Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: AK Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, gündemlerinde herhangi bir şekilde erken seçim bulunmadığını bildirdi
Milli gazete:
Cebimizdeki para hızla eriyor... Yangın büyüyor
Cumhuriyet:
İnce bayrak açtı
Yeniçağ:
CHP'li Hamzaçebi'den acı reçete uyarısı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Soner Yalçın, 3 Temmuz tarihli Sözcü gazetesinde, "polise seçimde gizli görev" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Anadolu Ajansı'nın sandık sonuçlarını hemen öğrenip tv ekranlarına aktarmasını sadece ben mi merak ediyorum? 180 bin 556 sandık başında bir AA çalışanı bulunması olanaksız. 49 bin 196 sandık alanında bir AA çalışanı bulunması olanaksız. Mevcut gazeteci sayısıyla 957 ilçe seçim kurulunda bir AA çalışanının bulunması olanaksız. Sorumu tekrarlıyorum: Anadolu Ajansı sandık sonuçlarını nasıl alıyor?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Sordum: AA, bir özel şirketle sözleşme yaparak her sandık başına taşeron bir görevli mi koydu? – Yoksa AA, AKP Genel Merkezi'nde kurulan Sonuç Alım Sistemi (SAS) üzerinden mi verileri alıp tv ekranlarına/abonelerine yansıttı? Aradan dört gün geçti. Ne Anadolu Ajansı'ndan ne hükümetten ne de muhalefetten bir tek yanıt aldım. Bu konu önemsiz mi? Oysa… Türkiye'de son seçimler, AA'nın verdiği veriler sonucu gece yarısı bitiyor. Erdoğan balkon konuşması yapıyor; ve muhalefet birbirini yemeye başlıyor! Sandıklar unutuluyor… Bir örnek vermeliyim: 17-25 Aralık 2013 operasyonuyla AKP-FETÖ ilişkisi bitti. O tarihe kadar seçim sonuçlarının yıldızı FETÖ'nün Cihan Haber Ajansı idi. Bu durum 30 Mart 2014 yerel seçiminde kırıldı. Dönemin AA Genel Müdürü Kemal Öztürk, Erdoğan'a giderek Cihan Haber Ajansı'nın tekelini kırdı! Artık sandık sonuçlarına AA hakim olacaktı… Yani… Bu işin ilk “ustası” FETÖ idi! Sandık sonuçlarını ekrana ilk vermek önemliydi…
“AA'nın sandık sonuçlarına nasıl hızlıca hakim olduğu” sorusunu unutmuş değilim. Yanıtlayacağım… Ama sandık sonuçlarını “sorusuz kabul ediş” canımı yakıyor! Örneğin… Önceki seçimlerde… Doğu illerindeki sandıkların saat 16.00'da kapanması sebebiyle açıklanan/ ekrana verilen ilk sonuçlarda hep AKP yüzde 60'lar oranında yüksek gösterildi. 24 Haziran 2018 seçiminde Doğu-Batı illeri arasında saat farkı olmadı; seçim her yerde 17.00'de sona erdi. Ama… Ekrana yine AKP oyları yüzde 60'lar olarak verildi! Hadi önceki seçimlerde Doğu illeri sandıkları önce kapanıyordu, ya şimdi? Bakınız: Elinizdeki yazılımla –stratejiniz gereği- rakamlarla istediğiniz gibi oynayabilirsiniz. İstediğiniz veriyi basarsınız tv kanallarına! Yani, bir yazılım düşünün hedef oranları verirsiniz; ve bu hedef oranlarına ulaşacak sahte bir senaryo çizilebilirsiniz! Hele YSK sizinle aynı kafada olursa! Söz geldi; hep aklımdaki soru: YSK tüm sandık sonuçlarını neden halka açmıyor? Sandık verileri güya açık ama tek tek bakabiliyorsunuz! 180 bin sandığın verisini tek tek indirip Türkiye geneli oranlarını bağımsız olarak hesaplayamayacağınıza göre gerçek oranı bilmek imkansız! Hep şeffaf gibi görünen bir kalın örtü var! Bu nedenle öyle iddialar var ki: Seçim sebebiyle Yüksek Seçim Kurulu binasının bir katı Anadolu Ajansı'na mı tahsis edildi? Soru çok… Yanıt hiç yok…
…***
Orhan Uğuroğlu, 3 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Yeni sistemin muhalefeti"başlılı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"16 Nisan'da Başkanlığa onay verdi Millet. 24 Haziran'da kararını teyit etti Millet. Şimdi ne yapmalı muhalefet? Demokratik Parlamenter Rejime dönmeyi artık akıllarından dahi geçirmemeliler. Bu yeni sistemi milletin lehine kullanmak istiyorlarsa AKP dışındaki tüm partiler Meclis'te iş birliği yapmalıdır. Yargının bağımsızlığı için yapılacak yasal düzenlemelerde iş birliği şarttır. Meclis'in gücünün sıfırlanmaması için AKP dışındaki partiler güç birliği yapmalıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tek adam yönetiminin hatalarına karşı Meclis'in denetim ve kontrol gücü aktif şekilde sağlanmalıdır. Meclis Başkanlığı çok önemli bir görevdir, MHP aday çıkarmayacağını peşinen ilan etmiştir. Muhalefet ise bu ön kararı kırmak için bir