Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Yeni kabine patronlardan oluşuyor: Açık ve çıplak bir sermaye iktidarı
Sözcü:
CHP’li Özel’den Soma davasıyla ilgili şok iddia
Milli gazete:
Dolar yeni kabine ile hareketlendi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erol Manisalı, 10 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Muhalefette ‘başarı’ ve CHP"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Demokrasilerde “muhalefetin başarısı, sadece iktidarın yaptığı yanlışları halka duyurmakla ölçülmez.” Muhalefetin başarısının gerçek ölçüsü “iktidarın yapmakta olduğu yanlışları önlemekle ortaya çıkar.” Muhalefet, “ben yanlışları söyledim, durdurmaya da çalıştım: benim görevim bu kadar” diyemez."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor: ...***
Eğer bu yanlışları engelleyemiyorsa, “muhalefet başarısızdır”, sonucu etkileyememiştir. Çünkü muhalefet “başarılı” olmak için ne yapar: kamuoyuna ve kendi tabanına şöyle der: ben bu yanlışları yapmakta olan iktidarın uygulamalarının önüne geçebilmek için şunları yapıyorum: Parti içinde, ülkedeki bütün sivil toplum örgütleri ile yoğun işbirliği yapmanın yollarını şu araçlarla yürüteceğim diyecek ve bunları fiilen yapacak. Parti içinde bu tür etkinlikleri sağlayacak örgütlenmelere gidecek.Üniversitelerden öğrenci kuruluşlarına, sendikal etkinliklerden mahalle muhtarlarına kadar örgütlenmeleri bütünleştirerek dışsallıklar (externalities) yaratacak. Bu tür demokratik örgütlenmeler sayesinde “örgütsel olarak güçlenecek”: gerçek toplumsal güç böyle sağlanır. Yoksa salı günleri Meclis’te konuşma yaparak ya da medyaya bilgi vererek sadece “bilineni ilan edersiniz”: parti olarak gücünüz artmaz, zayıflar, yüzde 25’in altına düşersiniz. CHP’nin son seçimlerde geri gitmesinin esas nedeni budur. Yoksa doğruları zaten herkes söylüyor. İletişim dünyası artık bu konuda çok zengin olanaklara sahip. CHP için önemli olan, partiyi toplumsal örgütlenmelerle güçlü kılmaktır. Yukarılara çıkmanın tek yolu, “örgütlü güçlenmelerden geçer.” Bunu fiilen başaramayan bir yönetim, “başarısız” kalmış demektir. Yerini, başaracak olanlara bırakmak zorundadır. Ben “teşkilata” hâkimim, teşkilat da beni istiyor demek CHP’yi (ve Cumhuriyet’i) yok etmeye çalışan odakların yolunu açmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kemal Bey seçildiğinde 3 gün sonraki Bıçak Sırtı köşemde ona Gandhi adını galiba ilk koyanlardandım. Kemal Bey dürüst, ahlak sahibi bir insandır ama CHP’de yeniden örgütlenmeyi sağlayıp, AKP’nin yanlışlarının yolunu kesecek başarıyı sağlayamadı, hep kaybetti, CHP küçüldü, rejim bugünkü noktaya geldi.Üstelik AKP’nin son 7 yıldır yaptığı olağanüstü iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel yanlışlara karşın. CHP artık başarılı bir muhalefet olmak için “toplumda örgütsel güçlenmeyi demokratik yolla sağlayacak” bir yönetimin işbaşına gelmesi gerekir. Toplumsal bir örgütlenme içine girmiş bir CHP’nin en az yüzde 35’e çıkabileceğini, İnce’nin başarısı kanıtladı. Son seçimde, “bu hayati bir seçimdir” diyorduk: Artık CHP’deki “iktidar değişimi de, olağanüstü hayati bir seçim haline gelmiştir”: Sevgili CHP’lilere; artık lütfen sen-ben kavgalarını bir kenara itin: giden sadece CHP değil Türkiye de gidiyor, artık fedakârlık edin, Kemal Bey siz de… Siyasette her şey “alınan sonuçlarla ölçülür”, sadece doğruları, gerçekleri dile getirmek işin küçük bir parçasıdır. Sadece eleştiri yaparak sonuç alamazsınız.
...***
Cevher İlhan, 10 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Son OHAL hukuksuzluğu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Seçim sürecinde verilen sözler gereği OHAL’ın kaldırılması beklenirken, 701 sayılı KHK ile bir gecede 18 bin 632 kamu görevlisinin ihrâcı, 12 dernek, üç gazete ve bir televizyonun kapatılması OHAL haksızlıkl ve hukuksuzluklarını ayyuka çıkardı.
