Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: 703 sayılı KHK'da valilere dikkat çeken yetki!
Evrensel:
Devlet Tiyatroları’nda tek adam dönemi
Yeniçağ:
Dolar'da yükseliş
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 11 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Geçim derdi dibe vurdu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken bu yılın ilk altı ayında 53 bin esnafın işletmesini kapattığını açıkladı. Kapanan işletme sayısı açılan işletme sayısının iki katı oldu.Öte yandan, BDDK verilerine göre, bu sene 16 bin 133 KOBİ kredisini ödemeyip takibe düştü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Dikkat edersek, her tarafta Cafe açılıyor. Herkes büfe açmak istiyor. Yine herkes girişimci kredisi alıyor.
Esnaflığa ve esnaf kredisine olan yoğun talep, insanların işsiz ve fakir kalmasından ileri geliyor. İşsiz sayısı 5.5-6 milyondan aşağı düşmüyor.
İşsiz kalanlar, gelirini kaybedenler, enflasyondan dolayı geçim derdine düşenler hayatlarını sürdürebilmek için, bir geçim kapısı yaratmak istiyor. Ya esnaf oluyor veya kredi kullanıyorlar.
Esnaf olanların bir kısmı rekabet edemiyor. Bir kısmı da zaten girişimci kredisi almak için önce bir yer gösteriyor, sonra dükkanı kapatıyor.
Halk keyfi olarak kredi kullanmıyor. Zorunlu olduğu için, yaşamak için kredi kullanıyor. Bunun içindir ki tüketici kredileri 500 milyar liraya yükseldi. Bireysel krediler de 91 milyar liraya yükseldi.
Devlet kefaleti ve desteği vatandaşın vergisiyle karşılanıyor. Eğer krediler yatırıma gitmiş olsaydı, istihdam artardı. Topluma yararı olurdu. İşletme verimli çalışsaydı, büyümeye pozitif katkısı olurdu. O zaman vergi mükellefinin itiraz hakkı olmazdı. Oysa ki krediler oy uğruna, popülizm amaçlı verilince, vergi mükellefi rahatsız oluyor. Vergi kaçırma ve vergiye karşı tepki artıyor.
KOBİ'lere gelince... Türkiye'de KOBİ'ler öteden beri siyasi iktidarlar tarafından kullanılıyor. Çünkü özellikle Anadolu'da KOBİ'ler oy musluklarının başında oturuyor.
2000 öncesinde, KOBİ'ler Anadolu kaplanları diye epey pohpohlandı. KOBİ borsaları kurulması tartışıldı. Ancak hiçbir siyasi iktidar KOBİ'leri AKP iktidarı kadar popülizm yolunca kullanmadı.
Referandumda ve 24 Haziran seçimlerinde, KOBİ kredileri arttı. Halen toplam kredilerin yüzde 24'ü KOBİ kredileridir. 2010 yılında 125 milyar lira olan KOBİ kredileri, 2018 Mart ayında 529 milyar liraya yükseldi.
KOBİ'lere veya esnafa verilen destek kredilerinde bir hedef olmalıdır. Bu hedef yatırım olabilir. İşletmede yenilik yapılması veya işletmenin daha etkin çalışmasını sağlama nedeniyle olabilir. Ancak AKP iktidarı bunlara göre değil de, popülizm amaçlı kredi dağıttı.
Popülist amaçlı krediyi alan, esnaf veya KOBİ, bu krediyle konut adlı, araba aldı, beyaz eşya aldı veya işletme dışı amaçlara harcadı. Bu harcamalar tüketimi artırdı. Büyümeyi artırdı. Ancak aynı zamanda enflasyonu da tetikledi.Takipteki KOBİ kredileri 26.7 milyar liraya yükseldi. Takibe düşen ve yeniden yapılandırılan krediler, şimdi bankaları da zora sokabilir.Bol kredi tembelleşme yaratıyor. İşletmeleri ve esnafı rehavete sokuyor. Dinamizmi düşürüyor.Kaynakların yanlış ve popülist amaçlı kullanılması ekonomik istikrarı bozuyor. Ceremesini 80 milyon çekiyoruz.
...***
Necati Doğru, 11 Temmuz tarihli Sözcü gazetesinde, " Yaz gazeteci: tern kazası değil, cinayet"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yeni yönetim modeliyle “Türkiye uçacak” diyorlar; buna inanıp alkışlama yazısı yazamam. Hazine'nin başına damadını atadı, başka adam mı yoktu, doğru mu yaptı diye vatandaşın sormasını ister; Çorlu'da tren kazasında can verenleri yazarım. Yaz gazeteci yaz! Geriye acı kaldı. Derya Kurtuluş bebeğiyle öldü. Özgenur ve Dicle kız kardeşler birbirine sarılı can verdi. 9 yaşındaki Arda'nın hayali Barcelona'da top oynamaktı, Bihter ilk kez trene binmişti, Özcan akrabasının düğününden dönüyordu…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
24 vatandaş, raydan çıkıp devrilen vagonlarda demir, çelik, cam, plastik enkazı arasında sıkışıp canlarından oldu. Yağmur çok yağdı da… Menfezler dar geldi de… Toprak suya doydu da… Su rayların altını oydu da… Menfezlerdeki traversler 1.5 metre havada kaldı da… Çorlu treni bu yüzden kaza yaptı. Yani suçlu yağmur!
