Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Meclis aritmetiği planları değiştirdi
Evrensel:
Binali Yıldırım'dan yeni KHK açıklaması: İhraçlar olacak
Yeniasya:
İş kazalarında 907 ölüm
Milli gazete:
Muharrem İnce'den Erdoğan'a tepki: Belgen varsa açıkla
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kadri Gürsel, 6 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Muhalefetin bir numaralı sorunu medyadır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu haftanın en önemli haberi neydi? CHP’de yeniden başlayan iktidar mücadelesi mi? Hayır... “Millet İttifakı”nın dağılması mı? Hayır. İktidar medyası bu haberleri köpürterek verdi ama haftanın en önemli haberini gizledi. Haftanın en önemli haberi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun her ayın üçüncü günü yaptığı gibi, 3 Temmuz’da açıkladığı enflasyon verileriydi. Yıllık enflasyon oranı yüzde 15.39’a ulaşmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Enflasyon oranı son 14 yılın en yüksek seviyesine tırmanarak rekor kırmıştı. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda aylık artış bile yüzde 5.98 idi. En önemli haber buydu hiç kuşkusuz.
4 Temmuz tarihli gazetelerin birinci sayfalarında bu haberin nasıl gösterildiği ya da çarpıtıldığı, Türkiye’de medyanın iktidar nezdindeki konumlanışı açısından kriter oluşturdu.
4 Temmuz tarihli matbuatın birinci sayfalarına bakarak bunlardan hangisinin gazete, hangisi mevkute, kaçının da iktidarın dezenformasyon organı olduğu hakkında kesin bir hükme varmak mümkündür.
Muhalefet bilsin ki medyanın vahameti karşısında kendi çözümlerini üretmeden, sadece koşulların adaletsizliğinden şikâyet ederek siyaset yapmayı sürdürmesi halinde, emeğini boşa harcamakla kalmayacağı gibi, ülkeye yazık olmasını da önleyemeyecektir.
Gazete okurları hatırlar; eski yazı işleri masaları “Mutfakta yangın” diye başlık atarlardı... 4 Temmuz tarihli Saray medyası ise bugünkü yangını okurun algısında söndürmek için kullanıldı.
Başlıklar, George Orwell’in 1984’ündeki, asıl görevi gerçekleri çarpıtmak ve dezenformasyona dayalı propagandayı yönetmek olan “Gerçek Bakanlığı”nın elinden çıkmış gibiydi.
Sabah gazetesinin sürmanşetindeki başlık, “Emekliye enflasyon zammı” idi. Altında, “SSK ve Bağ-Kur emeklilerine enflasyon oranıyla bağlantılı yüzde 9.17 zam yapıldı” yazıyordu.
Yeni Şafak bu “haber”i bir cümlelik bir satıra sıkıştırmış, onu da birinci sayfasının dibine indirmişti: “Emekli ve memura enflasyon zammı”...
Star’daki “haber”, sürmanşetin sol köşesine konulmuştu: “Memur emeklisi 8.65, işçi 9.17 zam alacak.” Yıllık enflasyonun rekor kırdığından hiç bahsedilmiyordu.
Takvim sürmanşete çıkmıştı: “Emekliye yüzde 9.17 zam.” Akşam da öyle: “SSK emeklisinin en düşük maaşı 1712 TL oldu.”
Türkiye’de halkın en önemli enformasyon kaynağının açık ara televizyon olduğu malum ama yine de iktidar matbuatının birinci sayfalarını örnek gösterdim... Gazetecilik kaygısı olmadan yapılmış birinci sayfa mizanpajları siyasi gündemlerin aynasıdır. İktidar mevkutelerinin birinci sayfaları da iktidarın gündemini, duygu ve düşünce halini anlatıyor.
Evet, iktidarın gazeteleri, televizyonları ve internet siteleri, hep birlikte dezenformasyon yapıyorlar. Gerçek sahipleri, medya endüstrisinin tamamını kontrol ettiğinden halk ve özellikle de iktidarın seçmeni, ya olan bitenden habersiz, ya da olanı yanlış biliyor.
Muhalefetin mitinglerle, halka erişimi sınırlı sosyal medyayla diğer seçmen gruplarına ulaşma imkânı yoktur.
Bugün bir iktidar gazetesinin Muharrem İnce’yle röportaj yapmasına tek nedenle izin verilmiş olabilir: Muharrem İnce gündemde kalsın ve seçim sonrasında CHP’nin içi daha da karışsın diye... İktidarın şimdi işine geldiği içindir, demokrasi olduğundan değil. Kaliteli televizyon yayıncılığına düzenli erişimi olmayan bir muhalefet, bundan sonraki ilk seçimlerde, enflasyona ve ekonomik krize iktidarın neden olduğunu iktidarın seçmenine anlatamayacaktır.
