Haziran 30, 2018 08:48 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Türkiye'de bir ilk: YAŞ’ı Erdoğan toplayacak

Evrensel:

'OHAL’i yerleşik hale getirecek düzenlemeler kabul edilemez'

Milli gazete:

Saadet Partisi'nde istişare dönemi

Yeniçağ:

MHP: Aydın'da oylarımız kayboldu, AKP'nin oyu arttı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz, 29 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, ““OHAL kalkacak” lâfı bile...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“OHAL’in ilan edilişinden beri, sebep olduğu keyfî ve hukuksuz uygulamalar yüzünden yaşanan mağduriyetler hızla artar ve yaygınlaşırken, Türkiye’nin âcilen normalleşmesi gerektiğini ısrarla vurgulayageldik. Hattâ daha öncesinden itibaren.Yazılarımız ve konuşmalarımız ortada.Buna karşılık iktidar da aynı ısrar ve inatla OHAL’i defalarca uzatarak devam ettirdi.Hattâ baskın seçim kararı öncesinde dahi aynı şeyi yaptı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Dahası, seçim beyannamesinde bile “OHAL’e devam” mesajı verdi.Millet İttifakında birleşen partiler ise tam tersine “İlk işimiz OHAL’i kaldırmak” taahhüdünde bulundular. Ve bu vaad, kitlelerde kabul gördü, mâkes ve destek buldu.

İktidarın seçime ramak kala bu konuda da keskin bir U dönüşü yaparak “Biz de OHAL’i kaldıracağız” deme gereği duymasının asıl sebebi bu durumu görmüş olmasıydı.

Gerçi sonra “İhtiyaç olursa yine getiririz” gibi eklemelerle bu taahhüdünü belirsizleştirip, ayrıca OHAL kalksa bile KHK’larıyla yapılanların devam edeceği mesajı verdi.

Ama netice itibarıyla “Seçimden sonra OHAL kalkacak” lâfının telâffuz edilmesi dahi hissedilir bir rahatlamaya sebep oldu.

Normalleşme işaretleri gelmeye başladı.AYM’nin Ocak ayında verdiği tahliye kararına rağmen altı aya yakındır içeride tutulmaya devam edilen Mehmet Altan’ın İstinaf Mahkemesi kararıyla nihayet serbest bırakılması, bu işaretlerin en sonuncusu.

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Bylock mahkûmiyetlerini terör örgütü üyeliği suçlamasını kesin olarak ispatlayacak içeriklerin tesbiti şartına bağlayan son kararının duyurulması da.Gerçi bu olumlu işaretlere karşı, keyfî  gözaltı ve tutuklamaları devam ettirerek, normalleşme sürecini sabote edip engellemek isteyenlerin gayretleri de sürüyor.

Ama galiba artık şartlar onların aleyhine dönüyor, dengeler pozitif yönde şekilleniyor ve siyasî iklim de o yönde değişiyor.Zaten ibrenin hukuka dönmeye başladığını yılın ilk aylarından itibaren görüp ifade etmeye başlamıştık. Engelleme veya en azından geciktirme gayretlerine rağmen bu sürecin devam ettiğini gözlüyoruz.Temennîmiz hızlanması ve mağduriyetlerin de telâfisi aşamasına artık geçilmesi.

…***

Emre Kongar, 29 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “24 Haziran’ın getirdikleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bugün derinliğine özel analizlere devam etmeden önce hızlı bir envanter yapmak istiyorum. “Bu kez kazanacağız” umuduna kapılan seçmende büyük bir düş kırıklığı.CHP ve İnce tarafından yarı yolda bırakıldığı düşüncesi ile, demokrat seçmende CHP liderliğine ve Muharrem İnce’ye karşı bir öfke. Sandıklara ve oylara yeterince sahip çıkılamadığı, sonuçların gerçekleri yansıtmadığı konusunda bir düş kırıklığı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

AKP’nin hem Anayasa’nın eşitlik ilkesine hem de şeffaf ve adil bir seçim ilkesine aykırı olan yeni Seçim Yasası ile ve Olağanüstü Hal koşullarında, baskı altında, Parti Devleti haline gelmiş olan Devlet denetiminde yapılan seçimlerden dolayı, Demokratik Rejime ve seçimlere karşı olan güvenin sarsılması.

AKP’nin oy kaybettiğini görerek, MHP ile yaptığı ittifak sonucunda, Meclis’te bu ittifak aracılığıyla, zaten ona hep koltuk değneği olmuş olan MHP ile birlikte çoğunluk kazanması; yani yüzde on seçim barajını arkadan dolanan ve Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olan seçim yasasının izin verdiği “ittifak” manevrasının başarıya ulaşması.

AKP/Erdoğan-MHP/Bahçeli ittifakının, İYİ Parti’nin kuruluşunu ve seçime katılmasını önleme stratejisinin, CHP ve Demokrat Milliyetçi taban tarafından engellenmesi, böylece iktidarın en önemli stratejilerinden birinin iflası.

Akşener’in Türkiye’deki siyasette yeni bir lider olarak ortaya çıkması.

İYİ Parti/Akşener aracılığıyla Milliyetçi siyasal çizginin önemli bir bölümünün, Demokrat nitelik kazanması.

