Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: İngiliz gazete seçim sonuçlarını değerlendirdi: batılılar memnun kalacak
Evrensel:
Mecliste 600 milletvekilinden sadece 103’ü kadın
Star:
İnce’den itiraf: hatam oldu, Kabul ediyorum
Yeniçağ:
Dolar’da tekrar yükseliş
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Emre kongar, 25 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Parti devleti millete karşı?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu seçimlerde, AKP/Erdoğan iktidarının Parti Devleti, millet iradesinin şeffaf ve adil bir biçimde sandığa yansımasını desteklememiş, tam tersine, başta medya olmak kaydıyla, Milli İrade’ye ipotek koymuştu.Aslında, Parti Devletinin Millete karşı olması süreci, Cemaat kadrolarının, AKP/ Erdoğan iktidarı ile birlikte icra ettiği, Ergenekon ve Balyoz Davaları’yla başlamıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu süreç daha sonra, 2010 yılı 12 Eylül Halkoylaması’yla, yine Cemaat ile işbirliği halinde AKP/Erdoğan iktidarının yargıya el koymasıyla devam etti.
Bu el koymanın en vahim sonuçlarından biri, 2014 yılındaki, bütün devlet memurlarının istifa ederek girmeleri gereken Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, Erdoğan’ın, Başbakanlık’tan istifa etmeden girmesiydi...
Bu seçimde, Erdoğan, Başbakanlıkın bütün olanaklarını kullanmış ve tamamen adaletsiz bir seçimle Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuştu.
2015 yılındaki genel seçimlerde, Parti Devleti bir kez daha Millete karşıydı:
Tarafsızlık yemini etmiş olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu seçimlerde doğrudan doğruya AKP iktidarının sözcülüğünü yapmış ve AKP, bütün devlet olanaklarını kendi propagandası için kullanmıştı.
7 Haziran sonuçlarına göre AKP/Erdoğan iktidarı Meclis’te çoğunluğu kaybetmiş ama Devlet olanaklarını kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sonuçlara göre kurulması gereken yeni hükümetin kurulmasını engellemiş, seçimleri 1 Kasım’da tekrarlatmıştı.
Derken, Erdoğan/AKP iktidarının Devletin Silahlı Kuvvetlerinin kritik noktalarına getirdiği Cemaat mensuplarının öncülüğünde girişilen 15 Temmuz 2016 darbe girişimi yapıldı.
İktidar, bu girişimi “Allah’ın lütfu” diye niteleyerek, 20 Temmuz’da Olağanüstü Hal ilan etti.
Ve Olağanüstü Hal ortamında, demokratik muhalefeti baskılayarak, 16 Nisan 2017’de, ucube “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Rejimi” Halkoylaması yaptı.
İşte 24 Haziran 2018 seçimleri, bir Cumhurbaşkanı adayının hapiste olduğu, bir partinin terörle suçlandığı, öteki adayların propagandalarının da adaletsiz bir biçimde sınırlandığı ve kısıtlandığı bir ortamda gerçekleştirildi.
Demokrasi mücadelesinin hiçbir zaman, hiçbir toplumda nihai olarak sonuçlanmadığını bilerek...
Temel hak ve özgürlüklerin daima korunması ve geliştirilmesi gerekliliğine inanarak...
...***
Faruk Çakır, 25 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Sandık günü geride kaldı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye sandık başına gitti ve tercihini yaptı.Rakamlara göre yurt içinde toplam 56 milyondan fazla seçmen 180 bin civarında sandıkta oy kullandı. Seçimlerde, 6 cumhurbaşkanı adayı ve 8 siyasî parti katıldı. Gümrük kapılarındaki oy kullanma ise 7 Haziran’da başlamıştı. Bu yazı seçim neticeleri belli olmadan yazıldığı için önümüzdeki günlerde yaşanması muhtemel siyasî gelişmeler konusunda bir tahmin yapmak mümkün değil. Ancak Türkiye’nin en başta ekonomik sıkıntılar olmak üzere önemli dertleri olduğunu unutamayız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Her imkân ve fırsatta hatırlatmaya çalışıldığı üzere Türkiye’nin hak, hukuk ve adalet yolunda ilerlemesi icap eder. Kim ki bu yolda kararlılıkla ilerler, bunun için çalışır, millete ve memlekete faydalı olur. Bunu yapmayıp işi ehline vermeyen kim olursa olsun onlar da milletimize zarar vermiş olur.
Tabiî ki Türkiye’de ilk defa seçim yapılmadı. 1950’de çok partili hayata geçildikten sonra yapılan her seçim heyecanlı olmuştur. En çarpıcı olanlardan biri de elbette 14 Mayıs 1950’deki seçimdir. O seçimle tek parti devri sona ermiş ve Demokrat Parti oyların yarıdan fazlasını alarak tek başına iktidara gelmiştir. Sonraki yıllarda da heyecanlı seçimlere şahit olunmuştur. Sonraki yıllarda da milletin tercihlerini dikkate alan ve almayan siyasetçiler arasında yarış devam etmiştir.
