Temmuz 18, 2018 09:15 Europe/Istanbul

Yenişafak: Üretime taze güç

Evrensel:

Gençlerden Suruç çağrısı: Arkadaşlarımız değil sorumlular yargılansın

Cumhuriyet:

Bedelli askerlik Meclis'e geliyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Aydın Engin 18 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Kafası kesik tavuk gibi..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP Reisi 24 Haziran’da resmen “Devlet Reisi” olur olmaz önceden hazırlayıp zulasına koyduğu kararnameleri birer birer yürürlüğe soktu. Bunların resmi adı “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi.” Kulak asmayın. Bunlar KHK kısaltmasıyla kullandığımız “Kanun Hükmünde Kararname”lerin yeni rejimdeki karşılığından ibaret değil. Hiç değil. Bu kararnameleri KHF kısaltmasıyla ansak daha doğru: Kanun Hükmünde Ferman."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Gerçi Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri’nin nasıl çıkarılacağı, çıkarıldıktan sonra Meclis denetiminin nasıl işleyeceği, hangi alanlarda çıkarılamayacağı anayasada yazılı ama ne gam! Sultanlık rejiminde anayasa da neymiş... Google hazretlerinin yalancısıyım; 24 Haziran’ın hemen ardından bugüne kadar 12 KHF (Kanun Hükmünde Ferman) yayımlandı. Yemin töreni, 15 Temmuz törenleri, dış geziler için geçen günleri aradan çıkarırsan neredeyse 12 günde 12 kararname. Saray gazetecilerinden biri bu kararnamelerin çok önceden Erdoğan tarafından hazırlandığını, yani öyle birkaç günde yalapşap hazırlanmış kararnameler olmadığını ballandıra ballandıra anlatıp ‘Reis’in uzak görüşlülüğüne övgüler düzdü. İnanalım. Demek ki Reis ve hepsi de birer “büyük Türk büyüğü” olan danışmanları, adları bakan, aslında “Sultan’ın vezirleri” olan siyasetçiler filan zaten seçimi kazanacaklarını, yeni bir rejim kuracaklarını, devleti tepeden tırnağa yeniden biçimlendireceklerini çok önceden görmüşler ve kararnameleri bir bir hazırlamışlar. Aferin de yayımlanan kararnamelerin saçma sapanlığını geç de olsa fark edip birkaç gün içinde tükürdüklerini yalayıp geri çekmelerine ne diyeceğiz? Örnekler vereyim mi? Henüz AKP Reisi kararname çıkarma yetkisi kazanmadan, Bakanlar Kurulu uzun bir KHK çıkardı. Bakanlıkların yetkilerinin Cumhurbaşkanlığı’na devredildiğine ilişkin düzenlemeler yer alıyordu. Araya bir de üniversite rektörlerinin profesör olma koşulunu kaldıran bir hüküm de sıkıştırılmıştı. Reis kararname yetkisi kazandı ve 4 numaralı KHF ile rektör olma koşulu değiştirildi. Rektörler en az üç yıl profesör olacak ve Reis tarafından atanacaklar. Sakın biri kalkıp “Canım o saçma kararı eski bakanlar kurulu çıkarmış ve KHK yayımlamış. Reis haberi olmadan çıkan bu kararnameyi iptal etti” demesin; gülünç olur... 

Bir hafta önce bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Devlet Tiyatrosu’nun tüzel kişilikleri kaldırıldı; sahibi olduğu binalar da ellerinden alındı. Çok değil sadece birkaç gün sonra yeni bir kararname ile tüzel kişilik geri verildi. Kurumun görece özerkliğini sağlayan “edebi kurul”un ve “Sanat ve Yönetim Kurulu”nun da bazı değişikliklerle varlıklarının korunmasına karar verildi... Haydi bu kadarı yetsin. Ama biri de (yetkili biri tabii) bize söylesin. Devleti yeniden düzenlemek gibi iddialarla kostaklananların daha birkaç hafta için kafası kesilmiş tavuk gibi bir oraya, bir buraya yalpalamalarının bir açıklaması olabilir mi? Eğer Reis’in daha seçim yapılmadan, henüz Başkan olmadan üstünde çalışıp hazırladığı, hazırlattığı kararnameler, kararlar böyle ise ya bir de hazırlanmadan çıkardıkları ve çıkaracakları nasıl olacak acep?

...***

Kamil Tekin Sürek, 18 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, " Özgürlükleri kısıtlamada ısrar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" TBMM’ye sunulan kanun önerisi yeni değil. Doksanlı yılların başından bu yana benzer kanun teklifleri sürekli gündeme gelir.Yeni olan son teklifte askerler devre dışı bırakılmış.Doksanlarda benzer müdahalelere valiler ile o ilin garnizon komutanı birlikte müdahale ediyor, asker hatta biraz daha ağır basıyordu.Bu tür özgürlükleri kısıtlama çabalarına iki binli yılların başında AB’ye gireceğiz diye bir süreliğine ara verilmişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdi yine gündeme geldi. Kanun önerisinin özü Anayasa’nın hak ve özgürlüklerle ilgili kısımlarında getirilen özgürlükleri kısıtlamaktır.

