Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: OHAL'den de olağanüstü hal: İşte OHAL KHK'lerini aratacak yeni düzenlemeler
Evrensel:
OHAL kalıcılaştırılarak haklar yok edilmek isteniyor
Milli gazete:
Kemal Kılıçdaroğlu'ndan sert açıklamalar: Seçimler meşru değildir
Star:
İdari İşler Başkanı baz alınacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erol Manisalı 17 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Muhalefette ‘başarı’ ve CHP”başlıklı yazıswını okuyucularla paylaşıyor.
“Demokrasilerde “muhalefetin başarısı, sadece iktidarın yaptığı yanlışları halka duyurmakla ölçülmez”. Muhalefetin başarısının gerçek ölçüsü “iktidarın yapmakta olduğu yanlışları önlemekle ortaya çıkar”. İktidar, “Ben yanlışları söyledim, durdurmaya da çalıştım: benim görevim bu kadar” diyemez.”diyen yazar, yazısınınn devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Eğer bu yanlışları engelleyemiyorsa, “muhalefet başarısızdır”, sonucu etkileyememiştir. Çünkü muhalefet “başarılı” olmak için ne yapar: kamuoyuna ve kendi tabanına şöyle der: ben bu yanlışları yapmakta olan iktidarın uygulamalarının önüne geçebilmek için şunları yapıyorum:
Parti içinde, ülkedeki bütün sivil toplum örgütleri ile yoğun işbirliği yapmanın yollarını şu araçlarla yürüteceğim diyecek ve bunları fiilen yapacak.
Parti içinde bu tür etkinlikleri sağlayacak örgütlenmelere gidecek üniversitelerden öğrenci kuruluşlarına, sendikal etkinliklerden mahalle muhtarlarına kadar örgütlenmeleri bütünleştirerek dışsallıklar yaratacak.
Bu tür demokratik örgütlenmeler sayesinde “örgütsel olarak güçlenecek”: gerçek toplumsal güç böyle sağlanır. Yoksa salı günleri Meclis’te konuşma yaparak ya da medyaya bilgi vererek sadece “bilineni ilan edersiniz”: parti olarak gücünüz artmaz, zayıflar, yüzde 25’in altına düşersiniz.
CHP’nin son seçimlerde geri gitmesinin esas nedeni budur. Yoksa doğruları zaten herkes söylüyor. İletişim dünyası artık bu konuda çok zengin olanaklara sahip. CHP için önemli olan, partiyi toplumsal örgütlenmelerle güçlü kılmaktır. Yukarılara çıkmanın tek yolu, “örgütlü güçlenmelerden geçer”. Bunu fiilen başaramayan bir yönetim, “başarısız” kalmış demektir. Yerini, başaracak olanlara bırakmak zorundadır.
Ben “teşkilata” hâkimim, teşkilat da beni istiyor demek CHP’yi yok etmeye çalışan odakların yolunu açmaktan başka hiçbir işe yaramaz.
Kemal Bey seçildiğinde 3 gün sonraki Bıçak Sırtı köşemde ona Gandi adını galiba ilk koyanlardandım.
Kemal Bey dürüst, ahlak sahibi bir insandır ama CHP’de yeniden örgütlenmeyi sağlayıp AKP’nin yanlışlarının yolunu kesecek başarıyı sağlayamadı, hep kaybetti, CHP küçüldü, rejim bugünkü noktaya geldi.
Üstelik AKP’nin son 7 yıldır yaptığı olağanüstü iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel yanlışlara karşın. CHP artık başarılı bir muhalefet olmak için “toplumda örgütsel güçlenmeyi demokratik yolla” sağlayacak bir yönetimin işbaşına gelmesi gerekir.
Toplumsal bir örgütlenme içine girmiş bir CHP’nin en az yüzde 35’e çıkabileceğini, İnce’nin başarısı kanıtladı.
Kemal Bey ile hiç karşılaşmadım, telefonda bile konuşmadık: İnce ile bir yıl önce 3-5 dakikalık rastlantı sohbetimiz oldu. Son yazılarımda İnce’nin seçim başarısını destekleyen yazılar yazdım.
Olaylara tarafsız bakan bir akademisyen olarak gözlemim şu: Eğer CHP, yönetim değişikliği yaparak “toplumsal olarak yeniden örgütlenmiş” güçlü CHP’yi yaratamaz ise yüzde 20’lerde kalmaktan öte Türkiye’yi de riske etmiş olur.
Siyasette her şey “alınan sonuçlarla ölçülür”, sadece doğruları, gerçekleri dile getirmek, işin küçük bir parçasıdır. Sadece eleştiri yaparak sonuç alamazsınız. AKP, son 7 yıldır adım adım bugünkü konumuna gelirken CHP sizin yönetiminizdeydi ve engelleyecek örgütlenmeleri yapamadınız.
