Temmuz 08, 2018 09:12 Europe/Istanbul

Yenişafak: Mecliste devir teslim

Milli gazete:

Karamollaoğlu: Toplumdaki kırılmalara engel olduk

Cumhuriyet:

Son OHAL KHK'sı: 18 bin 632 ihraç daha

Sözcü:

Binlerce kişi ihraç edildi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Hikmet Çetinkaya, 7 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP’de değişim rüzgârı...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na ilettiği olağanüstü kurultayı, onursal genel başkanlık ve grup başkanlık teklifine açıklık getirdi. İnce’nin bu açıklaması CHP içinden tepkilere neden oldu. Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu, Erzurum’da yaptığı söyleşide İnce, “Derdim polemik değil, koltuk sevdası değil” diyerek karşı çıktı. Muharrem İnce’nin derdi ne o zaman?  Genel başkanlık koltuğu...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İnce, bu soruya da şu yanıtı veriyor: “Benim derdim pazarlık yapmak değil. Benim derdim Türkiye’de bir umudu hayata sokmak. Türkiye’yi bu umuda taşımak. Ben eğer bu umudu yakalamazsam önümüzdeki seçimleri kazanamayız.”

Muharrem İnce bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun kendi isteğiyle genel başkan koltuğundan çekilmesini istiyor...

İnce, Kılıçdaroğlu’nun çekilmemesi karşılığında “B” planını uygulamaya sokacağını söylüyor...

Peki bu plan ve Muharrem İnce’nin arkasında hangi “Abiler” var?

Önder Sav’ın adı konuşuluyor CHP kulislerinde...

Her neyse!

İnce, arkadaşımız Sinan Tartanoğlu’nun sorularına yanıt verirken diyor ki:

“Şu anda 30 kadar ilden açıklamalar yapılıyor. Çözülecektir bu. Amacım orada tehdit falan değildi. Ağabey, kardeş gibiydik.”

Tartanoğlu soruyor İnce’ye: “Bugünkü MYK olağanüstü kurultay çağrısı yapar mı?”

İnce: “En doğru olanı MYK’nin çağrı yapması olur, çok şık olur. Hiç kırmadan dökmeden toplarız. Hiçbir sıkıntı olmaz. MYK yapmazsa örgütlerimiz bunu yapacaktır. Çok kısa sürede toplanır. Toplanır sıkıntı olmaz. Başta söyledim, derdim koltuk değil, Türkiye benim.”

Muharrem İnce, basın aracılığıyla CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yanıt vermeyeceğini söylediği saatlerde ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun açıklaması geliyor...

Kocaoğlu, CHP’de değişim isteyen Muharrem İnce’nin yanında olduğunu açıklıyor.

Kocaoğlu: “24 Haziran seçimleri, acil bir değişimi zorunlu hale getirmiştir. Kamuoyunun ve parti tabanının talebi bu doğrultudadır. Sayın genel başkanımızın öncülüğünde gerçekleşmesi gücümüze güç katacaktır.”

Bu hava İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir gibi kentlerimizde de var...

Muharrem İnce’ye destek verenlerin sayısı giderek artıyor...

İnce de bu havadan esinlenip açık açık şöyle diyor:

“Koltuk sevdasında değilim. Benim için Türkiye önemli... CHP 4.5 milyon oy almış, o yüzden partide değişimin olması gerekir. Ve bu olacak, kurultay toplanacak mutlaka.”

Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu’na yaptığı teklifin Türkiye’ye umut olacağını belirtip şöyle diyor: “Yeni bir yüz, yeni bir iddia, yeni bir söylem. Bunu yapabiliriz. Ben kurultay isteyeceğim. Genel başkanın kurultayı toplama yetkisi var. Bunu yaparsa çok şık olur, doğrusu olur. Ama parti yönetimi diyorsa ki ‘denenmiş bir şeyi yeniden deneyelim’ ben bunda yokum. Aynı şeyi deneyip farklı sonuç alamazsınız. Farklı sonuç almak istiyorsanız farklı şeyler deneyeceksiniz. Bir değişim rüzgârı varsa, değişim rüzgârının önüne duvar örülmez, değirmen kurulur. Değirmen kuralım ki faydalı bir şey yapalım. Bazıları değişim rüzgârının önüne duvar kurmak isteyebilir. Ben duvar değil, değirmen kurmak istiyorum...”

...***

Ender İmrek, 7 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “OHAL kalkmayacak, kaldırıldı gibi yapılacak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Darbe bize Allah’ın bir lütfudur” diyerek yaşananları bir toplum mühendisliği aklıyla ele alıp değerlendiren Erdoğan-AKP iktidarı Türkiye ve dünyadaki yoğun tepkileri göz önünde bulundurarak OHAL’i kaldırıyormuş gibi yapacak.OHAL koşullarında seçime giden ve şaibeli bir biçimde seçim kazanan/kazandırılan Erdoğan-AKP yönetimi sistemi tepeden tırnağa dizayn etmeye başladı…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Bu süreç içinde OHAL’e de ayar verilecek…Güya OHAL kaldırılmış olacak…Yeni bir model bulmuşlar…Adına da Fransız modeli diyeceklermiş…Avrupa’ya yanıt vermiş olacaklar aynı zamanda…

“Bizdeki de sizin Fransa’nızdaki modelin aynısı” diyecekler…İç kamuoyunu, dünya demokratik kamuoyunu ve AB ülkelerini susturacaklar…Demokratikleşme yerine, baskı ve şiddet aygıtlarını değiştirme, demokratik olmayan yöntemleri kalıcılaştırma hesabı yani…

Böylece, bir hafta sonra 3. yılını dolduracak olan 15 Temmuz darbe girişiminden 5 gün sonra uygulanan OHAL, 19 Temmuz’dan sonra kaldırılmış olacak güya.