Türkiye siyasetindeki en büyük kırılmalardan biri de 12 Eylül 1980’deki darbe ile yaşandı. Bu tarihteki darbe 1960’daki darbe gibi kanlı olmadı, ama siyasî tesirleri bakımından belki de daha zararlı oldu. Darbeciler öyle bir anayasa hazırladılar ki aradan geçen neredeyse yarım asra rağmen bu anayasa tam olarak değiştirilemedi. 1980 darbesine imza atan darbeciler bir kaç yıl sonra idareyi siyasetçilere devretti, fakat ‘irade’yi devretmedi. Bu devir teslimden sonra çok farklı siyasî görüşlere mensup partiler iktidar oldukları halde darbecilerin anayasası çöpe atılamadı. Bugün çekilen sıkıntılarda bu anayasayı hazırlayanların da payı olduğu unutulmamalı.
Geride bırakılan bu seçimin döneminde aşırı kutuplaşmaların yaşandığına herkes şahit oldu. Değil aynı şehir, aynı köy, belki aynı aile içinde derin ihtilâflar çıktı. Çok keskin sözler, çok kırıcı tavırlara şahit olundu. Bu hal, umumî olarak Türkiye’nin ve milletin kaybetmesi anlamına gelir. Millet nezdinde olması icap eden muhabbet ve kardeşlik bağlarını yeniden tesis etmek çok zaman alacak. Türkiye bu meseleyi de önüne koyup düşünmek durumundadır. Fikirlerin bu kadar bölündüğü, ihtilâfların görünür hale geldiği, aile, komşuluk ve akrabalık bağlarının bu kadar zedelendiği başka bir seçim dönemi belki de olmamıştır. Böyle bir tablo karşısında endişeye kapılmamak mümkün olur mu?En büyük düşmanın cehalet, fakirlik ve ihtilâf olduğunu bilenlerin bu meseleye çok daha farklı bir pencereden bakmasına ihtiyaç vardır. Türkiye ne zaman ki cehaleti, fakirliği ve ihtilâfı gerçek anlamda mağlûp etmiş olur; asıl o gün millet olarak kazanmış sayılırız. Yoksa cehaletin, fakirliğin ve ihtilâfın diz boyu olduğu bir yerde kimse kazanmış olmaz.Sel gider kum kalır. Tartışmalar biter, asıl dert kalır. Hep birlikte cehaleti, fakirliği ve ihtilâfı etrafımızdan ve memleketimizden kovalım.
...***
Remzi Özdemir, 25 haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Patates ve soğan fiyatları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye'nin gündemi patates ve soğan fiyatları.Patatesin fiyatı 5 lirayı, soğan ise 6 lirayı geçti.Tarım Bakanı fiyatların artmasını şaşkınlıkla karşıladı.Hükümet her zaman olduğu gibi yine manipülasyon dedi. Birkaç gün içinde normale döneceğini açıkladı.Hafızanızı zorlayın. Zorlayamıyorsanız da Google'a yazın.Et, pirinç, bulgur, mercimek, şeker, peynir, süt ve daha onlarca gıda fiyatındaki artışa ve artış ile ilgili bakanların açıklamalarına.Et fiyatları hiç düştü mü? Yüz binlerce ton et ithal edildi.Ne oldu?Fiyatı bir kuruş bile gerilemedi.Pirinç fiyatı da aynı.Tıpkı soğan ve patates gibi hemen ithal edileceği açıklandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İddiaya göre, bu oyunu bozacaklar.Ortada bir oyun varsa bunu kuran kendileri.Oyunun adı tarım politikası. Kötü ve beceriksiz tarım politikası iflas etti.Gıda fiyatlarındaki artış bu iflasın ürünüdür.Doların 5 lira sınırına dayandığı, her şeyin ithalatla karşılandığı bir ülkede siz ne bekliyorsunuz?Sanayide üretimimiz bitti.Doğru dürüst bir tarım ürünlerimiz vardı onu da bitirdiler. 5 liralık mazot fiyatı ile çiftçi ne yapabilir, söyler misiniz?Türkiye artık tarım ürünleri de üretmiyor.24 Haziran yani sıcakların en etkili olduğu bir dönemde bile 1 kilo domatesin fiyatının 5 lira olduğu bir ülkede kimse konuşmasın. Çünkü o ülke de çiftçisi de iflas etmiştir. Eskiden çiftçiler tefecilerin eline terk edilirdi. Kış boyunca parasız kalan çiftçi mecburen tefecinin vicdanına sığınırdı. Şimdi tefeciler yok ama onun yerine tefecilerden daha da vicdansız bankalar var.Onlar buna tarım bankacılığı diyor. Çiftçi bir kez bu bankaların eline düştü mü bir daha kurtulamıyor.Yine Google'a "bankadan satılık tarla" yazın bakın.Tam 506 bin sonuç çıkıyor. Yüzlerce değil binlerce tarla banka tarafından borcunu ödeyemeyen çiftçinin elinden alınmış ve satışa çıkartılmış. Banka tarlayı bir başkasına satacak. O da hükümetin mevcut ekonomi politikası nedeniyle bankalardan kredi almak zorunda kalacak. Yine borcunu ödeyemeyecek ve banka yine el koyacak.Banka bir kez daha "bankadan satılık tarla" ilanı koyacak.Türkiye bu kısır döngüye girdi.