Eylül 01, 2018 08:41 Europe/Istanbul

Yenişafak: 471 Mülki İdare Amiri'nin görev yerleri değiştirildi

Yeniçağ:

İYİ Parti İl Başkanı'ndan revizyon istifası

Cumhuriyet:

Almanya normalleşme için tutuklu vatandaşlarını şart koştu

Şimdi ie hafta içi köşe yazıları:

...***

Mine Söğüt, 31 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kim kimi affedecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Affetmenin erdemleri üzerine sayfalarca yazabilir, günlerce konuşabilirsiniz.Ama... risklidir de. Böyle bir ülkede, böyle bir düzende, böyle bir iktidarın egemenliğinde af denildiğinde durup iyice düşünmek gerekir. Toplumsal barışı sağlamak adına toplumsal savaş çıkarmayı alışkanlık haline getirmiş zihniyetlerin af meselesinde sağlıklı ve yapıcı bir yol izlemeleri mümkün olamaz. O hiç sağlanamayan barış ve devamlı körüklenen savaş arasında gidip gelen toplum refleksleri zaten şirazesinden çıkmışken, bir yandan idam cezasının geri getirilme çabaları diğer yandan da af hazırlıkları yapılması yeni ve art bir niyetin kötü habercisidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Tıpkı milletvekilliği dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla birlikte ortaya çıkan durum gibi...

Yine tüm muhaliflerini “terör suçlusu” olarak lekeleyip içeri tıkmayı beceren iktidar aklının kötücül oyununa gelirsiniz.

İstedikleri kadar, tasarlayarak, canavarca hisle veya eziyet çektirerek bir kişinin ölümüne sebebiyet vermeyi..

Çocukları cinsel yönden istismar eden, çocukları kaçırıp kasten öldürenleri... Kadınlara yönelik şiddet uygulayan ve ölüme sebebiyet verenleri af kapsamı dışında tutacaklarını söylesinler...

Herkes biliyor ki bu af meselesinin iki önemli ayağı var.

Biri terör örgütlerine üye olmakla suçlananların aftan yararlanamaması ve hatta idamla yargılanması...

Diğeri de mafya liderlerinin ve adamlarının aftan en önde yararlanması, bir an önce içeriden çıkıp iktidarın dizi dibinde yerlerini almaları.

Mafya kimdir, terör nedir, hangi örgüt hangi örgütten daha tehlikelidir... Artık bunların hiç tartışılamadığı bir iklimde...

İktidar sahiplerinin tek bir işaretiyle içeriye atılan ve yargılanmaları bir hayatta kalma mücadelesine dönüşen onca insan varken... Açlık grevi yapanları, hükümeti ve devleti eleştirenleri, susmayı reddedip sözünü sakınmadan istenmeyeni söyleyen herkesi, anneleri, gençleri, öğrencileri, işçileri, köylüleri, gazetecileri, yazarları, akademisyenleri...

Ülkenin tüm aydınlık yüzlerini terörist damgasıyla mimleyen... Ve tekeline aldığı basın yoluyla halkı onlara karşı kışkırtmayı marifet belleyen bir sistemin af gayretinin iyi niyetine inanmak hatta kanmak mümkün değildir. O yüzden iktidarın aftan muaf tutmayı düşündüklerinin ve af kapsamına alacaklarının kim olduğunu bir daha düşünün.