OHAL ile onca kararname çıkarıldı, hak hukuk ayaklar altına alındı, on binlerce emekçi, aydın, yazar, sanatçı hedef seçildi, işinden, ekmeğinden, çalışma hakkından, yaşam hakkından oldu...

Ama bu yaşananların hesabı vermek yerine, hesap sorulamazlığı esas alıyorlar. Haksızlığa uğrayanların hak arayışlarını engelleyecek düzenlemeleri sürdürüyorlar…Ona göre düzenlemeler yapılıyor ve yeni bir OHAL kararnamesi ile OHAL’e yeni düzenleme getiriliyor. Ama adı “OHAL kaldırıldı” olacak.Tek adam rejimine geçilen bu sürecin baskıcı uygulamaları kaldırıyor olduğu izlenimi yaratacaklarını düşünüyor olmalılar…

Oysa gerçek o denli yalın ki, bilinen gerçek; yönetimin baskıdan ve şiddetten besleniyor olduğudur. Yıllardır iç gerilim ve çatışmadan, kamplaştırmadan beslendi. Dış düşman, bölgesel savaşlar içindeyiz.

Tahayyül edilen rejimde OHAL’in de gereksiz hale geleceğini söylemek pekala mümkün olsa da, Dünya kamuoyu karşısında “Tek adam rejimi”ni az biraz da olsa kabul edilebilir göstermenin yollarından birisi olarak, daha fazla gecikmeden OHAL’i kaldırıyorlarmış gibi yapmak daha uygun gelmiş olmalı...Artık “son başbakan” unvanına sahip olan Binali Yıldırım “Kişilerin izlenmesi, arama, denetleme ve el koyma işlemleri OHAL’deki esaslara göre gerçekleştirilecek” diyor.KHK ile uygulamaların 2020’nin son gününe kadar devam edeceği de teminat altına alınmış oluyor…“İç Güvenliğin Güçlendirilmesi ve Terörle Mücadele Yasası” ile, karanlıklardan karanlık seçilmesi öneriliyor…Yani OHAL sürecek…Ancak AKP yetkilileri ve Son Başbakan Binali öyle demiyor da, OHAL kalkacak, ama uygulamaları devam edecek diyor…

...***

Cevher İlhan 8 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Seçim gecesi garabeteri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Önceki seçimlerde bir takım hile, şüphe, şâibe, sahte oy ve oy hırsızlığı iddialarının günlerce gündemde tutulup ciddiyetle araştırılmasına karşı, son seçimde başta “toplu ve blok oy kullanılması” olmak üzere sandık güvenliği hakkında ortalıkta dolaşan iddiaların peşine düşülmeden muhalefetin “seçim gecesi”nden itibaren alelâcele “seçim sonuçlarının kabul edildiği” açıklamaları dikkat çekti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Önceki seçimlerde bir takım hile, şüphe, şâibe, sahte oy ve oy hırsızlığı iddialarının günlerce gündemde tutulup ciddiyetle araştırılmasına karşı, son seçimde başta “toplu ve blok oy kullanılması” olmak üzere sandık güvenliği hakkında ortalıkta dolaşan iddiaların peşine düşülmeden muhalefetin “seçim gecesi”nden itibaren alelâcele “seçim sonuçlarının kabul edildiği” açıklamaları dikkat çekti.

Âdil Seçim Plâtformu da “Seçim öncesi tüm sandık başlarından, doğrudan alacağımız seçim sonuçlarını gerçek zamanlı olarak tüm Türkiye’ye duyuracağımızı ilân etmiştik. Ancak oy verme işlemi tamamlandıktan sonra, plâtform üyesi siyasi partilerin veri akışının başlamasının ardından yaşanan ‘âdil seçim uygulaması’; altyapısıyla entegrasyon problemleri sebebiyle, sandık başlarında gelen sonuçları karşılaştırarak yayınlayacağımız sistemimizin çalışmasında saat 21’e kadar ciddî sorunlar yaşadık. Yine “âdil seçim uygulaması”na tutanak yüklenmesi ile ilgili sorunlar yaşandı. Bu süre içerisinde seçim sonuçlarını paylaşamadık” açıklamasıyla “seçim günü problemleri”ne dair özür diledi.

Koalisyonların yönetimde istikrarsızlığa sebebiyet verdiğini belirtip, “artık koalisyonların sona ereceğini” söylediler. Mesela, Cumhurbaşkanı, 19 Nisan 2015’te “Ülkemizi koalisyonla yönetmekle heveslenenlere karşı milletimiz bir o kadar endişelidir. Koalisyon bir proje değil, kâbustur. Proje yeni anayasa ve başkanlık sistemdir” dedi.

2 Haziran 2015’te “Koalisyonlu 40 yıl, Türkiye için kayıptır” derken, 11 Kasım 2016’da, “7 Haziran’da tek parti iktidarı maalesef olmadı. Tek parti iktidarı olmayınca koalisyon arayışları başladı” diye yakındı. Bir yandan “başkanlık sistemi”ni savunurken, diğer yandan koalisyonlar üzerinden “parlamenter demokratik sistem”i eleştirdi.

Ama seçimlere dört gün kala AKP’nin tek başına Meclis’te 301 milletvekili ile çoğunluğu sağlamayacağını gören aynı Erdoğan, “300’ün altında kalırsa o zaman bir koalisyon arayışına gidilebilir” diyerek bir manevra daha yaptı.

Özetle, bütün tumturaklı açıklamalarının aksine “yeni sistem”le koalisyonlar dönemi bitmedi; “koalisyonlu dönem”e dönüldü.