Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Yerelde ittifakla kazanma arayışı
Yenişafak:
169 ülkeye TL ile ihracat
Milli gazete:
Eğitim sistemi kördüğüm
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar, 2 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Meclis, adalet ve demokrasi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tek Adam Rejimi, hoşlanmadığı muhalif eylem, söylem ve eleştirileri derhal “hainlik” ve “terör örgütüne üye olmadan yardım” ile suçlama eğiliminde. “Barış Akademisyenleri”nden sonra “Cumartesi Anneleri” de bu eğilimden nasiplerini almaya başladılar. Böylece ülkedeki haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik sorunları, gitgide içerdeki yazarlar, gazeteciler, politikacılar ve milletvekilleri ile birlikte dışardakiler tarafından da paylaşılmaya başlandı. Zaten daha önce defalarca belirttiğim gibi, başka türlü olması da beklenmezdi; Hukuk Devleti yıkılıp haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik bir kez başlayınca sınırlarını çizmek olanağı yoktur!"diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Bugün içinde bulunduğumuz siyasal, hukuksal ve ekonomik krizler, Erdoğan/ AKP iktidarının 16 yıllık uygulamaları sonunda, ya kötü yönetimle güçlenmiş, ya da doğrudan bu yönetim yüzünden ortayaçıkmışlardır.. Bu 16 yıl boyunca Erdoğan, sürekli olarak Bürokrasi ve Adalet engellerinden şikâyet etmiş ve yine bizzat kendisi, Tek Adam Yönetimini güçlendiren 24 Haziran seçimlerinden sonra, artık bu engellerden kurtuldukları için, ülkede olup bitenlerin tek sorumlusunun “kendi şahsı” olduğunu belirtmiştir.
Türkiye’de Parlamenter Demokratik Rejim, Anayasa’ya ve yasalara aykırı uygulamalarla, OLAĞANÜSTÜ HAL, OHAL bağlamında çıkarılan KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELER, KHK’larla, baskı altında, eşitsiz ve adaletsiz koşullarla yapılan halkoylamaları ve seçimlerle değiştirildi. Rejimi korumakla yükümlü olan Anayasa Mahkemesi ve YSK gibi Yüksek Yargı Organları, Demokratik Rejim’in hem felsefesine, hem de icrasına, yani, hem ruhuna hem de lafzına aykırı olan bu uygulamaları ya görmezden geldi, ya da, daha kötüsü, bunlara alet oldu, onay verdi!
...***
Ahmet Takan, 2 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " "Geçmiyor sayın Cumhurbaşkanı geçmiyor..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP Genel Başkanı R. Erdoğan, "Döviz kuru ne olacak" diye soranlara şöyle cevap veriyormuş:"Bu da geçer ya hu..."Ucu açık!.. Elbette geçer de, ne kadar zaman alır? Tahribatları ne olur? Bu tahribatların sonucunda ne bedeller öderiz?.. Ölen ölür kalan sağlar bizim mi olur?..Balık avı sezonunu, önceki gece törenlerle açan Erdoğan, acaba balıkçılara dönüp "Tekneye mazotu doldurabildiniz mi?" diye sorabildi mi?.. Tören sırasında biblo gibi yanına dizilen taklacılar, balıkçı esnafının sıkıntılarından cesaret edip de bahsedebildi mi?.. Yoksa, sıkıntıların dile getirilmesi Erdoğan'ın denize bıraktığı balıklardan birinden mi beklendi?.. Tatlı su balıkları ile tuzlu su balıklarının ezeli rekabeti balıkçıların sıkıntılarını ört bas mı etti?.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tabi, burada dile getirilmesi gereken en baba sorulardan biri de bu büyük ekonomik krizin geçtiğini görmeye kaç kişinin ömrü yetecek?.. Bakın, kansere yakalanmış 15 Kasım 1950 doğumlu Şemsettin Akarsu, kendisi gibi içinde bulundukları hastaların acil durumunu sosyal medyada takipçileriyle nasıl paylaşmış:
Sayın Cumhurbaşkanım, bu gün yaptığınız konuşmada, doların hali ne olacak diyenler için, onlara BU DA GEÇER YA HU diyorum dediniz... Geçmiyor Sayın Cumhurbaşkanı geçmiyor..! Kolon kanseri tedavisi görüp, tedavi sonrası sürekli kolostomi torbası kullanmak zorunda olan emekli bir vatandaşım, bugünkü ekonomik şartlar altında emekli bir insanın hangi şartlar altında hayatını idame ettirmek zorunda olduğunu en iyi bilen kişilerden biri olduğunuza inanıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı; Türkiye'de kolon kanseri ile mücadele edip şu anda kolostomi torbası kullanmak zorunda olan 58.000'nin üzerinde hasta var, Kolostomi malzemeleri hastalara iki ayda bir verilmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu, Kolostomili hastalara iki ayda bir verilen bu malzemeler için 352 TL ödeme yapmaktadır, ancak kullandığımız bu malzemeler dolara endeksli olduğu için ve dolardaki dalgalanma dolayısıyla, TL.'de meydana gelen değer kaybı yüzünden, her ay kullandığımız bu malzemeler için 250 TL ile 300 TL arasında ilave bir fark ödemek zorunda kalıyoruz, bir emekli olarak ödediğim bu fark her gün, mutfağımızdaki sıkıntılarımızın artmasına sebep olmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı; Beş milyon mülteciyi barındıran Devletimizin, Kanser tedavisi görmüş altmış bin kadar Kolostomili vatandaşının da mağduriyetini giderebileceğine olan inancımızı muhafaza etmek istiyoruz. Bizim mağduriyetimizin ve sıkıntılarımızın giderilebilmesi için SGK'nın kolostomi malzemeleri için yaptığı fiyat tespitini günün şartlarına göre güncellemesini bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanım; İlgili kurumlara bu konuda gerekli talimatı vererek bu mağduriyetimizi gidereceğinize inanıyorum. Saygılarımla arz ederim.
