Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: MHP’ye komisyon önlemi
Evrensel:
Cumhuriyet gazetesinde ‘tanıkların’ yönetimi
Milli gazete:
İnce: Seçimde partimizin 1 oy fazla alması için elimden geleni yaparım
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kemal Can, 7 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ödenmemiş fatura yığını”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen hafta cuma günü “Siyaset Yazıları” köşesinde, yerel seçimlerde partilerin ittifak konusundaki tavırları ve mahcubiyet seviyelerinin belirleyici olacağını yazmıştım. Yaşanan gelişmeler ve dün Cumhuriyet’te yer alan Ayşe Sayın ve Selda Güneysu haberleri de, bu konudaki tablonun giderek belirginleştiğini gösteriyor. Partilerin tavanda veya tabanda, ittifak kurma ve yönetme becerileri yerel seçim sonuçlarını şekillendirecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bahçeli’nin açtığı ittifak kapısı, Erdoğan tarafından onaylanmış görünüyor. 24 Haziran’da avantajlarının tadı alınmış Cumhur İttifakı, bazı yöntemsel revizyonlarla yerel seçimlerde de önümüze gelecek gibi. Muhalefet cephesinde ise tıpkı 24 Haziran’da olduğu gibi kolay aşılamayacak işbirliği zorlukları yaşanacağı anlaşılıyor. Politikaların, adayların oylandığı değil, blok (kimlik) sayımı yapılacak yeni bir seçim ihtimali hayli yüksek.
Genel kabul olarak ve çoğu zaman uygulamada da yerel seçimlerdeki oy verme davranışlarının genel seçimlere göre biraz daha farklı olduğu kabul edilir. Adayların, yerel dinamiklerin, rasyonel motivasyonun ve pragmatik kaygıların yerel seçimlerde daha öne çıkması beklenir. Türkiye’deki bazı seçim sonuçlarında da bu yaklaşımı doğrulayan veriler mevcut. Fakat, yapılabilen veya yapılamayan ittifaklar belirleyici olunca durum değişiyor.
İktidarın yerel seçimle ilgili beklentileri çok açık. Elde bulundurulan kritik yerel yönetimleri kaybetmemek, sayısal dengenin fazla bozulmadığı bir toplam sonuç almak ve mümkün olursa muhalefete bazı seçilmiş noktalarda darbe vurabilmek. Daha alt bir hesap olarak da, AKP ve MHP için ayrı ayrı ittifakın iç oy dengesinin kendi lehine iyileşmesini sağlayabilmek. Görülen işaretler ve haberlerden bu konuda çok ince bir çalışmanın yapıldığı anlaşılıyor.
İktidar açısından, az hasarla atlatmak olarak özetlenebilecek mütevazı siyasi hedef çok zorlayıcı görünmüyor. Kendi parti teşkilatları üzerindeki hâkimiyetleri çok kesin olan Bahçeli ve Erdoğan’ın işin mühendisliğinde hemen hiç sorun yaşamayacağı da ortada. Halledilmesi gereken kısım, yerel seçime kadar etkileri ağırlaşacak ekonomik sorunların siyasi sonuçlar vermeye başlamasını önlemek veya süreyi yetecek kadar uzatmak.
Muhalefet ve özellikle de CHP, ekonomik kriz konjonktürünün iktidar üzerinde yaratacağı olumsuz etkiye fazla bel bağlamış görünüyor. Ayrıca, iktidar partilerinin yerel düzeydeki rekabetinin ittifak tablosunu bozabileceği öngörüsüne de güveniliyor. Fakat bu beklentilerin bir siyasi müdahale olmadan kendiliğinden devreye girmesi o kadar kolay değil. Ayrıca, iktidarın sorunlar nedeniyle yaşadığı göreli gerileme, alternatif olarak muhalefete akmıyor. Ekonomik kriz konjonktürü, güçlü alternatifler oluşmadığı için gözle görünür bir erimeye dönüşmeyen AKP’nin kısmi oy gerilemesini elbette artıracak. MHP’ye doğru oy kayması da devam edecek. Ancak, 24 Haziran’da hasar almış muhalefetin yerel seçimde güçlü bir dalga yaratması da kolay görünmüyor. Motivasyon kaybının durumun değişmezliği fikriyle buluşması, oy dengesini değiştirmeyen bir katılım oranı düşmesi sınırında kalabilir.
İktidarın her durumda “kazanmayı bildiği”, krizlerden fırsat sağladığı, siyasi bedel ödemediğini gösteren tablo ortada. Fakat bu, bütün yaşananların, kullanılan tercihlerin hepsi için aslında faturalar çıktığı, biriktiği gerçeğini değiştirmiyor. İktidarın yaptığı veya şimdiye kadar becerdiği şey; faturaların vadesini uzatmak veya başkasına yüklemenin yolunu bulmak. Önüne gelen bazı faturaları da, ödemeye zorlayan olmadığı için görmezden gelebilmek. Bazen kazanmaya fazla odaklanmak kaybetmenin nedenlerinden biri olabilir. Muhalefet partileri, “kazanmak” gibi kendi başına siyasi içerikten yoksun hedef, “tabanda ittifak” gibi karşılığı olmayan muğlak stratejiler tarif ediyor. Buna karşılık iktidar, basit, açık ve kolay hedefler koyarak ilerliyor. Ayrıca, yerel yönetimleri Beştepe’nin ekonomik vesayeti altına alan düzenlemeler de, muhalefetin alternatif yaratma iddialarının altını oyuyor.
