Temmuz 01, 2018 08:47 Europe/Istanbul

Milli gazete: Kredi kartı faiz oranları artırıldı

Evrensel:

Muş'ta yeniden oy sayımı için somut delil yok, AKP’nin ısrarı var

Yeniasya:

AYM'den OHAL kanunlarına ilişkin iptal başvuruları hakkında karar

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Özgür Mumcu, 30 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Soylu ne yapıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’de seçim zaferlerinden sonra iktidarın seçim atmosferinin yarattığı toplumsal ve siyasi gerginliği azaltmak amacıyla kapsayıcı açıklamalar yaptığı bilinir. Erdoğan’ın balkon konuşmalarında somutlaşan bu gelenek, 24 Haziran sonrasına yansımadı. Seçim sonrası gelen yumuşama havasının üzerinden fazla zaman geçmeden dağılmasına ve yerini otoriter yönetime bırakmasına alışığız. Ancak görüyoruz ki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ardı ardına sert ve kutuplaştırıcı mesajlar vermek için bir hafta bile beklemedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP’ye sonradan katılmış, yakın geçmişin yüksek sesli bir Erdoğan karşıtı olan Soylu’nun bu çabası, kendini belki de biraz yabancı hissettiği partiye kabul ettirme arzusuyla açıklanabilir. Gelgelelim bu ancak işin sadece küçük bir kısmı.

Kutuplaştırma üzerine kurulu bir yönetim anlayışının artık göstermelik de olsa kapsayıcılık iddiasında bulunmayı bıraktığını anlıyoruz.

CHP, biraz kendi seçmeninden fakat daha da çok iktidar çevresinden gelecek tepkilerden ötürü HDP’yle bir ittifak kurmadı. HDP böylelikle Meclis’e girme ihtimaline sahip partilerden yüzde 10 barajını aşması gereken tek parti olarak seçime girdi. 24 Haziran öncesinde, Erdoğan’ın ve AKP’nin, HDP’nin baraj altı kalmasını ne denli önemsediğine hep beraber şahit olduk.

Şimdi HDP Meclis’te. Partinin Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Ağrı’da öldürülen Mevlüt Bengi sebebiyle İçişleri Bakanı tarafından aranıyor ve kendisine Türkiye’de artık “yaşam hakkı olmadığı” tebliğ ediliyor. Herhalde ciddi bir tehdit barındırdığı konusunda şüphe duyulmayacak bu telefon konuşmasını İçişleri Bakanı bırakalım reddetmeyi, “daha da fazlasını” söyledim diyerek kabul ediyor.

Süleyman Soylu, Erdoğan tarafından bakan yapılmak için kendini göstermek amacıyla ve Cumhurbaşkanı’nın gözüne girmek arzusuyla bu bölücü söylemi benimsemiş olabilir. Bir diğer ihtimal ise bu söylemin ve buna dayanacak icraatın yeni rejimin kendisi olması.

Suruç’ta üç vatandaşın bir devlet hastanesinde katledildiği iddiaları hakkında ne yapıldı? Seçim gecesi ellerinde uzun namlulu tüfeklerle sağa sola ateş açanlar hakkında nezarethanede biraz ağırlanıp serbest bırakılmak dışında bir işlem yapılacak mı? “Yaşam hakkınız yok” ifadesini yargı nasıl yorumlayacak?

Bu konulardaki gelişmeler, Süleyman Soylu’nunkinin bireysel bir performans mı yoksa yeni rejimin karakterinin bir parçası mı olduğunu anlamamıza yarayacak.

...***

Kazım Güleçyüz 30 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yeni dönemde iktidar ve muhalefet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“16 Nisan referandumuyla ilk adımı atılan projede 24 Haziran seçimiyle bir sonraki aşamaya geçildi.Erdoğan’ın tekrar cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, başbakanlığı ve bakanlar kurulunu kaldırıp yerine cumhurbaşkanını ve kabinesini getiren sistemin önü açıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Artık icra organı, başkan ve adamları. Kabinede yer alacak kişiler milletvekili olmayacak. Vekiller içinden kadroya dahil edilenler olursa milletvekilliğini bırakacak. Ama AKP’nin Meclis çoğunluğunu kaybettiği bir tabloda, sayıyı daha da azaltmamak adına, bu yol herhalde tercih edilmez.

Sonuç olarak yeni modelde kabine, kendileri her ne kadar aksini iddia etseler de, parlamento ile ilişkisi son derece zayıf ve gevşek bir “teknokratlar hükümeti” olacak. Meclisten güvenoyu almayacak, gensoru ve sözlü soru gibi denetim mekanizmaları olmayacak.

Bu modelin işleyişte ne gibi sonuçlar ortaya çıkaracağını ise yaşayarak göreceğiz.

Seçim öncesinde AKP, cumhurbaşkanı ile uyumlu, ona sıkıntı çıkarmayacak, “parazit yapmayacak” bir Meclis çoğunluğu beklentisini çok net sözlerle dile getirmişti.Ama sandıktan çıkan sonuç farklı oldu.

AKP, 7 Haziran 2015 seçiminde olduğu gibi Meclis çoğunluğunu kaybetti. Seçime Cumhur İttifakı adı altında birlikte girdiği MHP ile neyi ne kadar yapabileceği ise önemli bir soru işareti.

