Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Enis Berberoğlu'ndan cezaevinde açlık grevi
Evrensel:
CHP’li Ali Şeker: Kişileri değil, anlayışı tartışmak gerekir
Yeniçağ:
Bahçeli'den bedelli askerlikte 28 gün uygulamasına tepki
Milli gazete:
Yargıtay'dan Enis Berberoğlu kararı: Davanın durması istemi reddedildi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Çiğdem Toker 20 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “SGK neden Sayıştay’dan kaçırıldı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sayıştay denetimi dışına çıkarıldı.Her şeyi yeniden düzenleyen Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinden 4 No’lu olanı, SGK’yı de ele alırken, kurumun Sayıştay denetimine tabi olduğu maddesini metne yazmadı. İşte bu kadar. Bir küçük cümle, birkaç tuş hareketi: SGK artık Sayıştay denetiminin dışındadır. SGK’nin, TBMM; yani aslında halk adına yapılan bir denetim olan Sayıştay denetiminden kaçırılması demek, hesaplarının karartılması demektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu sordu:
- 70 milyon çalışana, emekliye ve hak sahibine hizmet veren
- 2017 itibarıyla, 288 milyar TL geliri ve 312 milyar TL gideriyle, devlet bütçesinin yarısına yakın bütçeye sahip SGK neden denetimsiz bırakıldı?
Meğerse cevaplar yine Sayıştay raporunda duruyormuş. SGK hesaplarını denetleyen son Sayıştay raporu (2016) inanılmaz...
“SGK 2016 yılına ilişkin mali rapor ve tablolarının - ‘Denetim Görüşünün Dayanakları’ bölümünde açıklanan nedenlerden dolayı-doğru ve güvenilir bilgi içermediği kanaatine varılmıştır.”
Özetleyelim:
Sayıştay, SGK rapor ve tablolarının güvenilir bilgi içermediğini açık açık yazmış. Gelelim “açıklanan nedenler”e. Sayıştay’ın SGK rapor ve tablolarını “doğru ve güvenilir” bulmaması, 15 ayrı bulguya dayanıyor. Bir kısmı teknik gelebilir. Ama tarihe kayıt düşmek açısından dilini sadeleştirerek bu listeyi vereceğim;
Alacaklar takip edilmemiş
- Kurum alacaklarının mali tablolarda tam, doğru ve zamanında muhasebeleştirilmemesi ve raporlanmaması
- Faaliyet ve alacak hesaplarına ilişkin tahsilatların emanet hesaplarından mahsup edilmemesi nedeniyle SGK’nin varlık ve yükümlülükleri ile faaliyet sonuçlarının hatalı raporlanması
- Geçici/Kesin teminat niteliği taşımayan tahsilatların hatalı raporlanması
- Kurum alacaklarıyla ilgili icra işlemlerinin muhasebe sistemine aktarılmaması
- Kurum alacaklarının terkinine ilişkin iş ve işlemlerin hatalı raporlanması
- Kurumun kamu zararı ve fazla ödemelerinin takip ve tahsilatına ilişkin muhasebe kayıtlarının mali tablolara doğru yansıtılmaması
- Bazı prim borçları hakkında yasal işlem başlatılmaması
- Süresinde ödenmeyen hizmet borçlanmalarına ait tahakkuk kayıtlarının güncellenmemesi
- Müşterek emeklilik paylarına ilişkin kurum ve sandıklar arası hesaplaşmanın usulüne uygun yürütülmemesi
- Hazine ile SGK arasında imzalanmış ikraz anlaşmalarına dayalı olarak kullandırılan kredilerin hatalı raporlanması
- Mahsup dönemine aktarılan avansların zamanında kapatılmaması
- Değer Hareketleri hesap grubunun tam ve doğru raporlanmaması
- Sözleşmeye bağlı gider taahhütlerinin mali tablolarda gösterilmemesi
- SGK mülkiyetindeyken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na devredilen, dinlenme ve bakımevi bedellerinin tahsil edilememesi
- SGK mülkiyetindeyken Maliye Bakanlığı’na devredilen taşınmazların bedellerinin tahsil edilmemesi
Sayıştay denetçilerinin SGK’ye bu eksiklikler için yazdığı yazılara gelen ve ana kayıt sistemlerinin nasıl kurulamadığına dair resmi cevaplar ise ayrı bir ibret belgesi.
Aslında Sayıştay raporundaki sadece şu tespit, denetimden çıkarılmanın nedeni hakkında fikir veriyor:
“Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.”
Belli ki, doğru düzgün bir sistem kuramayıp, alacakların takibini yapamayan bir SGK’nin eninde sonunda hesap verme ihtimali, rahatsızlık yaratmış.
İyi de hangi karartma sonsuza dek sürmüş ki bu sürsün. Bu da sürmez. Ama SGK gibi bir kurumu denetim dışına çıkarmanın bedeli bütün ekonomiye olur.
