Türkiye'den köşe yazarları
Karar: TSK Kuzey Irak'ı bombaladı
Star:
Külliye’de Başkanlık için hummalı çalışma
Yeniasya:
Ormanlarımız ihmal kurbanı
Cumhuriyet:
Bilal Erdoğan'ın vakfına Fener isyanı: Talana izin yok
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Çiğdem Toker, 4 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yüksek enflasyonda dolarlı ihale"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" TL, son üç ayda yüzde 20 değer kaybetti. Enflasyon, yıllık bazda yüzde 15.39’a yükseldi. TÜİK’in haziran ayı enflasyonunu açıklamasının ardından dolar 4.68 TL’ye fırladı. Manzara bu kadar açık ve geleceğimiz için ürkütücüyken, bu iktidar 20 gün sonra dolar üzerinden kamu ihalesi yapacak. 20 gün sonra ve dolar üzerinden, evet. Son bir ay içinde üzerine dört yazı yazdığım “Beş Kalem Tıbbi Cihaz Tedarikine İlişkin Sanayi İşbirliği Projesi”nden söz ediyorum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hani, Türkiye’de üretim yapabilen “Yerli Malı” belgeli firmalar olduğu halde, dijital röntgen ve hastabaşı monitör cihazını da ancak MR cihazı üretebilen yabancı (ve çok büyük) firmalardan almak anlamına gelen “kısmi teklife kapalılık” koşulu içeren ihaleden. Doların üç ayda yüzde 20 değer kaybettiği bir ülkede, dolar üzerinden kamu ihalesi yapmakta ısrar eden benmişim gibi. Bakanlık Müsteşarı Eyüp Gümüş, dün Sabah gazetesinde yayımlanan açıklamasında tıbbi cihaz ihalesinin en önemli koşulunun yerelleşme olduğunu belirtmiş. Dijital röntgen ve monitör alanında yerel firmalar olduğunu, MR, ultrason ve tomografi cihazlarının ise yerli üretimle yerelleşmesini amaçladıklarını söylemiş. Daha önce Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın OSTİM ziyaretini ve sonrasındaki gelişmeleri yazdım. Bakın orada da sonrasında da bu sektörde üretim yapan işletmeler uyarıyor:
- Hazırlanan şartnamenin “milli ve yerli” söylemiyle hiçbir ilgisi olmadığını, yerelleştirme adı altında binlerce görüntüleme cihazının hazır alım ve montaj yoluyla 2020 yılına dek ithal edileceğini, yerli üretim kısmında bugün sözleşme imzalansa dahi üretimin ancak 2020 sonunda başlayacağını anlatıyorlar. - İhale sonunda alımı yapılacak 350 adet MR cihazının 143’ünün ithal edileceğini, kalan 207 adetin yerli üretim koşullarına tabi olacağını, kalan 7 yıla bölündüğünde yıl başına 29 MR cihazının düştüğünü, böyle bir “tasarım”ın “Sanayi İşbirliği Projesi” amacıyla nasıl örtüştüğünü sorguluyorlar. - İhaleye konu toplam 3236 adet dijital röntgen cihazının 1818 adedinin ithal edileceğini, kalan 1418’in yerli üretim koşullarına tabi olacağını, bu sayının 7 yıla bölündüğünde sene başına ancak 202 dijital röntgen cihazı düştüğünü belirtiyorlar. -Dijital röntgen ve monitör Türkiye’de üretilirken bu ihalenin “kısmi teklife kapalı” yapılmasının, fabrikaların kapanması anlamına geleceğini vurgulayıp soruyorlar: Zaten mevcut ve halihazırda son teknoloji ile üretilmekte olan bu cihazların hangi teknolojisi transfer edilecek? Sonuç: 24 Temmuz’da teklifleri dolar üzerinden verilecek olan tıbbi görüntüleme cihaz ihalesinin tekelleşme ve orta vadede sağlık yönetiminde “muhtaçlık”a yol açacağı uyarıları bizzat sektör içinden dile getiriliyor. ...***
Ahmet Takan, 4 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " CHP bürokrasisi ne diyor?.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Geleneksel yapısına dışarıdan bakıldığında soğukturlar... Öyle olmasa da soğuk görünmeyi tercih ederler... Hele hele siyasete çok mesafelidirler!.. Bir zamanlar renklerini bilmek için çok içlerine girmek lazım gelirdi. Neyse ki AKP iktidarı döneminde bu epey kırıldı. Şimdilerde, demeç vermeseler dahi devletin Valisi bile AKP'li olduğunu her yerde rahatça söyler hale geldi!..Ancak yine de Türk bürokrasisinde katı siyasetçilik olmaz. Olsa olsa "solcu" ve " sağcı" genel başlıkları arasında ayrışırlar. Kendi aralarında mensup oldukları rengin tonlarını değiştirirler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ne bürokratlar tanırım, CHP'li iken ANAP'lı olmuş... ANAP'lı iken AKP'li olmuş... MHP'li iken DSP'li sonra da AKP'li olmuş... Bu yazının konusu bürokratlarımızın siyasi çizgilerini veya günün koşullarına göre değişen tercihlerini eleştirmek değil. Biz, Ankara gazetecileri için bürokrasinin nabzı çok önemlidir. Duruşları ve tavırları, siyasette ne olabileceğini doğru olarak kestirmemize yardımcı olur. Onlardaki siyasete dair bilgiler ve kulisler en baba milletvekili ve bakanda dahi bulunmaz. Kulakları oldukça deliktir. Ancak, onlardan asla sayın Bakan izin vermezse demeç alamazsınız. Özel söyleşiler hep kayıt dışıdır. İsmini yazmamak kaydıyla bile çok zor kaleme alırsınız...