Yeni dönemde kendisini “kilit parti, denge ve denetleme unsuru” olarak niteleyen MHP, Saray kabinesinin oluşum ve işleyişinde ne ölçüde etkin ve belirleyici olacak?

Erdoğan farklı partnerlere yönelebilir mi?

Yeni dönemde, yeni katılımlarla çeşitlenen muhalefetin izleyeceği yol haritası da denklemin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Millet İttifakına dahil partiler, adalet, hukuk ve demokrasi eksenindeki beraberliklerini Mecliste de devam ettirebilmeliler.

Özellikle İyi Parti ve Meclise girmesine vesile olduğu DP, bu konuda ısrarlı olmalı.

Ve ambargo ve engelleri aşarak bir kez daha Meclise giren HDP, kendisine uygulanan tecrit ve dışlanmışlığın getirdiği blokajı kırarak en azından ortak konularda oluşacak beraberliklere dahil olabilmeli ve dahil edilebilmeli.Cevapları zaman ve gelişmeler verecek.

...***

Remzi Özdemir, 30 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enkazın altında kalmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Arjantin, Gana, Moğolistan, Pakistan, Sri Lanka, Zambiya ve Türkiye.Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's cari açığı yüksek, dış borç ödemesi çok fazla ve döviz cinsi kamu borcu yüksek olan 7 ülke arasına Türkiye'yi de koymuş.Moody's, bu ülkelerin güçlü dolar karşısında daha fazla etkileneceklerini ve döviz rezervi kaybına yol açacağını bildirdi.Moody's Türkiye'ye yönelik uyarılarını son 2 yıldır yapıyor.Hükümet yöneticileri ise "yok hükmünde" deyip duruyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:s

...***

Türkiye, uluslararası bir kredi derecelendirme kuruluşunun raporunu yok hükmünde sayabilir mi?Elbette sayar! Ama aynı zamanda yerinde sayar.Kredi derecelendirme kuruluşları bu notu ve raporu Türkiye için hazırlamıyor ki! Bu tür kuruluşlar raporlarını bu ülkelere kredi verecek, yatırım yapacak veya alacağı olanlara yönelik hazırlıyor.Bu tıpkı Türk bankalarının kendi aralarında oluşturduğu Kredi Kayıt Bürosu gibi. Siz farkında değilsiniz ama bu kayıt bürosu Türkiye'de herkesin mali yapısını inceliyor.Kredi kartı harcamanızı, düzenli ödeyip ödemediğinizi ve daha birçok şeyinizi inceleyip analiz yapıyor ve size bir not veriyor. Eğer notunuz düşük ise, bankalardan bir kuruş kredi alamıyorsunuz. İsterse bankanın genel müdürü imza atsın yine kredi çıkmıyor. Sistem otomatik olarak reddediyor.Bu sistem sadece sizin değil aynı zamanda eşinizin ve çocuğunuzun geliri-giderini bile takip ediyor. Borcu çok, yüksek cari açığı yüksek ve döviz cinsi kamu borcu yüksek bir ülke.Bir de ekleme yapıyor. Dikkat edin bunların kasasındaki yani Merkez Bankası'ndaki döviz rezervi çok hızlı eriyecek.Nitekim 28 Haziran 2018 itibarıyla T.C Merkez Bankası, döviz rezervini açıklıyor.Türkiye'nin altın dahil toplam uluslararası rezervleri son iki ayda yaklaşık 9 milyar dolar eridi. Bu, rezervlerin yüzde 8'i demek. Yine bankalardaki mevduatlar da hem TL hem de yabancı para bakımından 5,7 milyar dolar azaldı.Yani bankaların kasası da kuruyor. Bankalar artık eskisi gibi bol keseden konut, ihtiyaç ve başka şeylere kredi vermek için kaynak bulamıyor. Vatandaşın mevduatı kalmadı. Banka için tek kaynak olarak yurt dışı görünüyor. Yurt dışı kaynak için ise tabii ki Türkiye'nin ve o bankanın kredi notu çok önemli.Yani "bizim için yok hükmünde" dediğiniz kredi notu karşınıza çıkıyor.Yukarıda anlattıklarımı toplayıp çıkartın ve sonucunda önümüzdeki günlerin ne kadar zor, ne kadar sıkıntılı geçeceğini görürsünüz. Hiçbir ekonomik başarısı ve politikası olmayan, tamamen Amerika'nın parasal genişleme politikası ile ülkeyi inşaat alanına çeviren bir siyasi parti yeniden iktidara geldi.Ortada büyük bir enkaz var. Vatandaş AKP'yi bir kez daha iktidara getirerek bu enkazın faturasını ödetmek istedi.  Belirli bir kesim bunun farkında olmayabilir ama AKP, yeniden iktidara gelerek bu faturayı zorunlu olarak ödemek durumunda kalacak.Türkiye 10 yıl aradan sonra emin olun ki, bir kez daha IMF'nin kapısını çalmak mecburiyetinde kalacak.Düşünebiliyor musunuz başka bir parti gelmiş olsaydı Sayın Erdoğan ne derdi?"Biz gittik, ülkeyi IMF'ye mahkûm ettiler!"AKP iktidarı, daha düne kadar "bizden borç istediler" diye dalga geçtiği IMF'ye er ya da geç gidecek.Çünkü devasa enkazı kaldırmak için ne kaynak ne de politika var.