Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: 15 Temmuz’un Millî manşetleri sergilendi
Yeniçağ:
ABD'de protestolar büyüyor
Evrensel:
Damat Berat Albayrak, kararnameyle YAŞ üyesi yapıldı
Cumhuriyet:
"Bu faizle yatırım olmaz"
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Uğurolu, 15 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Meclis'te İYİ Parti'nin hakkı gasp edildi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yürütmeyi tamamen Başkan'a devreden yeni sistemde AKP ile MHP Meclis görev dağılımında da sanki beybabalarının çiftliği gibi hareket ettiler. Hatırlarsınız 24 Haziran seçim dönemi propagandalarında AKP ve MHP başta CHP ve Muharrem İnce olmak üzere İYİ Parti ve Meral Akşener için, "HDP yandaşı" suçlaması yaptılar.İşte o HDP bu kez AKP ve MHP desteği ile hem Meclis Başkan vekilliği hem de idare amirliği makamlarını aldı.Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu denir ya aynen öyle oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İYİ Parti'ye oy veren 5 milyon seçmeni görmezden gelmek, onların iradelerine ipotek koymaktır.Meclis yemin töreninde MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye hak etmediği iltifatı gösteren İYİ Parti'nin bazı milletvekilleri partilerinin bu hakkının gasp edilmesine bakalım ne tepki verecekler?İlk tepki İYİ Parti Meclis Grup Başkan vekili Lütfü Türkkan'dan, "...Ben öyle istedim anlayışı doğru değil" sözleri ile geldi.İYİ Parti'nin demokratik hakkının Meclis'te daha ilk günlerde bu denli fütursuzca çiğnenmesi en ağır ve en hızlı şekilde kınanmalı, düzeltilmesi için Meclis'te gerekli girişimler yapılmalı, düzeltilmezse halka bu haksızlık en etkili şekilde anlatılmalıdır.Madem İYİ Parti'den yazıyoruz o zaman bazı önemli vurguları da yapalım.İlk hedef yerel seçimler olmalıdır.Bu hedefe ulaşmak için teşkilatlara çekidüzen verilmelidir.Üye kayıtlarına ağırlık verilmeli İYİ Partililer Sokak, Cadde, Bulvar, Mahalle temsilcilerini ilçeler bazında belirlemeli, çok aktif bir çalışma temposu yaratılmalıdır.Teşkilatların genel merkez direktiflerine göre çalışmaları sağlanmalı, haftalık raporlar ve parti müfettişleri tarafından denetlenmelidir.Belediye Başkan adayları konusunda çalışma başlatılmalı, mesleki kariyer ve tanınmışlık ön plana alınmalıdır.Türkiye'nin sorunlarına çözüm üretecek mesleki komiteler genel merkez tarafından oluşturulmalı, gelecek 2023 veya öncesi erken seçimlere hazırlıklar en detaylı şekilde yapılarak raporlara bağlanmalıdır.Kadın ve Gençlik Kolları ile Avrupa'da örgütlenmeye de büyük önem verilmelidir.Medyanın etkisini en olumsuz yaşayan İYİ Parti'dir.Bu konuda uzmanların görüşleri alınarak radyo, televizyon ve yazılı medyada yer alabilmek için her türlü önlem alınmalıdır.İstifalar moralleri bozmamalı tam tersine İYİ Partililerin birbirlerine daha sıkı kenetlenmeleri için sürekli ve düzeli aktiviteler düzenlenmelidir.İYİ Parti Meclis Grubu da çok aktif çalışmalıdır.Özetle gün; hazırlanma, toparlanma, büyüme ve iktidara yürüme günüdür.
…***
Mıgırdiç Margosyan, 15 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Kim kazandı’ meselesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geride bıraktığımız seçimin ardından hemen herkes kendince şu ya da bu minvalde laflayıp yorum yaparken, “Kambersiz düğün olmaz” kuralınca ben özüm de bir müddetten beri bu köşeden sana özel ulak postaladığım satırlarımla bu sorunun cevabını aklım sıra bulmaya çalışıyorum.kimilerine göre seçim sandıklarına koşar adımlarla gidip hayli yüksek bir katılım oranıyla oylarımızı “özgür irade”mizle kullanırken, bunu, bu imkanı sağlayan demokrasimiz, bu işin asıl kazananıydı...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aslında iş dönüp dolaşıp nihayetinde güncel yaşamımıza gelip dayandığında, görünen manzara o ki, hesapça yere göğe sığdıramadığımız anayasamızın yanı sıra, keza onun gölgesindeki demokrasimizin hali ahvali de tıpkı çift hörgüçlü develerin kamburundan farksız!