Bizde gelenektir. Biri ortaya bir laf koyar, sağından solundan herkes çekiştirip kendince yorum katmaya çalışır. Biraz da sürü psikolojisi denen şey.
Bugün Meclis'te 8 parti temsil edilebiliyorsa, bunun 5'ini CHP, yani Kılıçdaroğlu sokmuştur. Barajı sıfırlamıştır. Adaylıkların engellenmesinin önünü vekil transferi ile çözerek açmıştır. Bütün bu kararları birileri gibi tek başına değil, Parti Meclisi ile değerlendirerek almıştır. Ülkemiz siyaseti açısından demokratikleşme yolunda seçim kazanmak kadar kıymetli sonuçlardır.
Seçimlerden önce farz edelim ki, Kılıçdaroğlu yerini İnce'ye bırakmış, CHP'yi seçimlere İnce sokmuş. Sizce sonuç ne olurdu? Bugünden daha iyi bir sonuç mu alınırdı? 'Hepinizin Cumhurbaşkanı' sloganı da tutmayacağı için kendi alacağı oylarla parti oyları eşitlenirdi belki. Kim bilir?
İnce, başarılı bir kampanya yürütmedi. Tek farkı, bugüne kadar Erdoğan'a onun tonundan cevap verebilen tek kişi olarak ortaya çıktığı için kendi tabanında bir heyecan yarattı. Ama bu bir hataydı. Senin kendi tabanının oyuna değil, kapsayıcı oylara daha çok ihtiyacın vardı. Bu tonu Erdoğan kullanabilir, onun tabanı yüzde 50. Hedefini, o tabanı korumak üzerine koymasında kendi açısından bir sakınca yok. Oysa senin tabanın yüzde 25 iken Erdoğan dili, olabilecek en stratejik hataydı. Hele ki, diploma ve apolet meseleleri, kökten CHP'ye olan nefreti körükledi.
CHP yüzde 22'de kalmışsa, İnce yüzde 31 almışsa, aradaki fark HDP'ye giden emanet oylar ve İnce bir anda muhalefetin 'çatı adayı' konumuna geldiği içindir. Bütün adaylar kendi oyunu aldı aslında. İttifak adayı olmaktan gelen oylar çıkarıldığında, Erdoğan partisi kadar oy aldı. Resmi olmasa bile 'çatı aday' yaklaşımında verilen oylar çıkınca İnce, partisi kadar oy aldı. Hatta HDP'ye giden emanet oylar partiye eklenince, partinin oylarının altında bile düşünülebilir. Keza MHP kendi oyunu aldı. Sürpriz etkisi yapan, kendi oylarını koruyacağının tahmin edilememesidir. HDP adayının oyu, emanet CHP oyları çıkınca partisi kadar. Akşener'in oyları çatı aday İnce'ye giden oylar eklenince partisi kadar.
...***
Bülent FaLAKAOĞLU, 4 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, " Enflasyon AKP döneminin zirvesini gördü: yüzde 15.3 - Ekonomiyi kur ve faiz halkı enflasyon vurdu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Haziran ayında enflasyon AKP döneminin zirvesini gördü: Yüzde 15.39. Bundan önceki zirveyi kasım 2017 tarihinde görmüştük; yüzde 12.98 ile. Zirve yüzde 18 daha yukarılara taşımış durumda.Memura, emekliye yüzde 3.5’luk, 4’lük maaş zammı ile...Yüzde 15’i aşan enflasyon..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kıyaslandığında yeni zirvenin devasa yüksekliği net olarak görülüyor. Cepler boşalıyor, geçim zorlaşıyor. Emekçiler için işlerin hepten zorlaştığını görebilmek için, son bir yılda, şu birkaç üründeki fiyat artışlarına bakmak yeterli. Yiyecek almak cep yakıyor. Ev eşyasını, bu fiyatlarla yenilemek imkansız. Hadi gezelim desen ateş pahası.
İstatistik kurumunun açıkladığı enflasyon rakamı her şeyi açıklıyor.Tarım ürünlerinin fiyatı, sadece bir ayda, yüzde 60, 70, 80 artıyorsa bu sadece geçinmenin ne kadar zor olduğunu anlatmaz. Aynı zamanda tarımın ne kadar dışa bağımlı olduğunu gösterir aynı zamanda.Ucuz gıda çözümünü, her şeyi ithalat etmekte bulan, çok ‘milli’ hükümetin tarımı getirdiği yer burası.
Yurt içi bir hafta ve daha fazla süreli turların fiyatı bir ayda yüzde 50.23 oranında artmış. Tatil hayal olmuş.
Şehirlerarası otobüs ücreti bir ayda yüzde 8’in üzerinde zam görmüş. Tatile değil memlekete gitmek bile dert olmuş.
Bu kadarla bitmeyecek. En ucuz sigaralara paket başına 1 TL’lik zam, Avrasya Tüneli geçiş fiyatlarının zamlanması gibi...Seçimler bitmesinin ardından başlayan zamlar devam edecek ve birbiri ardından vatandaşı vuracak.