Ağustos 29, 2018 08:42 Europe/Istanbul

Yenişafak: Suudiler ve BAE savaş suçu işledi

Cumhuriyet:

Albayrak'tan yatırımcıya: Türkiye trenini kaçıran kaybeder

Milli gazete:

MHP'de istifa depremi: Topluca istifa ettiler

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 29 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, "İnşaat takıntısı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasi iktidar iki konuda takıntılıdır. Faiz ve konut… Her ikisi de yanlıştır.Faiz konusunda hükümetin oyunu kuralına aykırı oynaması, kurlarda spekülatif artışlara neden oldu. Bu yüzden, raiting notlarına ve uluslar arası dış borç sigorta primi göstergelerine göre Türkiye'nin dış borçları yüksek risk sınıfına girdi. Eğer bir istikrar programı hazırlanmazsa Türkiye dış borçlarda bir sorun yaşayacaktır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hükümet geçmiş devalüasyonların krizden çıkışı hızlandırdığını örnek alıyorsa yanılıyor. Çünkü 2001 krizi dahil, önceki krizlerde cari açık ya yoktu veya düşüktü, özel sektörün dış borcu azdı ve üretim dışa bağımlı değildi.

Konuta gelince… Siyasi iktidarın konut takıntısı yalnız bu sektörde değil, tüm ekonomide bozucu etki yaratıyor. Zira konut sektörü birçok sektörü etkiliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK') reel sektör güven endeksini açıkladı. İnşaat sektöründe güven endeksi geçen sene Ağustosa göre bu sene Ağustos'ta yüzde 22 oranında geriledi. Yine bir ay öncesi Temmuz ayına göre ise yüzde 10.7 oranında geriledi. Bu kadar hızlı güven kaybı bu güne kadar hiçbir sektörde olmadı.

Enflasyon etkisinden arındırıldıktan sonra, yani reel olarak konut fiyatları son bir yılda yüzde 15 ile yüzde 20 arasında düştü. Kiralar da düştü. Kiralık konut ve kiralık işyeri ilanları arttı.

TOKİ ortağı dışında kalan müteahhitler de sıkıntılıdır. Yüksek döviz borcu olanların inşaatları yarım kaldığı için, fırsatçılar bu inşaatları yok pahasına alıyorlar.

Gecekondu kanunu ve toplu konut kanunu gibi kanunlara tabi olan TOKİ'nin temel kuruluş felsefesi  düşük gelir guruplarını, halkı konut sahibi yapmaktır. Ne var ki AKP iktidarında aynı TOKİ devlet eliyle zenginler yaratan bir nitelik kazanmıştır.

TOKİ lüks konut pazarını elinde tutuyor. Bir müteahhid inşaat ruhsatı için yıllarca uğraşıyor. Bir turizm tesisi plan tadilatı yapmak için  10 yıl uğraşıyor. Denize sıfır TOKİ kaynaklı gökdeleneler bir yılda yükseliyor.

TOKİ ortakları olan müteahhitler, ABD bandıralı lüks yatlarda, ABD bayrağı altında poz verirken, kredisini ödeyemeyenlerin  konutuna bankalar el koyuyor. Bunun içindir ki ipotekli satışlarda konut alanlar bankalara olan borçlarını ödeyemedi ve bu senenin ilk altı ayında 13 bin 500 konut bankalara geçti.

Yani TOKİ uygulamaları kuruluş felsefesine aykırı olarak gelir dağılımını bozuyor.

Hükümetin konutu olmayanlar için uygulamakta olduğu katkı payı oranları ve emekliler için yaptığı ayrıcalık doğru bir uygulamadır. Zira bunlar sosyal nitelikli uygulamalardır. Bu tür sosyal desteklerin bütçeden yapılmasında, gelir dağılımı ve sosyal refah önde gelen bir amaç olduğu için, vergi verenleri rahatsız etmez.

Şimdi hükümet konut satışı için, müteahhitler ile birlikte kampanya yapıyor. Bu kampanyada konut kredilerinin aylık yüzde birin altında olacağını söylüyor. Bu şartlarda konutları spekülatörler toplayıp, adeta stok yapar ve sonradan fiyatları artırabilirler.Eğer bankaların kredi konutlarında faiz farkı, hiçbir ayırım yapılmadan hazineden karşılanırsa, o zamanda vergi verenler spekülatörleri desteklemiş olurlar.

...***

Saygı Öztürk, 29 Ağustos tarihli Sözcü gazetesinde, "Kurultay için imza verenler dışlanacak mı" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Seyit Torun, aralıksız 15 yıl belediye başkanlığı yaptı. 25 yaşında Ulubey Belediye Başkanı oldu. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulundu. Halen CHP'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor. Yani masanın iki tarafında da bulunmuş bir isim. Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin erkene alınması gündemde yokken, yerel seçimler için akademisyenlerle, seçim kampanyası yapmış kişilerle, kendi ekipleriyle çalışmalar yürütmüştü. Ancak, genel seçimler erkene alınınca bu seçimlere odaklanılmış, yerel yönetimler seçim çalışmaları yarım bırakılmıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