...***
Özcan yeniçeri, 20 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “15 Temmuz kontrollü darbedir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yirminci yüzyılda stratejik bölgelerde gerçekleştirilmiş hiçbir darbe yoktur ki ABD'nin parmağı olmasın.İran'da petrolün millîleştirilmesi üzerine Muhammet Musaddık'a, Şili'de bakır madenlerinin millîleştirilmesi üzerine Salvador Allende'ye, Panama'da "Panama Kanalı Panamalılarındır" dediği için General Noriega'ya (vb.) karşı yapılan darbelerde CIA'nın ve ABD şirketlerinin rolü bütün yönleriyle bugün açığa çıkmış bulunmaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2008'de açıklanan tutanaklara göre, Şili darbesinde ABD'nin rolünü Kissenger ile Nixon arasındaki şu konuşma kanıtlamaktadır:Nixon: Şey, biz yapmadık -bildiğin gibi- bunda yine de elimiz olduğu görünmez.Kissinger: Onu biz yapmadık. Onlara (darbecilere) yardım ettik demek istiyorum... Olabildiğince büyük ölçüde koşullar yarattık.ABD genelde darbeyi kendi güçleri ve müdahaleleriyle değil Kissinger'in dediği gibi "koşulları yaratarak" yapmaktadır.ABD, Türkiye'de hem koşulları hem de satın aldığı beşinci kol unsurlarını kullanarak darbeleri gerçekleştirmektedir.
ABD başından bu yana her anlamda himaye ettiği FETÖ'cü adamlarına TSK'nın millîci subaylarını Ergenekon, Balyoz ve Casusluk vb. davalarıyla tasfiye ettirmiştir.Bu bağlamda Rus uçağı düşürülerek Türkiye-Rusya ilişkilerinin olabildiğince gerilmesi sağlanmıştır.Her şeye karşın Türkiye Rusya'yla Soçi; İran ve Rusya'yla da Astana sürecini başlatınca ABD yeniden FETÖ'cü unsurlarını harekete geçirmiştir.Türkiye ABD'nin vermediği Patriotlara karşı Rusya'dan S-400 savunma sistemini almaya kararı vermesi ABD'yi iyice öfkelendirmiştir.FETÖ'cü unsurların 15 Temmuz 2016'da harekete geçirilmesi böyle bir sürecin ürünüdür.Darbenin amacı Türkiye'de bir iç çatışma çıkararak Ergenekon ve Balyoz davalarıyla sersemletilmiş TSK'yı kendi içinde güçten düşürmekti. Bu defa CIA kullanıma en uygun unsur olan FETÖ'yü bir kez daha devreye sokmuş 19 Aralık 2016'da hiçbir neden yokken Rus Büyükelçi Karlov'a suikast düzenlenmiştir.Rus büyükelçi suikastının amacı Türkiye-Rusya ilişkilerini bozmaktı. Türkiye ve Rusya oyuna gelmemiş, ilişkilerin bozulmasına izin vermemiştir.Türkiye'de darbe ve darbeye giden süreç ülkenin iç ve dış ilişkilerinden bağımsız değildir. ABD gibi ülkeler darbeleri spor olsun diye değil çıkarı olsun diye planlarlar. 15 Temmuz darbe girişimini ABD bunun için planlamıştır. Bu darbenin kontrollü olduğu açıktır ama ABD kontrolünde bir darbedir.
...***
Necmeddin Çalışkan, 20 Temmuz tarihli Milli gazetede, “Yeni Sistemin Düşündürdükleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yeni dönemde, hukuk fakültesini bitirmeden hakim; memur olmadan genel müdür olabilmenin önü açılmış görünüyor. Bu durum maalesef Astsubayın alay komutanı olması gibi bir şey! Yani kurumun işleyişine tamamen yabancı kişiler o müessesenin en başına getirilebilecek. Belli gerekçelerle bunlar yapılıyor olsa da yağmurdan kaçalım derken ileride daha büyük sorunlarla karşılaşmayalım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Anlaşıldığı kadarıyla bu kadar büyük sistem değişikliği öyle kısa bir dönemde düşünülerek ortaya konmuş bir şey değil. Birileri tarafından yapılmış, pazarlanmış ve sistematik bir şekilde aktarılıyor. Sanki ellerinde hazır metin var da onu tercüme ediyorlar. Bazen uygulamada ortaya çıkan karışıklıklar ve fikir değişiklileri de kamuoyunun tepkisine göre şekilleniyor.
Bu arada görüldü ki çok uzun süredir dillendirilen “federal yapıya geçiş” adım adım gerçekleştirilebilecek gibi. Soruyoruz, biz mi yanlış anlıyoruz. Birilerinin çıkıp anlatması gerekiyor. Zira İçişleri Bakanlığı’nın, görev tanımına, ‘yurdun iç politikasına, il ve ilçelerin genel ve özel durumları ile ilgili değerlendirmeler yapmak ve cumhurbaşkanına teklifte bulunmak’ ve ‘ülkenin idari bölümlere ayrılması, il ve ilçelerin genel idarelerini düzenlemek’ maddesi eklenmiş.
Biz, Başkan mı diyeceğiz Cumhurbaşkanı mı diyeceğiz, tartışa duralım atı alan Üsküdar’ı geçiyor. KHK’larla takır takır kanunlar yönetmelikler çıkıyor. Zaten isimlendirme ülkeyi ikiye bölüyor. AKP diyenlerle AK Parti diyenler ayrışması olduğu gibi yandaş medya Başkan Erdoğan, karşıtları Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor. Doğrusu, nasıl mutlu olacaksa öyle söylensin, işlevi değişmiyor nasıl olsa.Yabancılar ülkeye dayatma yaparken hükümetle, cumhurbaşkanıyla, orduyla ayrı ayrı uğraşmaktansa daha kolay ve hızlı sonuç elde etmek için tek bir kişiyle muhatap olacaklar.