Çorlu'dan da geçen İstanbul (Halkalı) – Edirne (Kapıkule) tren hattımızın, yenilenerek Avrupa Birliği'nin “Dördüncü Koridor” dediği yüksek teknoloji kalitesine getirilmesi gerekiyordu. Dördüncü Koridor, Almanya'da Dresden'den başlayıp Almanya'yı, Çek Cumhuriyeti'ni, Macaristan'ı ve Bulgaristan'ı geçerek Türkiye'de Kapıkule'den girecek ve İstanbul Halkalı'da son bulacaktı. Avrupa'daki ülkeler; “Dördüncü Koridor Projesi” gereği hatlarını; 2 bin-3 bin tonluk yük taşıyan katarların saatte 200 kilometre hız yapabilecek kaliteye getirmişlerdi. Yağmur suları rayların altını oyamıyordu. Avrupa Birliği Türkiye Ulaştırma Bakanlığı'na Kapıkule-Halkalı hattının da Dördüncü Koridor kalitesine yükseltilmesi için 680 milyon Euro hibe kaynak tahsis etmişti. Bizim Ulaştırma Bakanlığı, Çorlu'da 24 cana mal olan o hattı da içine alan tren raylarını, istasyonları, yük boşaltma terminallerini AB'nin “Dördüncü Koridor” kalitesine ulaştıracak projeyi yapmamış, fizibilitesini çıkartamamış, ön ihale aşamasına getirememişti. Bakan Binali Yıldırım'dı. Böylece Kapıkule- Halkalı hattı, iş hayatında demiryolu yapmamış müteahhitlere ihaleler verilerek “gecekondu yapımı” benzeri yenilendi. Yani yenilenme adı altında köhne yapıda kaldı. İşte 24 ölümlü kaza bu köhne hat üzerinde oldu. Kaza değil cinayet.
...***
Kamil Tekin Sürek, 11 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, " Yeni Bakanlar Kurulu mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanı Erdoğan, pazartesi akşamı, atadığı Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların ismini açıkladı. İsimler çoğumuzu şaşırttı. Bir kaçı hariç, AKP yöneticileri ya da eski bakanlar içinden isimler yoktu listede. Gerçi hepsi Erdoğan’a bağlı ve AKP üyesi veya yandaşı idiler ama Erdoğan onlar hakkında daha önce “bağımsızlar da olacak” diyerek, bağımsız olduklarını iddia etmişti. İsimlere ilk tepkilerden biri “holding yönetim kurulu gibi “ şeklindeydi. Bu benzetme ilk bakışta çok da yanlış sayılmaz. Her sektörden bir şirket sahibi ya da yöneticisi bakan yapılmıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Açıklanan listeyi basında “Bakanlar Kurulu “ olarak tanımlayanlar var ama kanımca böyle bir tanımlama doğru değil. Çünkü ortada bir kurul yok. Yani, bakanlar bizim geçmişten bildiğimiz bakanlar değil, bakanlar kurulu da bakanlar kurulu gibi değil. Örneğin bakanlar eskiden olduğu gibi belli günlerde toplanıp kararlar almayacak. Büyük ihtimalle birlikte toplanmayacaklar bile. Bu nedenle kurul da denemez açıklanan isimler toplamına.
İşleyiş nasıl olacak? Muhtemelen Erdoğan çeşitli alanlara ilişkin kararlar alacak ve bu kararları ilgili bakana talimat olarak aktaracak. Kararları almadan ilgili bakandan, ilgili Cumhurbaşkanlığı Kurulu’undan ya da ilgili danışmanlardan bilgi alacak ya da bunlardan biri/birkaçından olgunlaştırılmış bir proje gelecek, Cumhurbaşkanı da bunu karara dönüştürecek.
Çeşitli sektör temsilcilerinin bakan olarak atanması yönetim biçiminin bir holding yönetimine benzetilmesine yol açıyor ama holding yönetiminde dahi holdinge bağlı şirket yöneticilerinin Erdoğan’ın bakanlarından daha fazla inisiyatif kullanma yetkisi vardır. Erdoğan’ın sistemi bakanların inisiyatif kullanma yetkisi açısından ABD sistemine de benzemiyor. Kendine özgü. Erdoğan’a özgü. Padişahlık sistemini hatırlatıyor ama padişahlık sisteminde de Divan toplantıları yapılır bazı kararlar orada alınırdı.
Bu sistem yürümez. Bu sistemle devlet yönetmek çok zor.Bu sistem tek adam sistemidir. Bu sistemde atanan bakanların en önemli fonksiyonu “günah keçiliği “ olacaktır. İşler yürümediğinde suç ilgili bakana yüklenecek ve her kararı veren Erdoğan aklanıp bakan harcanacaktır. Muhtemelen hiç bir bakan beş yıl bakanlık yapamayacaktır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanun halen yürürlükte. Bu sistemle birlikte, binlerce yüksek bürokrat işsiz kalacak ve “merkez valileri” gibi boşta kalıp, hiçbir iş yapmadan maaş almaya devam edecektir. Çünkü, memurları belli görevlerde çalıştıktan sonra daha alt görevlerde çalıştırmak mümkün değil. Belki de ıskartaya ayrılmış bu yüksek bürokratlar emekliliğe zorlanacak.