...***
Esfender Korkmaz, 17 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşsizlikte kronik yapı devam ediyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ilan edilen işsizlik oranı geçen Nisan ayında yüzde 10.5 iken bu sene yüzde 9.6'ya geriledi.İşsizlik oranında aylar ve mevsimler itibarıyla iniş ve çıkışlar yaşanır. Doğru tahlil yapabilmek için ilgili ayı bir yıl önceki ayla karşılaştırmak gerekir. Peş peşe gelen ayları karşılaştırmak için de mevsim etkilerinden arındırılmış iş gücü göstergelerini kullanmak gerekir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eğer bir istihdam politikası oluşturmak istiyorsak, iş aramayıp iş bulsa hemen başlayacak olanları da dikkate almak gerekir. Kaldı ki TÜİK'in iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar kriterleri bizim toplumsal yapımıza uymuyor. Söz gelimi 18 yaşına basan birisi 4 hafta iş aramazsa bu kişi işsiz sayılmıyor. Ya da bir iş kurumuna başvurmayanlar da işsiz kabul edilmiyor. Gerçekte ilan edilen işsiz sayısı ile, iş aramayıp iş bulsa işe başlayacak olanları birlikte fiili işsiz olarak tarif etmek gerekir. Öte yandan, bu yolla işsiz sayılmayanlar, iş gücüne de dahil edilmiyor. Fiili iş gücüne ulaşmak için önce iş aramayıp, iş bulsa çalışacak olanları iş gücüne dahil etmek gerekir.2017 nisan ayında 5 milyon 480 bin olan fiili işsiz sayısı bu sene Nisan ayında 5 milyon 124 bine geriledi. Filli işsizlik oranı da yüzde 16.3'ten yüzde 15'e düştü.
İşsizlik oranının düşmesine özel ve devlet, hizmetler sektöründe meydana gelen istihdam artışı etkili oldu. Tarım ve inşaat sektörlerinde çalışanlar sayısında değişme olmadı, sanayide az artış oldu. Hizmetler sektöründe ise 617 bin artış oldu. Bu artışta turizm sektöründeki canlanma ve kamuya yeni personel alınmasının etkisi yüksek oldu.
Tarım sektörü gizli işsiz barındırır. Bu nedenle, tarım dışı işsizlik oranı realiteyi daha iyi yansıtır.Geçen sene yüzde 12.4 olan tarım dışı işsizlik oranı da bu sene Nisan ayında 11.4'e geriledi. Mevsim etkilerinden arındırılmış tarım dışı işsizlik oranı da 13.2'den 12.2'ye geriledi. Gençlerde işsizlik oranı ile ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı, OECD ortalamasının çok üstündedir. Bu durum, sosyal ve siyasi sorunların tırmanmasına neden oluyor.Sonuç olarak; işsizlikte bir miktar gerileme var ve fakat bu gerilemenin devam etmesi önemlidir. Dahası bu düzeyde de işsizlik yüksektir. Rehavete kapılmamak gerekir.
...***
Ali Ferşadoğlu, 17 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Ekonomimiz ipotek altında mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP; “tüketim/israf, faiz, az ücret vererek sömürdüğü” vahşi kapitalizmin ekonomik politikalarını uygulamıyor mu? Bunların bir ayağı da zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan faiz/bankacılık sistemi değil mi?Şimdi AKP iktidarına bu zaviyeden bakalım: 35 büyük bankanın tamamı yabancıların. Geri kalan 14 bankanın ortakları da yine yabancılar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Meşhur para cambazı spekülatör Soros’un kuruluşunun bu bankalardaki parası 50 milyar dolar olduğu söyleniyor. Avrupa’da en yüksek faiz 1.3. Türkiye’de seçim krizi arefesinde 17.5 oldu. Parayı kim kazanıyor? Bu bankalar. Zaten, bir kesimin malına, mülküne, şirketine, el konulmuş, haksız, hukuksuz, delilsiz, belgesiz bir şekilde suçlanıp hapse atılmış. Aileler, cemaatler biribirine düşürülmüş ve gergin ve kutuplaştırılmış.
İşte, bu toplumu ve devletin “düğümlerini” elinde bulunduran erk, böyle bir felâketin gelmesinden ise, AKP ile devam kararı vermiştir!
Şunu kesinlikle anlıyoruz: Borçlu, alacaklısının yanında yüksek sesle konuşamaz, sus-pus olur. Alacaklının şartlarını kabul etmek zorunda kalır.
“Hazine Müsteşarlığı, 30 Haziran 2017 itibarıyla brüt ve net dış borç stoku, Hazine garantili dış borç stoku ve kamu net borç stoku ile AB tanımlı genel yönetim borç stoku verilerini açıkladı. Bu dönemde Türkiye’nin brüt dış borç stoku, 432,4 milyar dolar oldu, stokun millî gelire oranı yüzde 51,8 olarak hesaplandı.”
Şimdi AKP iktidarına neden mecbur kalındığının veya bankacı, sanayici vs, neden AKP’nin aleyhinde bulunmuyor daha iyi anlaşılmıyor mu? O zaman, “Avrupa bizi kıskanıyor!” diyerek diye kitleler aldatılmıyor mu?