Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: Yeni sistemin ilk KHK'ları yayımlandı
Star:
Türkiye yeni sisteme geçti
Cumhuriyet:
YÖK’ün yetkileri Saray’a
Milli gazete:
% 100 fakirleştik
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen, 10 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "OHAL kalkıyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"24 Haziran seçimleri sonrasında, 15 Temmuz darbe girişiminin ertesinde anayasanın 119. maddesine dayanılarak ilan edilen olağanüstü halin kaldırılacağı bizzat Türkiye’nin tek yetki sahibi, etkili kişisi tarafından ilan edildi. Ne yazık ki bu açıklamaya dayanarak size “hadi gözünüz aydın, OHAL kalkıyor!” diyemeyeceğiz. 18 Temmuz’dan itibaren yürütmenin OHAL’in devamı konusunda bir talebi olmaması üzerine OHAL’in kendiliğinden kalkması durumunda bir şey değişecek mi? Hayır!"diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadeelre yer veriyor:
...***
Tek değişen resmen OHAL’siz, fiili olağanüstü hal dönemine girmiş olmamız olacak, yoksa gelişmiş, mutlu, uygar insanların ülkesindeki gibi olağan demokratik hale dönüş söz konusu değil. 6 Temmuz Cuma günü Çağlayan “Adalet Sarayı(!)” önünde toplanan 66. Adalet Kurultayı’nda bir konuşma yapan, CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu bu gerçeği şöyle dile getiriyordu: - OHAL’in kendiliğinden kalkacak olması bizi aldatmamalıdır, tuzağa düşürmemelidir. Çünkü 682 sayılı KHK ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti tasfiye edilirken OHAL’in tortuları muhafaza edilmiştir. Kaboğlu’nun dile getirdiği husus, OHAL ile ilgili uygulamaların diğer yasalar içinde eritilmiş olarak sürdürülmesidir.
“Yargı mercileri suçsuz kişilerle meşgul, suçu olanların suçu tescil edilmiyor çünkü avukatlar, öğretim üyeleri, gazeteciler konuşmalarından,düşüncelerinden, açıklamalarından, bir yerde bulunmakta olmalarından dolayı yargılanıyorlar ya da mahpus durumdadırlar” diyen Kaboğlu’nun bu açıklamasından birkaç gün sonra çıkarılan 32. KHK ile bir kalemde 18 bin 632 kişi görevlerinden uzaklaştırılmış, bu arada Ankara’da ODTÜ mezuniyet törenleri sırasında da Musa Kart’ın 13 yıl önce çizdiği ve beraatle sonuçlanan bir davaya konu olan Tayyip Erdoğan ile ilgili bir karikatürü içeren pankart taşıyan öğrenciler, önce “özel güvenlik kuvvetleri”nin orantısız güç kullandıkları saldırılarına maruz kalmışlar, sonra da aralarından üçü Cumhurbaşkanı’na hakaret gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Dünyanın her yerinde bu tür törenlerde öğrencilerin iktidarları veya siyasileri mizahi bir dille eleştirmeleri doğal karşılandığı halde, bu olay üzerine Türkiye’de içeri alınan öğrenci sayısına üç yenisi daha eklenmiştir. 2017 Kasım ayı itibarıyla hapishanelerinde 230.753 tutuklu ve hükümlü bulunduğu resmen açıklanmış olan Türkiye’de herhangi bir yerde bulunduğunuz, herhangi legal bir örgüte üye olduğunuz için suçlanabilirsiniz.
Nitekim, öğrencilerin savunmanlığında uzmanlaşmış Hüseyin Boğatekin Alman D.W’ye yaptığı açıklamada, bu gençlerin çoğunun üniversitedeki yasal öğrenci derneğine üye olduklarını veya eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesi veya Uludere olayını protesto eden gösterilere katıldıklarını belirten bilgilerin dosyalarında suç delili olarak bulundurulduğunu, çektikleri halayın “gerilla halayı” diye nitelendirildiğini açıklarken aslında Prof. Kaboğlu’nun dile getirdiği gerçeğin altını çiziyordu.Türkiye’de hapse düşmek kolay, oradan çıkmak güçtür. OHAL döneminde bu daha da artmıştır ve OHAL’in kaldırılmasıyla, OHAL’siz OHAL dönemine girmekle bu durum değişecek değildir. ODTÜ’deki son olayla ilgili olarak eski rektör Prof. Dr. Ural Akbulut’un açıklaması ise olayın başka bir korkunç boyutunu vurguluyor. Bazı medya organlarında olayın çok kışkırtıcı biçimde yansıtıldığını, bu durumda savcıların kendilerini baskı altında hissederek dava açma zorunluluğunu hissettiklerini söyleyen Akbulut’un bu açıklaması, artık Türkiye’de “Cadı Avı Devri”ne de girildiğini haber vermektedir.