Şemsettin Akarsu'nun sosyal medyada yayınladığı mektubun ne Cumhurbaşkanlığı'nda ne Sağlık Bakanlığı'nda ne de SGK'da okunup dikkate alınacağına dair inancım çok az. Kronik hastalıkların pençesine düşmüş, dövizdeki kur yükselişleri yüzünden, mağduriyetleri giderek artan daha çok örnekler biliyorum. Geçer geçer de... Nereye, ne kadar ve ne zamana kadar?...Milletin toptan kanser olmasını mı bekliyorsunuz?..
...***
Sibel Eraslan, 2 Eylül tarihli Star gazetesinde, " Gençlik ve sosyal medyada şiddet"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sosyal Medya bir hız devrimi olarak hayatlarımızın gerçek yöneticisine dönüştü. Hangisi gerçek, hangisi sanal artık birbirine karıştı. Algı, gerçeği tahtından indirdi. Küçük insanın özgün ve mahrem dünyasının kapıları kırıldı.
Sosyal medya kısa sürede bağımlılık yaptı. Her yaştan insanın avuç içine bakarak hipnotize olduğu sanal dünya, neredeyse gerçeğini silecek güce geldi. Sosyal medyanın önce herkesi birbirine benzeten ardından da yeni gettolar kuran despotik gücünü daha sonraları farkettik."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
Prensipsizlik, hangi sosyal yapı içinde hangi siyasi görüşte olursanız olun, eninde sonunda dehşetler limanına yanaşmak zorunda kalan tekinsiz bir gemidir. Bu yüzden ‘’aynı gemideyiz’’ deseniz de ‘’asla aynı gemide değiliz’’ diye itiraz etseniz de, prensipsizliğin yani kritersizliğin yani hukuksuzluğun olduğu yerde, bugün veya yarın herkes emniyetsizliğe mahkumdur.
Maalesef algı mühendisliği için kurulmuş sosyal medya ofisleri de kuralsızlıktan besleniyor. Ve genç insanları yüksek meblağlarla çalıştıran bu trol çeteleri, ister sağcı kesimlerden, isterse solcu kesimlerden çıksın, liberal veya muhafazakar olsun fark etmez, acımasızlığın ve saldırganlığın ortak dilini konuşuyorlar.
Gençlerin isimlerini gizleyip, yüzlerini, kimliklerini maskeledikleri bu linç ortamlarında, çok kötü işler oluyor. Para karşılığı insanların iffetine, şerefine, haysiyetine, mahremiyetine, ruh dünyasına, fizik özelliklerine, ailesine çocuklarına karşı düzenlenen bu ahlaksız linçler, mağdurlarını yıprattığı kadar ahlaksızlığı normalleştiriyor ve değerler dünyasını imha ediyor…
Sosyal medyalarda ücretle çalıştırılan gençlerin, yüzlerini, isimlerini, kimliklerini gizleyerek düzenledikleri saldırılarda, hayret ederek ve tiksinerek görüyorum ki, ilkin namustan başlıyorlar hakarete. .. Ardından cinsiyetine, boyuna posuna, konuşma tarzına… Ardından ailesine akrabalarına… Saldırı…
Böylesine kötücül bir gençliği nasıl yetiştirdik biz diyerek hayrete düşüyorum. Bu kimliksiz, yüzsüz ama paralı saldırganların çoğunun anne babasıyla dava arkadaşıyım. Anne babalarına da üzülüyorum. Ama en az onlara üzüldüğüm kadar kendime de acıyorum. Büyük işler başardık, haklarımızı, hürriyetimizi kazandık, arkadaşlarımız hizmet ve yönetim kadrolarına geldi, Türkiye’miz yepyeni bir gelişim vizyonu içinde… Fakat gençliğimiz ne halde…
Gençlerimizi sosyal medya mafyasının dolgun ücretli ve baştan çıkartıcı çağrılarından koruyabilmemiz için kriterlerimiz, kurallarımız olmalı. Sosyal medya kullanım adreslerinin kimlik bilgisi karşılığında verilmesi gibi…
Tabii hem Gençlik hem Eğitim Bakanlıklarının medya okur yazarlığı ve etik kuralları hakkında gençleri şuurlandırması da gerekiyor, kurallı kullanım hakkında önlemler çerçeveler belirlenmeli. Ve siyasi partilerin de… Küfürbazlıkla haysiyet cellatlığıyla oy kazanamayacaklarını gençlerine anlatmaları gerekiyor…