…***
Yavuz Selim Demirağ, 7 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yerel seçimlerde ittifak...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler bir yıl sonra uygulanmaya konulabileceğinden AKP ve MHP resmen ittifak kuramıyor. Fakat Devlet Bahçeli farklı formüllerin peşinde. MHP'nin şu anda elinde bulundurduğu belediye başkanlıklarını yeniden kazanması zor. AKP de zorda... Siyasette yeni pazarlıklar gündeme geliyor. Adı da ilginç. "Düşük Profilli Aday" gösterme taktiği MHP'nin Adana, Mersin, Manisa gibi büyükşehirlerine AKP sözde düşük profilli aday çıkartıp bu illeri yeniden MHP'nin kazanmasını sağlayacakmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Karşılığında MHP, Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde "düşük profil" uygulaması yapacakmış. Bu ince planın tutacağını sananlar hayal kırıklığı yaşar. Her şeyden önce AKP'yi var eden gücün yerel yönetimler olduğu unutulmamalı. Bahçeli'nin koltuğunu koruyabilmek için sığındığı saraydan bu konuda kazık yiyeceği ortada. Gücü elinde tutan Erdoğan söz konusu şehirleri MHP'ye niye ikram etsin ki! Üstelik bu illerde eski bakan ve milletvekillerini sahaya sürüp Bahçeli'yi ters köşeye yatırmaya hazırlanıyor. Bir ince kulis bilgisi ile iddialarımıza açıklık getirelim. Örneğin Manisa'da Selçuk Özdağ'ı hazırlıyor. MHP Genel Merkezi ile zaten arası ili olmayan Manisa Belediyesini MHP rüyasında bile göremez.Belediye seçimlerinde aday faktörü çok önemlidir. Seçmen gönül verdiği partisinden çok hizmet edecek kişiye oy verir. Bu yüzden ittifak tavanda değil tabanda gerçekleşir. Eğitim seviyesi yüksek olan seçmenler batı illerinde zaten AKP'ye karşı kendiliğinden ittifakı oluşturuyor. İlçelerde farklı, illerde farklı partiler belediye başkanlığını kazanıyor. 31 Mart 2019 yerel seçimleri için CHP'ye önemli görevler düşüyor. Bazı il ve ilçeler için "Çantada keklik" anlayışına son verilmeli. Şaibeli, tartışılan isimlerden uzak durulmalı. Ve İYİ Parti ile mutlaka yakın temas kurulmalı. Karamollaoğlu hepimizi umutlandırmıştı. Ancak Millî Görüş mensupları tıpkı Erdoğan gibi gömleklerini çıkaralı çok olmuş. Seçim sonuçlarını etkileyebilecek güce sahip olmadıklarına 24 Haziran'da tanık olduk. SP oyları yine AKP'ye akar... Bir kaç ilçe ve beldede aday faktörü ile belediye kazanabilmeleri mümkün olur.Son not yine CHP'ye... Aday belirlemede kesinlikle geç kalınmamalı. Kurultay krizi yüzünden sandığa gitmeyeceğini beyan eden partililere heyecan verilerek, katılımın had safhaya çıkması için alternatifler aranmalı.
…***
Faruk Çakır, 7 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “Eğitim yılı başlarken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ülkeler için zengin olmak elbette önemli bir hedeftir, ama büyük hedef kaliteli eğitim olmalıdır.Türkiye, pek çok ülke nüfusundan daha fazla öğrenciye sahip olduğu için eğitim problemi biraz daha öne çıkar. İyi eğitilebilirse öğrenci sayısının çok olması büyük bir avantajdır. Arzu edilen eğitim sistemi kurulamayınca da sıkıntılar aynı nispette artar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2018-2019 eğitim öğretim yılı Eylül dönemi meslekî çalışma programı kapsamında öğretmenlere hitap edip eğitimde içinde bulunduğumuz tabloyu resmetmiş. Bakan Selçuk’un açıklamalarından bazı satır başları şöyle:
Öğrencinin, öğretmeninden öncelikle beklediği sevgi ve saygıdır. Çocuğun hayatına dokunmak, onunla her gün göz göze gelmek, onun hayatında çocuk diliyle söylersek, kocaman yer sahibi olmak. İşte öğretmenlik dediğimiz tam da böyle bir şey. Hükmedici bir öğretmen olmak yerine kolaylaştırıcı bir rehber olarak, öğretmeyi tercih edin.
Öğretmenin omuzlarında yükselmeyen sistemin tarihte yeri yok. Millî Eğitim Bakanı olduğum kadar sizin meslektaşınızım, içinizden biriyim. Biz Batıyız, Kuzeyiz, Güneyiz, Doğuyuz. Dört cepheye birden bakması gereken insanlarız. İyi eğitimi büyük binalar değil, iyi insanlar veriyor. Öğretmenlik çocuklara bir şey öğretmek değil, öğretmenin kendi olgunlaşma yolculuğu ve yolcunun kendisi de çocuklar değil, esasen öğretmendir.Çocuklarımızı çift kanatlı yetiştireceğiz. Bunlardan biri bilim, öbürü erdem, ahlâk. Bir işi yaparken nasıl yapacağımızı tekrar tekrar düşünmek zorundayız. Öğretmenlerin daha iyi yetişmiş bireyler olarak sistemimize girmesini sağlamak için büyük çaplı öğretmen eğitimi projeleri başlatacağız. Bu sadece bilimsel çalışmalar anlamında değil, öğretmenliğin binlerce yıldır değişmeyen, sanat, ustalık yönü var. Çocuğa gülümsemenin, merhametin adı aslında sanattır. 18 milyon öğrenci, 1 milyon öğretmenimiz yok. Bunlar mevzuattaki rakamlar. Biz hepimiz öğrenme yolculuğundayız.