Demin sözünü ettiğimiz gibi AKP iktidarı askerlere güvenmediği için sıkıyönetimi kaldırıyor.Valileri birer sıkıyönetim komutanı haline getiriyor. Valiler güvenlik bahanesi ile toplantı ve gösterileri yasaklayabiliyor, şehre giriş çıkışlara yasak koyabiliyor, belli kişileri şehir dışına çıkarabiliyor, sokağa çıkma yasağı getirebiliyor. Daha önce hemen hemen her yasal düzenleme üzerine yazdığımız yazıda belirttiğimiz gibi yine önce uygulama, sonra yasal düzenleme işleri var. Örneğin, askeri alanlarda arama yapma konusu. Ergenekon, Balyoz ve Bülent Arınç’a suikast davalarında askeri alanlara girme ve arama, hatta kozmik odada arama yapma konularında şimdi yasal düzenleme yapılıyor. Yine, geriye doğru işletilen yasal düzenlemeler var. KHK’ler ile ihraç edilmiş subayların rütbeleri mahkeme kararı olmaksızın ellerinden alınıyor. KHK ile ihraçlar üç yıl boyunca ilgili kurumlarda oluşturulacak komisyonlara havale ediliyor. Yani, üç yıl daha hukuk dışı ihraçlar devam edecek. İhraç edilenlerin eşlerinin ve çocuklarının pasaportlarına yine el konulacak üç yıl boyunca.

Hepsini saymaya değmez. OHAL’i kaldırıyorum deyip, aslında üç sene için tek bir seferde uzatmış oluyorlar.

AKP iktidarının daha ilk gününde, AKP’nin demokratik bir adım atacağına hiç inanmadım. Demokratikleşiyoruz diye reklamını yaptığı yasal düzenlemelerin de AB ile ilişkiler vb. nedenlerle geçici olarak yapıldığına inandım. AKP beni hiç yanıltmadı. Bu son kanun ile 1995-1996 yıllarındaki günlere döndüler. Gerekçe aynı. Yüz senedir değişmedi. Dış düşmanlar, devletin bekası, terör tehdidi, bölünme, yıkılma vs. vs.

Bu gerekçeler, hiç ortadan kalkmayacağına göre, biz baskıcı-faşist hükümetlerle yönetileceğiz demektir onlara göre. Yani onlara göre sürekli kafamıza vurmaları, sürekli elimizi kolumuzu bağlamaları kaderimiz.Bu kadere razı olacak mıyız? Asıl mesele o.Bakalım göreceğiz önümüzdeki günlerde.

...***

Cevher İlhan, 18 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Yeni sistem” karmaşası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Karmaşanın alâmetleri ilk günde açığa çıkıyor. Daha evvel OHAL KHK’ları ile YÖK de devre dışı bırakılarak  cumhurbaşkanının atamasına bırakılan üniversite rektörlerinin “profesör” olma şartı KHK ile kaldırılırken, birkaç gün sonra bu kez cumhurbaşkanının kararnâmeleri ile yeniden getirilmesi “yeni sistem” karışıklığının ilk tezâhürü. Keza herhangi bir kamu görevlisini hiçbir şart aramadan vali olarak atayabilen cumhurbaşkanının, hâkimlik için de herhangi bir dört yıllık üniversite diplomasını yeterli görmesi, bir veterinerin ya da fizik tedavi uzmanının ya da iklim mühendisini idarî yargıç olarak atayabilmesi bir diğer garabet."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Bu arada birçok kurum gibi altyapısı hazırlanmadan Türkiye Adalet Akademisi lağvedilip bütün personelin görevine son verilirken, müsteşarlar yerine ikame edilen bakan yardımcılarının da cumhurbaşkanınca Anayasa Mahkemesi üyesi seçilebilmesi; hiçbir demokratik hukuk devletinde olmayan bir şekilde Adalet Bakanı Yardımcısının Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyesi olarak yargıyı yönetecek olması hukukun üstünlüğünü iyice yaralıyor. 

AKP iktidarında millet irâdesinin temsilcisi TBMM adına kamu harcamalarının yerindeliğini denetleyen Sayıştay’ın denetçi raporlarının Meclis’e gelmesi engellenirken, bu kez Danıştay’ın Cumhurbaşkanlığı tarafından gönderilen işler hakkında görüş bildirmesi hükmünün kanundan çıkarılması yasama ve yargının yürütmeyi denetleme mekanizmasını bütünüyle yok ediyor. 

Belediyenin kurulmasında Danıştay’ın görüşünün alınmasına son verilirken, İdari Yargılama Usulü Kanunu’ndaki değişiklikle idari mahkemelerin yürütme görevini kısıtlayacak karar veremeyeceği kuralının getirilmesi hükmüyle daha baştan idari yargının eli kolu bağlanıyor.

İcrada bütün yetki cumhurbaşkanına verilirken, cumhurbaşkanı kararnâmeleriyle hukuksuz görevden alınan kamu görevlilerinin idari yargıda haklarını aramalarının önü peşinen kapatılıyor. 

Yine AKP iktidarının 2010’da alây-ı vâlâ ile kurduğu Kamu Düzeni ve Güvenlik Müsteşarlığı’nın lağvedilerek, bir yandan “cumhurbaşkanı kararıyla silâh edinmelerine izin verilen kişilere silâh satılması yetkisi Milli Savunma Bakanlığı’na verilirken, diğer yandan KHK’larla “valilerce de halka silâh bulundurma ve taşıma izninin verilmesi”, sivillere yıllık 200 adet mermi kullanma hakkının 1000 adete çıkarılması, bireysel silâhlanmanın bizzat devlet eliyle teşviki “yeni sistem”in bir diğer garabeti.