MHP milletvekilini aday gösterip destekleyebilir. Meclis komisyonlarında AKP'nin hakimiyet kurmaması için tüm partiler etkin iş birliği yapmalı ve komisyonların başkanlıkları ve üye durumu partilerin milletvekili sayılarına göre dağıtılmalıdır. Meclis Başkanvekilleri sayısı 4, ancak grup kuran parti sayısı 5'tir. Acilen yapılacak iç tüzük değişikliği ile 5 partinin de Meclis Başkanvekili çıkarması sağlanmalıdır. Cumhurbaşkanı adayı olmayan ancak parti genel başkanı olan Meral Akşener ve Selahattin Demirtaş'ın partileri grup kurma hakkı kazanmıştır. Ancak bu iki isim milletvekili olmadıkları için Meclis Grup Başkanı olamayacaktır ki, yapılacak iç tüzük değişikliğinde bu sorunu da çözecek hukuki adım atılmalıdır. Yeni Anayasa'da önemli bir çelişki de vardır. Bu da hem "taraflı" hem de "tarafsız" cumhurbaşkanı olma çelişkisidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9 Temmuz'da Meclis Genel Kurulu'nda göreve başlamak için yemin edecektir ki bu yemin metninde 16 Nisan anayasa değişikliğinde unutulan, "tarafsız" olma hükmü vardır.Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak şu sözlerle cumhurbaşkanlığı yemini edecek: "Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim." 16 Nisan anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanına partili olma imkanı da tanınmıştır. Bu yemini edecek kişi AKP Genel Başkanı'dır ve görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine "namusum ve şerefim üzerine and içerim." şeklinde yemin edecektir. Temel fıkrası gibi değil mi? Sadece bu hüküm bile yapılan anayasa değişikliğinin acemiliğini ortaya koymaktadır. İşte bu yüzden yapılacak değişiklik ile tarafsızlık ilkesi benimsenecek ise partili olma hükmü, tersi olacak ise tarafsız kelimesi anayasadan çıkarılmalıdır. 9 Temmuz'da bu yemini edecek olan Erdoğan'ın AKP Genel Başkanlığı'ndan istifa etmesi ve 5 yıl boyunca partisi ile ilişkisini kesmesi düşünülebilir mi? Bence Erdoğan asla bu adımı atmaz. Meclis'te bulunan partiler cumhurbaşkanlığı yeminindeki bu tarafsızlık ilkesini çıkartırlar mı? Hiç sanmam.
...***
Kazım Güleçyüz, 3 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, "İyi Parti ve demokratlar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Meclise yeni giren İyi Parti’nin ve listelerinde adaylarına yer vererek parlamentoda temsil imkânı sağladığı Demokrat Parti’nin takip edecekleri strateji çok iyi tesbit edilmeli. 24 Haziran seçiminden çıkan sonuçlarla seçim öncesinin gözlemleri arasındaki derin fark 16 Nisan sonrasına çok benzeyen bir tablo ortaya çıkarırken, seçim gecesi yaşananların zihinlerde oluşturduğu istifhamlar da sürüyor.Ama artık bunları konuşmanın çok fazla bir anlamı ve pratik bir faydası yok. Şimdi odaklanılması gereken şey, mevcut tablo içinde neyin nasıl yapılacağına dair bir yol haritası belirleyip ona göre yola koyulmak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu noktada bilhassa Millet İttifakının güçlenerek devamı büyük önem taşıyor.
Yine bu ittifak içinde, özellikle Meclise yeni giren İyi Parti’nin ve listelerinde adaylarına yer vererek parlamentoda temsil imkânı sağladığı Demokrat Parti’nin takip edecekleri strateji çok iyi tesbit edilmeli.
İyi Parti’nin yola çıkarkenki başlıca handikaplarından biri, MHP’den kopma kadroların öne çıktığı bir parti imajıydı. Yüzde 5-6’ları geçmesi beklenmeyen MHP’nin seçimde aldığı sonuç, parti tabanında çok fazla bir kayma olmadığını göstermiş gibi.
O zaman İyi Parti kimden oy aldı? Bunun analizini araştırmacılar yapadursun, çıkan sonuç İyi Parti’yi rahatlatmış olmalı.
Çünkü “çakma MHP” imajını silebilir.
İyi Parti’nin, bu imaj problemine ilaveten iktidar tarafından çıkarılan tüm engellere, “seçime sokmama” kumpasına, karartmalara, kara propagandalara rağmen yüzde 10 gibi bir oranı yakalayıp 43 vekille Meclise girmesi küçümsenmeyecek bir başarı.
Bunda Millet İttifakının sağladığı imkânın yanı sıra listelerindeki demokrat adayların performansı da etkili olmuş olmalı.
2002’den beri siyaset sahnesinde yer almasına fırsat verilmeyen, adeta adım atmasına ve kıpırdamasına dahi müsaade edilmeyen demokrat misyonun 16 sene sonra Mecliste temsil edilme konumuna erişmesi son derece önemli bir gelişme.