…***

Esfender Korkmaz, 31 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomik bünye sağlamsa, bin Trump gelse zarar veremez”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Uluslararası piyasalarda ortaya çıkan veriler ile Türkiye’de açıklanan resmi veriler, ekonomide bir günün bile önemli olduğunu gösteriyor. Kur ve piyasa faiz hareketleri de ekonominin  günlük ateşini çok yüksek  gösteriyor.Bugüne kadar alınan önlemler ya geç oldu veya  marjinal düzeyde kaldı. Söz gelimi faiz artırımında MB geç kalmıştı. Sonrasında bir artış yapmadı. Piyasa faizi ile gösterge faizi arasında  fark açıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Aslında eğer alınan önemler etkili olsaydı, bu gün TL dolara karşı yüzde 45 daha düşük değerde olmazdı.Açıklanan resmi veriler ve uluslar arası göstergele, kurdaki  istikrarsızlığın tırmanacağını gösteriyor. Üreticinin de tüketicinin de morali bozuk, güven sorunu yaşıyorlar. Ağustos ayı itibariyle reel sektörde güven endeksleri, güven sınırı olan 100'ün altına geriledi. Hizmet sektöründe 88.0'e, perakende ticaret sektöründe 93.4 ve İnşaat sektöründe 68.8'e geriledi. Tüketici güven endeksi de 68.3' olarak dip yaptı.Üretici ve tüketici  güveni ekonomik gidişatın barometresidir.  Bu sene ilk 6 ayda doğrudan yatırım sermayesi girişi geçen seneye göre yüzde 15 geriledi. Yine 2017 yılının ilk 6 ayında portföy yatırımı olarak 17.5 milyar dolar net giriş olduğu halde bu sene bu net giriş sıfıra yaklaştı. Geçen sene Ocak-Haziran ilk 6 ayda 21.3 milyar dolar olan cari açık, bu sene aynı dönemde 31.2 milyar dolara yükseldi. Kur artışına rağmen cari açığın artması da yine  güven sorunu olduğunu gösteriyor. Bu şartlarda 2018 yılında Türkiye'nin cari açığının Milli Gelire oranı yüzde 7'den fazla olacaktır. Bu oran  gelişmekte olan ülkeler içinde en yüksek orandır. Kriz yaşayan Arantin'de bu oran 4.8'dir. Geçen sene 6 ayda dış borçlanma 5 milyar dolar, bu sene 18 milyar dolar oldu.   Türkiye'nin dış borç sigorta risk primi, İMF kapısındaki Arjantin'i geçti. Kredi derecelendirme kurumları Ağustos ayında Türkiye'nin notunu, İMF kapısındaki Arjantin ve borç temerrüdü yaşayan Yunanistan'la aynı seviyeye düşürdüler. Doğrudan yabancı yatırım sermayesi bu kurumların üyesidir ve bunların yönlendirmesine göre yatırım yapıyor. Bu sene 6 ayda bankaların batık kredi miktarı 74 milyar liraya ulaştı. İpotekli kredilerini ödeyemeyen 13.500 konut bankalara geçti.  İnşaat sektöründe yarım kalmış inşaatlar oluştu. Konut sektöründe arz fazlası var.  2004 yılında yüzde 9 olan enflasyon yüzde 15'e yükseldi. Fiili işsiz sayısı, 5.5 ile 6 milyon arasındadır.  Banka yapılandırmaları ve iflas isteyenler arttı. Bu veriler ekonomik bünyenin çok zayıfladığını ve risklerin arttığını gösteriyor. Böyle bir tablo varken elbette kurlar da artacaktır. Dahası bu verilere bakarak Ekonominin nereye gittiğini görmek için iktisatçı olmaya gerek yoktur. Her şey yorumsuz olarak ortadadır.Hükümet siyasette sorumlu yaratabiliyor. Ancak Ekonomi global dünyayla bütünleştiği için bu defa içerde sorumlu bulamıyor ve sorumluluğu Trump' a yüklüyor. Gerçekte bir ekonomik bünye zayıfsa, Trump gibi kafasına esen herkes o ekonomiye zarar verir. Bünye sağlam olsaydı, bin Trump çıksa zarar veremezdi. Çözüm için: Önce güven ortamını oluşturmak için adım atmalıyız. Kısa vadeli acil önlemler içinde, MB faizi artırmalı, MB kanunu değişmeli ve Banka aynı zamanda kuru da gözetmelidir. kamu bankası özelleştirilmelidir. Popülizmin dışlandığı yapısal çözümler öngören bir ekonomik istikrar programı hazırlanmalı ve ilan edilmelidir.  

…***

Temer Korkmaz, 31 Ağustos tarihli Yenişafak gazetesinde, “Dış Güçler’den bahsedildiğinde, neden bu gerçek Kemal Bey’e çok dokunuyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kılıçdaroğlu ekonomideki gelişmeleri değerlendirirken Erdoğan’a dokuz soru yöneltti: Nedir? CHP’nin başı, faturanın Dış Güçler’e çıkarılmasından pek rahatsızdır!Şöyle de diyebiliriz: CHP’nin -adeta koltuğuna yapışık gezen- Genel Başkanı; Türkiye’ye yönelik son ekonomik saldırının arka planındaki Dış Güçler’i işin içinden sıyırmaya çabalıyor!Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın İsrail ziyareti sırasında Ankara’ya “Rahip Brunson’ı verin, kriz bitsin! Katar’dan gelecek para da Türkiye ekonomisini kurtarmaz” şeklindeki küstahça seslenişini Kılıçdaroğlu duymamış olamaz…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İsrail’in fanatik muhibbi John Bolton’ın bu lafları, Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırının perde arkasında ABD’nin bulunduğu gerçeğini açık ediyor. Artık kendi ağızlarından da tescillenmiştir. Bir başka söyleyişle, “en iyi belge” itiraf’tır…

“Kral’dan daha ziyade Kral’cı” pozisyonundaki Kılıçdaroğlu ise “Dış Güçler, hikâyedir” illüzyonuyla, aklınca Sam Amca’sını kurtarmaya yelteniyor.

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin arkasında ABD’nin yer aldığı hakikatini dile getiremeyenler, getirmeyenler arasında Kılıçdaroğlu da var…

Sahi, neden? 15 Temmuz’a “Kontrollü” diyen Kemal Bey’in kendisi “Kontrollü” de ondan! Washington’dan ve İstanbul’daki Derin Baronlar (Komprador Burjuvazi) tarafından “Kontrollü”dür.

15-20 Ağustos 2018 tarihlerinde otuz büyükşehirde beş bin dokuz yüz kişiyle yapılan bir araştırmaya göre, halkımızın yüzde 88’i “ABD, Türkiye’nin dostu veya müttefiki değil” diyor.

MAK danışmanlık şirketinin anketine katılanlar “ABD başta olmak üzere Batı’nın son dönemde Türkiye’ye karşı baskılarına ve olumsuz tavırlarına karşı en iyi cevap ne olurdu?” sorusuna…

En çok (yüzde 25) “İncirlik Üssü’nün Kapatılması” karşılığını vermişler…

Bu anketten çıkan sonuçlar, Türkiye’deki bilumum Amerikan muhiplerine, Sam Amca’sının etki ajanlarına adeta bir “tokat”tır.

İktidardaki veya muhalefetteki siyasilerimizin -hiç olmazsa bundan sonra- artık şu “ABD dostumuzdur, stratejik ortağımızdır, müttefikimizdir” laflarını bırakmaları “çöpe atmaları” gerekiyor!