...***
Batuhan Çolak, 10 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Faciası çok, sorumlusu yok!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Pamukova...Sakarya'nın bir ilçesi...Türkiye'nin adını unutamadığı olay 2004 yılında yaşanmıştı.Büyük alkışlarla, açılışlarla törenler yapılıp "hızlı tren" seferleri başlamıştı. Ama bir gariplik vardı. Lokomotif ve vagonlar yurt dışındaki hızlı trenler gibi modern değildi. Çünkü trenlerimiz eskiydi. Sadece motoru yenilenmiş, gücü artırılmıştı. Raylar da eski raylardı.Makinistler tedirgin gidiyordu...Ve o tedirginlik Pamukova'da büyük bir faciaya dönüştü. Eski lokomotif aşırı yüklenmeyi kaldıramadı, raylardan çıktı. Tam 41 vatandaşımız hayatını kaybetti.Hızlı tren faciayla sonuçlanmıştı.Sorumlular ortada yoktu.Davası tam 10 yıl sürdü. Gariban makinistlere 3 yıl ceza verildi, olay kapandı."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadeelre yer veriyor:
...***
Bolu Tüneli...Uzun yıllar bitirilemedi, çok konuşuldu, tartışıldı...En sonunda İtalyan bir inşaat firması olan Astaldi ihaleyi aldı...Tünelde epey bir ilerleme sağlandı ama henüz araç trafiği için hazır değildi.Hükümetten açılışın erkene alınması için talep geldi. Hızlı bir şekilde 2007 yılında açılış gerçekleştirildi. Astaldi'nin "Olası kazalara ilişkin sorumluluk almayacağını" belirten noter onaylı dilekçeyi Karayolları Genel Müdürlüğü'ne göndermesi ise kafaları karıştırmıştı.İnşaat Mühendisleri Odası da açılışın erken yapıldığını ve bundan hayati risklerin oluştuğunu belirtmişti.Kimse dinlemedi, tünel eksikliklerle açıldı.6 ay içinde çok sayıda ölümlü kaza yaşandı.Tek bir soruşturma açılmadığı için herhangi bir sorumlu da yoktu!Soma Madeni...Manisa milletvekilleri konudan haberdardı. Sürekli maden kazaları oluyor ve ölümler yaşanıyordu.Muhalefet partilerinin tamamının desteğiyle "Maden kazalarındaki ölümlere ilişkin araştırma komisyonu kurulması önergesi" verildi. İktidar partisi tarafından önerge reddedildi.CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, elinde baretle Meclis'e geldi "İnsanlarımız madenlerde ölüyor" dedi. Ama kimse dinlemedi.AK Parti Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş partisinin adına söz alarak şu açıklamayı yaptı, "Soma'da çalışan firmalar iş kazalarını önlemek için mevzuatın istediği tüm önlemleri almalarına rağmen, işin doğası gereği, tehlikeli ve ağır işlerde zaman zaman istenmeyen kazalar olmaktadır."Ne yazık ki Cumhuriyet tarihimizin en büyük iş kazası yaşandı. Soma'da yaşanan maden kazasında tam 301 işçimiz hayatını kaybetti. Tablo öyle ağırdı ki cenazelerin çıkarılması bile günler sürdü.Sonrası malum; madenci yakınlarını tekmeleyenler, bürokraside yükselip kendilerine "milletvekilliğini" bile layık görüp, aday oldular.
Çorlu...Sorumlularının ortalarda görünmediği, önlem alınmadığı için yitip giden canlarımızın son durağı...Pamukova gibi bir tren faciası...Ama bu sefer "hızlandırılmış tren" değildi ihmalin merkezi, raylardı.
Yüzlerce insanın canını taşıyan trenin geçtiği rayların altı boş bırakılmıştı. Yumuşak toprak üzerine betonlar atılmıştı.
Resmî açıklamaya göre 24 insanımız öldü.En acısı da yakınlarını arayıp bulamayan, çaresiz bir şekilde sosyal medyaya başvuran vatandaşlarımızın haliydi.
...***
Kazım Güleçyüz, 10 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " OHAL “kalkarken...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Meş’um 15 Temmuz kalkışmasından beş gün sonra “bir-bir buçuk aylığına” diye ilan edilip defalarca uzatılarak iki seneye tamamlanan OHAL’in gerekçesi darbecilerle mücadede idi.Ama bir sindirme, yıldırma ve topyekûn tasfiye aracına dönüştürüldü. 24 Haziran baskın seçimine de bu ortamda gidildi."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
İktidar partisinin seçim beyannamesinde verilen sözlerden biri “OHAL’i sürdüreceğiz” idi. Ama Millet İttifakının “OHAL’i kaldırma” taahhüdü toplumda mâkes bulduğu için olsa gerek, iktidar da ağız değiştirip seçim sonrası kaldırmaktan söz etmeye başladı.
Ve seçim bitti; yeni sisteme geçilirken OHAL’in de uzatılmayacağı ifade edildi.
Gerçi yeni sistem “başkan”a istediği zaman re’sen OHAL ilan edip hiçbir sınırlamaya tâbi olmaksızın KHK çıkarma yetkisi verdiği için, o açıdan bir “sıkıntı” yok.
Neticede görünen o ki, 20 Temmuz OHAL süreci, iki yılını tamamlamasına az bir zaman kala şimdilik “sona erecek” gibi. Ama giderayak peş peşe çıkarılan KHK’lardaki ihraçlarla yeni mağduriyetlere yol açarak.
Öncekiler gibi yine sorgusuz, sualsiz, savunmaları dahi alınmadan ve yargı kararı da olmaksızın, sadece ihbar ve fişlemeler esas alınarak yapılan son ihraçlarla, bütün kazanılmış hakları ellerinden alınarak atılanların sayısı 130 binin üzerine çıktı.
Son ihraçlarla, kaplumbağadan daha yavaş ilerleyen ve başvuruların çoğunu da zaten reddeden OHAL Komisyonunu onyıllarca meşgul edecek yeni işler çıktı.
Bu arada 86 yaşındakileri de hariç bırakmayan yeni gözaltı ve tutuklamalar...
Böyle bir tabloda “OHAL kalktı, ferahlayıp nefes aldık” diyebilmek mümkün mü?