...***
Ahmet Yaşaroğlu, 6 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “Halkı savunun yeter!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçimin sonuçları yaygın bir biçimde tartışılıyor. Her politik akım, parti ve kişi kendi bulunduğu yerden sonuçlara ilişkin değerlendirmeler yapıyor, ileriye yönelik sonuçlar çıkarıyor. CHP de kendi bakış açısına göre bazı değerlendirmelerde bulundu. Bu değerlendirmede dikkat çeken bir nokta şu; “Karşı mahalleye seslenmek için dini ve milli değerleri” dikkate alarak propagandayı yürütmek! Kuşkusuz bu yeni bir gelişme değil. Ekmelettin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi de bu yaklaşımın bir ürünü idi ve CHP dini ve milli değerleri daha fazla öne çıkarırsa daha fazla oy alabileceğini hesaplıyor!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Neresinden bakılırsa bakılsın bu solda olduğunu iddia eden bir parti için yanlış bir yaklaşımdır. Tabii bunun karşılığı dini ve milli değerlere karşı açıktan ajitasyon yürütmek olmuyor! Ama bu sahaya doğrudan bu biçimde ideolojik ve politik alandan girilince bu alanın dolu olduğunu da görmek gerekiyor. Asılları varken “politik çıkarları için” bu konuları “istismar” eden -asıllarının da istismar ediyor olması ayrı bir gerçek- bir partinin, “dini ve milli değerlerle” hareket ettiği varsayılan kitleler tarafından tercih edilmesi için bir gerekçe bulunmuyor. Eğer öyle olsaydı İnce çok daha farklı bir sonuç alırdı.
Önce şu gerçeğin altı kalınca çizilmelidir. “Dini ve milli değerlerle” oy kullandığı varsayılan kitlenin yüzde sekseni işçi ve emekçidir, yani halktır. Bu kitlede diğer partilere oy veren “seçmenler” gibi çarşıya pazara çıkar, ev geçindirir, çoluğunun çocuğunun geleceği ile ilgili kaygılar duyar, onlar için güvenli bir gelecek peşinde koşar. Böyle olduğu içindir ki, son dönemde ortaya çıkan tüm işçi mücadelelerinde bu kitle, mücadeleye atılan işçi ve emekçilerin yaklaşık yüzde atmışını oluşturur! Onlar oy verdikleri partinin politikalarına, destekledikleri patronlara karşı eyleme geçmekten geri durmamışlardır. Sorun şu ki, seçimler gündeme geldiğinde bu kitle çok fazla fire vermeksizin -son seçimlerde ortalama yüzde on farklı tercihlere yöneldiler- oyunu AKP ve MHP gibi partilere verdi.
...***
Esfender Korkmaz, 6 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kritik eşik aşıldı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomi kritik bir eşiktedir. Bu eşikte doğru müdahale istikrar için belirleyici olacaktır.Eşiği kritik yapan, başta cari açıktır. Cari açık birkaç yıl öncesine kadar, sıcak para girişi, yabancı yatırım sermayesi girişi ve sorunsuz dış borçlanma nedeniyle, döviz ihtiyacı yaratmıyordu. Geldiği noktada dış fonlar azaldı, cari açığın finansman sorunu ortaya çıktı.Dış borçların çevrilmesi de zora girdi. Daha pahalı borçlanıyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'nin dış borçları riskli kabul ediliyor. Dün dış borç risk primini (CDS) gösteren diğer ülkelere göre çok yüksek, 302 seviyesinde idi.TL'nin aşırı, yüzde 26 dolayında reel değer kaybetmesi ile dünya petrol fiyatlarının artması ithalat fiyatlarını artırdı. Üretimde ara malı fiyatları ve bağlı olarak da üretim maliyetleri arttı. Bu maliyet artışı TÜFE'ye yansıyor.Eğer üretim ortalama yüzde 50 yerine, yüzde 10 ithal ara malı ve ham madde kullanmış olsaydı, maliyet artışı ve enflasyona etkisi ihmal edilebilir düzeyde kalırdı.Sonuçta enflasyon artışı ile nominal kur ve faiz arasında karşılıklı etkileşim başladı. Maalesef tırmanmaya devam ediyor.İşsizlik yüzde 10 dolayında kronikleşti, fiili işsiz sayısı ne yapsak 5.5 milyonun altına düşmüyor.Yerli ve yabancı yatırım için, güven ortamı kalmadı. Çünkü hukuk düzeninde, insan hakları ve özgürlükler konusunda geri düştük. Bu aşamada, siyasi iktidarın önce güvenilir bir yapısal dönüşüm ve istikrar programı hazırlaması gerekir. Böyle bir program aynı zamanda iyi niyeti de göstereceği için iktisadi ajanlar için pozitif etki yapar ve beklentileri olumlu etkiler. Kronikleşen ekonomik istikrar sorunu, yalnızca yapısal önlemlerle çözülebilir. Bu nedenle, piyasada oligopol yapının kaldırılması, devletin yeniden yapılanması, üretimin ithalata bağımlı olmaktan çıkarılması, kamu kaynaklarının popülizmden arındırılması, vergi sisteminde reform yapılarak sistemin dolaylı vergi hegemonyasından çıkarılması, eğitimin çağdaş hüviyete kavuşturulması gibi reformların yapılması gerekir.