cemaat, taraftar/asabiyesi ortaya koymaktan kaynaklanıyor.
Hâlbuki tarikat ve tasavvufun özünde dünyevileşmek ve asabiye yaratmak yoktur. Herkes Allah'ın kuludur. Lakin cemaatler siyasal iktidarın ekonomik dağıtımının bir parçası haline geldiler. Dağıtımdan pay alabilecekleri siyasi partiye siyasal çıkar sağlamak için dini kullanmaktan çekinmiyor..
Buradan bir çeşit cemaat kabilesi yaratarak, bağlılarının beynini dini argümanlarla yıkayarak, öteki saydıklarına düşman haline getiriyorlar.
Artık "bir hırka bir lokma" yahut "yaratılanı yaratandan ötürü sevelim" felsefesi yerini, şirketleşmeye, holdingleşmeye ve sürekli zenginleşmeye bıraktı.
Bu seçimlerin demokrasiyi ve dolayısı ile de hukuk düzenini aratan iki yönü budur.