15 Temmuz Hâdisesi’nden beş gün sonra ilân edilip defalarca uzatılan OHAL’ın “son KHK’sı” ile daha evvel suç olmayanı sonradan “suç” sayan, hukuku ve yasaları geriye doğru işleten “iltisak”-“irtibat”la, MİT raporlarıyla, ifâde ve savunmaları bile alınmadan ve bütün kazanılmış hakları gasp edilerek sorgusuz - sualsiz atılan 130 bin kişinin âileleri ve çocuklarının “ağaç kökü yesinler!” merhametsizliğiyle ortada bırakılması toplumda derin travmalara ve tahribata sebebiyet veriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
OHAL sürecinde yüz binleri mesleklerinden eden KHK’larda olduğu gibi atılanlara ayrıca herhangi bir tebligat yapılmayıp, az sayıdaki iade edilenlerin de herhangi bir tazminat talebinde bulunamamaları, haksızlık ve hukuksuzluğun vardığı vahameti ortaya koyuyor.
Görünen o ki, hiçbir demokraside ve hukuk devletinde görülmemiş şekilde istihbarat raporlarıyla 30 bin polisin ihrâcı yetmemiş, buna 15 Temmuz’dan bu yana 8 bin 998 personel daha uzaklaştırılmış.
Keza daha evvel binlerce askerin ihrâcıyla kalınmamış; önemli bir kısmı görevde olan, hatta bir kısmı terörle mücadele operasyonlarına, Elbab’dan, Afrin’den Kandil’e sınır ötesi harekâtlara katılan Kara Kuvvetlerinden 3 bin 77, Deniz Kuvvetlerinden bin 126, Hava Kuvvetlerinden bin 949 ve Jandarma Genel Komutanlığından 649 subay, astsubay ile uzman çavuşun görevlerine son verilmiş.
Adalet Bakanlığında aralarında hâkim adayı, infaz ve koruma memurlarının da bulunduğu 1052 kamu görevlisi ile 4 vali yardımcısı ve 4 kaymakam meslekten ihrâç edilmiş.
Sözkonusu “ihraç KHK’ları”nın ilk maddesinde, “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğun karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır…” deniliyor.
Sormak lâzım; hangi hukuk devletinde, “başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın” her tarafa çekilebilen istismara açık spekülâtif “soruşturma kriterleri”yle, hiçbir yargı kararı olmadan, hiçbir delile dayanmayan “mensubiyet” , “iltisak”-“irtibat” iddialarıyla hukukun temel kuralları hiçe sayılır?
Sonra hangi hukukta istihbarat raporlarıyla, sahte ihbarlarla, jurnallerle ve yargısız infazla “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisak” ileri sürülerek kamu görevlileri işlerinden atılır; haksızlık ve hukuksuzluk bu denli fütûrsuzca yaygınlaştırılır?
...***
Esfender Korkmaz, 10 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Giden hükümetin kötü mirası: Faiz ve kur"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Merkez Bankası reel kur endeksi, Yİ-ÜFE, TÜFE bazında, ayrıca gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre TL'nin ne kadar değer kazanıp-kaybettiğini, ya da tersi döviz kurunun TL karşısında ne kadar değerli olduğunu gösteriyor.2017 Haziran ayında, 2003 temel yılına göre TÜFE bazlı reel kur endeksi, 91.76 idi. Yani 2017 yılı Haziran ayında döviz sepeti TL karşısında yüzde 9.24 oranında daha değerli idi. 2018 Haziran ayında aynı endeks 77.10 oldu. Bu demektir ki son bir yılda döviz kurunun değeri daha da arttı ve Haziran 2018 ayında döviz sepeti TL karşısında yüzde 22.9 oranında daha değerli oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Netice olarak, Türkiye İstatistik Kurumu'nun yayınladığı TÜFE'ye göre düzeltilmiş finansal yatırım araçlarının reel getiri oranı, yıllık olarak 2017 Haziran ayında yüzde 8.86 ve 2018 yılı Haziran ayında ise yüzde 14.10 oldu.
Euro'nun reel getiri oranı 2018 Haziran ayında daha fazla, yüzde 18.66 oldu. Bu oranla Euro finansal yatırım araçları içerisine en fazla reel getiri sağlamış oldu. Euro'nun dolardan daha fazla reel getiri sağlamasının nedeni, son bir yılda dolar karşısında değer kazanmış olmasından ileri geldi. 2017'nin aynı ayına göre son bir yılda Euro, dolar karşısında yüzde 3.6 oranında değer kazandı. 2017 Haziran ayında Euro-Dolar kuru 1.1180 iken 2018 Haziran ayında 1.1594'e yükseldi.
2007 sonunda yine TÜFE bazlı reel kur endeksi 128 idi. Yani TL yüzde 28 daha değerli idi. Türkiye o zaman spekülatif sermayeye teslim oldu, dünya para bolluğunu lehine kullanmasını bilmedi.
Parasını mevduata yatıranların, 2017 yılı Haziran'ında yıllık bazda -0.59 oranında, 2018 Haziran'ında ise yıllık bazda yüzde -3.80 oranında reel getiri kaybı oldu. 2018 Haziran'ında nominal mevduatta nominal gelir 11.01 oldu. Ancak aynı ayda yıllık enflasyon 15.39 olunca reel gelir kaybı ortaya çıktı.