İYİ Parti’nin Milliyetçi siyaset ile, Orta Sağ arasında bir köprü niteliği kazanması ve AKP’den taban kazanması.

AKP/Erdoğan-MHP/Bahçeli ittifakının, HDP’yi baraja takarak, havadan 70-80 kadar sandalye kazanma stratejisinin iflası.

Kürt kökenli siyasal çizginin temsilcisi olan HDP’nin, teröre karşı olan ve Türkiye’nin genel sorunlarına eğilen bir parti kimliği ile yeniden tanımlanması.

Demirtaş’ın HDP’yi PKK teröründen ayrıştıran ve sol siyasetin temsilcisi yapan liderliği ve bu liderliğin “Hapisten” yaptığı kampanyadaki başarısı.

Batılı seçmenin HDP’ye destek vererek bu partiyi, etnik bağnazlıktan öte bir yaklaşımla, ülke sorunlarının geneline yönelik bir strateji izlemeye yöneltmesi.

Saadet Partisi’nin, din çizgisinde siyaset yapan bir partinin de Demokrat değerlere katılabileceği konusunda, (AKP/Erdoğan iktidarının kötü örneğine karşın) bir örnek vermesi.

CHP’nin ve CHP’li seçmenin sadece kendi partisi için değil, tüm ülkedeki demokrasi adına İYİ Parti ve HDP’ye de gerekli desteği vermesi, böylece partinin Demokrat kimliğini pekiştirmesi.

Muharrem İnce’nin yeni bir siyasal lider olarak parlaması ve seçmene umut vermesi. AKP/Erdoğan iktidarının tek başına Meclis’teki çoğunluğunu kaybetmesi ve tabandaki erimenin seçim sonuçlarına yansıması.

AKP/Erdoğan iktidarının MHP/ Bahçeli çizgisine mahkûm olması. Erdoğan’ın bütün baskılara ve adaletsiz yarışa karşın ancak ilan edilebilen yüzde 2.5 puan ile seçilebilmiş görünmesi. Ve bence en önemli sonuç: Ülkenin neredeyse yarısının, müthiş bir Demokrasi Bilinci geliştirerek sandıklara sahip çıkması.

…***

Batuhan Çolak, 29 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AK Parti'ye oy vermeyen 28 milyon!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“24 Haziran seçimleri, tüm dezenformasyon girişimlerine, hedef göstermelere ve saldırgan siyasi söylemlere rağmen büyük bir skandala yol açılmadan tamamlandı.İttifakları oluşturan partiler birbirlerini; FETÖ ve PKK ile iş birliği yapmakla ve vatana ihanetle suçladı. Vatandaşlar da haliyle kutuplaştı.Seçim sonuçlarına göre AK Parti 21 milyon oy alarak Meclis'in en güçlü partisi oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

AK Parti'yi 11 milyon oyla CHP, 5.8 milyon oyla HDP, 5.5 milyon oyla MHP, 5 milyon oyla İYİ Parti ve 1 milyon oy ile diğer partiler takip etti.AA'nın sonuçlarına göre Türkiye'de; AK Parti'ye 21 milyon oy giderken, 28 milyon oy da diğer partilere gitmiş. 1 milyonun üzerinde de geçersiz oy var.Bu tabloda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Herkesin Cumhurbaşkanı olma" mesajını güçlendirip, AK Parti'nin de hoşgörü iklimi çerçevesine Türkiye'yi şekillendirmesi gerekiyor.Kim ne derse desin siyasi anlamda en çok icraatı, en çok kanunu, en çok değişikliği yapacakları bir döneme girdiler.Devletin neredeyse tüm kadroları kendi ellerinde şekillendi. Birçok tehdit unsuru ve potansiyel rakipler saf dışı edildi. Medyanın durumu ortada...Ama ne hikmetse ve her nedense söylemler daha da sertleşiyor.Sanki muhalefeti canlı tutup "rakip" konumlandırmasını sürdürmek istiyorlar.Bir emin olamama, bir gerginlik hâli var. Bakın tekrar ifade ediyorum; AK Parti'ye oy veren 21 milyonun dışında 28 milyon insan da farklı partilere oy vermiş durumda... Bu, AK Parti'nin herkesi kucaklama zorunluluğunu ortaya koyuyor.Tüm bu gerçekliğe rağmen, farklı bir şekilde hareket etmek, insanlarımızı kutuplaştırmak çok farklı sonuçlara neden olabilir.24 Haziran gecesi AK Partili bir grubun ellerinde silahlarla yaptıkları kutlamalar herkesin ders çıkarması gereken bir örnek.O görüntülerdeki grup, oluşturulan algı nedeniyle sanki aynı mahalledeki komşularını değil de düşmanı yenmiş gibi hareket ediyor. Bu görüntüler 2018 Türkiyesi'nde hayal edilebilir miydi?Hiçbir seçim akşamı, şehir meydanlarında kadınların ellerine silah alarak sağa-sol ateş açtıklarını görmemiş, duymamıştım.Öte yandan Soylu'nun açıklamasında bir detay daha var, "PKK'lıların cenazeleri çok sınırlı şekilde kaldırılıyor, ama CHP için bir kontenjan açılabilir."Anlaşılan o ki tek bir cümleyle Valiler denileni yapabiliyor.