Nitekim bir taraftan seçime katılım oranının yüksekliğinden dem vurup, bunu da demokrasi adına artı puan olarak kaydederken, diğer yandan da “cumhur” ya da “millet” adlı bu ittifaklardan herhangi birine bulaşmadan, dahası da seçim sistemimizin utancı olan yüzde onluk baraj engelini amiyane deyimiyle iplemeyip, bir bakıma aşılması neredeyse imkansız olan bu Majino Hattı’nı altı milyonu aşkın oylarıyla delik deşik edip, böylece milletin yüce Meclisine milletvekili sayısına göre üçüncü parti olarak katılanların yanı sıra, ayrıca onları oylarıyla destekleyen vatandaşların her biri, kimi muktedirler tarafından birer “vatan haini” namıyla damgalanıyorsa, demek ki bu “sözde” demokrasi yolunda aldığımız mesafe bir arpa boyu!
Öyle ya da böyle görünen köy kılavuz istemez misali bu bapta arpa, darı, ya da zürafa boyu yol aldığımız ayan beyan ortada! Çünkü demokrasinin öncelikli kuralı gereğince, sandıklardan çıkan oylara, aynı şekilde de seçmenlerin damgalı, mühürlü iradelerine koşulsuz saygı duyup, bunun aksini düşünmek bile abesle iştigal olduğuna göre, ehh o zaman falan veya feşmekan partiye oy veren vatandaşların kimilerini hain, bölücü hatta neredeyse safkan “düşman” bellemek neyin nesi!
Altı milyon vatandaşın oylarını şu veya bu nedenlerle küçümseyip, burun kıvırıp, hatta sanki birer “cılk yumurta” gibi değerlendirmeyi kendilerince hak belleyen kimi “muhterem zevat”ın, sandıklara yansıyan bu oylar karşısında eyvallah edip şapka çıkarmaları gerekirken, bunun yerine mırın kırın etmek her şeyden önce demokrasinin bizatihi ruhuna aykırı değil mi? Memleket sathındaki tüm ana yollar boyunca birbirinin peşi sıra uzayıp giden elektrik direklerinde, üst geçitlerde, yüksek binaların tepelerinden sarkan devasa bez afişlerde, kısacası hemen her tarafta daha düne kadar titri, lakabı, unvanı “cumhurumuzun reisi” iken, şimdilerde “başkan”lık koltuğuna kurulup oturan zatı şahanelerinin güleç yüzlü, kibar bakışlı portresinin dalgalandığı bu bizim diyarlarda “başkan”ımızın yanı sıra, keza milletçe hepimiz kazandık çok şükür!
...***
Orhan Bursalı 16 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "25 bin dolar, ilk 10 ekonomi yaldızı ve evet: Ne yapmalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" TV kanallarında Başkanlık sistemiyle Türkiye’nin şaha kalkacağını iddia eden AKP reklam spotları dolaşıyor. Çoğu ekonomiyle ilişkili. Beş yıl içinde, yani 2023’te kişi başı milli gelirin 25 bin dolara ulaşacağı, Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi içine gireceği, sonuçta şahlanacağı üzerine, bir palavra yığını art arda sıralanıyor. Doları 5 TL yapmış, kişi başı milli geliri 8 bin dolara düşürmüş, yerli ve yabancı paraları yurtdışına doğru seyahate çıkarmış ve yarınını kimselerin göremediği bir ülke yaratmış bir propaganda ve yaldız iktidarına, 16 yıl içinde gerçekleştiremediğini 5 yıl içinde nasıl yapacak sorusunu sormak abesle iştigaldir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Çünkü yanıtı yoktur ve yüzünüze ancak gülerler. Türkiye çapında kurdukları medya propaganda makinesi çalışıyor. Fakat bir ülkeyi yalana dayalı propaganda ile aldatmak mümkün değil. Bu bildiklerinizi neden yazıyorum? Belki CHP ve diğer muhalefet nasıl tersi bir “makine” kurabileceklerini düşünür ve planlarlar umuduyla.. Bu iktidar 5 yıl dayanamaz çöker, erken seçime giderler vs. gibi, seçim öncesi bu köşede de satır arası yer bulan züğürt avuntularına kimse yer vermesin ve umut bağlamasın. 5 yıl içinde neler olur bilmiyoruz. İktidarın zorlukları üzerine bir umut beklentisi inşa ederek bir gelecek oluşturmak, ancak hiçbir şey yapma niyetinde olmayan ve idarei maslahatçı konumlarından memnun olanların boş hayalleridir. Muhalefetin kendine yönelteceği temel soru şudur: 5 yıl içinde ben iktidarı alabilecek duruma nasıl gelmeliyim ve bu amaçla ne yapmalıyım? Türkiye’nin koşullarını tahlil etmeyen, bu iktidar döneminde önümüzdeki 5 yılın daha büyük olağanüstü koşullarda geçeceğini hesap etmeyen, yepyeni bir eylem planı ve parti örgütlenmesi planlamayan tüm muhalefet armut toplayacaktır, dışlanacaktır ve büyük ölçüde kriminalize edilecektir.