24 Haziran seçimlerinin değerlendirmesi yapılmadan, olağanüstü kurultay talepleri öne çıktı. Bu tartışmaların dışında “Önümüzdeki yerel seçimlerde nasıl başarılı olabiliriz” çalışması da yürütüldü. 75 sayfalık seçim bildirgesinin altyapısı hazırlandı. Bildirgeye, Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu'nun görüşü alındıktan sonra son şekli verilecek. Kendi belediyelerimizin yaptığı çalışmaları, bazı anket sonuçlarını, gelen şikayetleri, yapılan hizmetleri değerlendiriyoruz. Belediyemizin olmadığı yerlerin de sorunlarını tespit ediyoruz.2014 yerel seçimleri dahil olmak üzere referandum, genel seçim, ardından tekrar referandum, genel seçim sonuçlarıyla ilgili hepsini bir grafik ve değerlendirmeyle tespit ettik. Oy geçişlerinin analizlerini yaptık. Bir proje havuzu oluşturduk. Belediyelerimizin başarılı olduğu ve uygulamada sonuç aldığı, bölgelerinde fark yarattığı projeleri havuza topladık. Diğer belediyelerin başarılı projelerini de örnekledik. Kısacası Türkiye'deki bütün belediyeler üzerinde çalıştık.

Çok az oyla kazandığımız, az oyla kaybettiğimiz, çok farklı kazandığımız, çok farklı kaybettiğimiz belediyeleri de ayrı ayrı sınıflandırdık. Sonuçları analiz ederek değerlendiriyoruz. Yetkili kurulların onayıyla başarılı olan arkadaşlarımızla devam ederiz. Ama başarılı olmayan, ciddi oy kaybına yol açmış, kendi belediyesinde başarılı olamayanları da ona göre değerlendireceğiz. Aday tespitlerimiz için bütün yöntemleri kullanacağız. Seçim bölgelerinde önseçim, merkez yoklaması, temayül yoklaması, anketler mutlaka yapılacak.

...***

Abdülkadir Selvi, 29 Ağustos tarihli Hürriyet gazetesinde, " Brunson olayında gizli tanık var"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" TRUMP Beyaz Saray’da düzenlenen devlet yemeğinde “Rahip Brunson’ın serbest bırakılması için savaşıyoruz” demiş.Zaten sorun da burada. Trump savaşı bitirse Brunson işi çözülecek. Trump da bunun farkında. Ama “Türkiye’de tutuklu masum rahip Brunson” algısı üzerinden ara seçimleri kazanmanın peşinde. O yüzden bu krizi sürdürmekte kararlı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Oyununuzu gördük, meydan okuyoruz” demesi bundan."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor: 

...***

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “Paramız doğrudan bir ABD Başkanı tarafından hedef alındı” dediği, Erdoğan’ın “ekonomik darbe girişimi” olarak tanımladığı ekonomik saldırıdan söz ediyorum.Krizin fitilini ateşleyen Brunson olayıydı.O tarihten bu yana sağduyu sahipleri Brunson krizinin daha fazla tahribata meydan vermemesi için harekete geçti. Brunson’ın avukatı İsmail Cem Halavurt, adli kontrol yasağının kaldırılması için önce davanın görüldüğü İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Reddedilince bir üst mahkemeye müracaat etti. Oradan da ret cevabını alınca bu kez Anayasa Mahkemesi’ne başvuru için hazırlıklar yapıyor. Hukuk içinde bir çıkış yolu aranıyor.Rahip Brunson’la ilgili 51 sayfadan oluşan iddianame büyük ölçüde gizli tanıklar “Dua” ile “Göktaşı”nın beyanlarına, Brunson’ın telefon mesajlaşmalarına, maillerinin çözümüne ve HTS kayıtlarına dayanıyor. İddianamenin içeriğine girecek değilim. Brunson’ın suçlu olup olmadığına yargı karar verecek.Trump’ın küstahlıkları olmasa bu işin şimdiye kadar çözüm yoluna gireceğinden eminim. Çünkü devlet aklı bu işi çözmeyi gerektiriyor. Çözülmese Rusya ile uçak krizi çözülmezdi. Zaten Brunson’ın ev hapsine çıkarılması çözüm yönünde atılmış bir adımdı. Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın Türkiye’ye iadesi ve Halkbank soruşturmasının sonlandırılması süreci netleştiğinde Brunson’ın ABD’ye gitmesinin önünde bir engel kalmayacaktı. Ancak Trump, pişen aşa soğuk su kattı. Çözümü değil, krizi seçti. Ara seçimlerde Brunson üzerinden şov yapmayı tercih etti. Bu arada Brunson olayında yaşanan yeni gelişmeleri paylaşmak istiyorum. Yeni gizli tanıklar ortaya çıkmaya başladı. Bu tanıkların iddiaları mahkeme dosyasına giriyor. 

Dilekçesinden bir ceza infaz kurumunda olduğu anlaşılıyor. “Bunlar İstanbul Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesi’nde bulunan Yiğit İlan Bürosu’ndan çıkan gazetelere Hıristiyanlık ile ilgilenmek isteyen kişiler için ilan vermekte ve ilgilenen kişilerle birebir görüşmeler yapmaktaydılar” diye anlatıyor.Brunson’ın Kürtleri Hıristiyanlaştırmak için Feriköy’de yaptığı toplantılardan, Ortaköy’de FETÖ’nün İsrail imamı ile yapılan toplantıda masaya serilen Kürdistan haritasından söz ediyor. Burada sözü FETÖ’nün himmet paralarına getiriyor. “Daha sonra himmet paralarının tekneyle, deniz yoluyla İsrail’e götürülmesine tanık oldum” diye anlatıyor.