Eylül 10, 2018 08:51 Europe/Istanbul

Yeniasya: Altın hesapları azaldı

Evrensel:

Kılıçdaroğlu: Telekom için suç duyurusunda bulunacağız

Yenişafak:

FETÖ'nün büyük korkusu: Koğuşta bile adım adım takip ediyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 10 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, "Kamu tasarruf yapar mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Devlet ve millet olarak her konuda israftan kaçınmamız gerektiği tesbiti her halde itiraz görmez.Tasarruf demek, israftan uzak durmayı ve milletin imkânlarını ve paraları çöpe atmamaktan geçer. İsraftan kaçmak ve tasarruf etmek sadece kriz dönemlerinde değil, her zaman öncelikli gündem maddesi olmak mecburiyetindedir. “Kamu, yani devlet tasarruf yapar mı?” sorusunun doğru cevabı, “Elbette yapar ve yapmalı” şeklinde olmalı. Fakat Türkiye gerçeğini göz önüne aldığımızda bunun mümkün olmadığını da söyleyebiliriz. Hepimiz söz ile “Tasarruf yapmalıyız” deriz, ama bunu başarabildiğimizi söylemek kolay değil."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Maddî sıkıntıların öne çıkması ve zamların gündeme gelmesi sebebiyle tasarruf tedbirleri yeniden hatırlanmış. Konu ile ilgili bir haber özetle şöyle: “Kamuda kapsamlı bir çalışma başlatıldı, ‘Enflasyonla topyekûn mücadele’, tasarruf ile başlayacak. Bu karar çerçevesinde, kamu araçlarında tasarruf için düğmeye  basıldı. Tüm kamu kurumları, bakanlıklar, bağlı kuruluşlar, KİT’ler ve belediyelerdeki araç sayısı azaltılacak. Tüm kamu kurumları ve belediyelerden, sahip oldukları ve kiraladıkları araç envanterleri istendi. Çıkarılan envanter listesinin 14 Eylül’e kadar Bakanlığa gönderilmesi gerekiyor. Böylece ilk defa kamu ve belediyelerin sahip olduğu araçlarla ilgili net fotoğraf ortaya konulmuş olacak. Yine bu kapsamda kamuya alınan araçların Türkiye’de üretilmesine dikkat edilecek. Araçların modelleri de düşürülecek.

Tekrarlayalım: Tasarruf tedbirlerinin akla gelmesi ve bu konuda adım atılması çok önemlidir, iyidir. Fakat bu adımın niçin meselâ 10 yıl önce atılmadığını da sormak icap etmez mi? İlk defa kamu ve belediyelerin sahip olduğu araçlarla ilgili bilgiler bir araya toplanacaksa, bu da büyük bir ihmal değil mi? 

Her şeyin kayıt altına alınabildiği bir dünyada, bakanlık belediye ya da ‘kamu’nun sahip olduğu araç sayısını ve durumlarını bir ‘tık’la her gün göremiyorsa ve gerekli tedbirleri almıyorsa bu duruma ne denir? Bu kiralamalar ya da satın almaların bir listesi her an ulaşılabilir olması gerekmez mi? Bu tablo dünya liderliğiyle açıklanabilir mi?

İçinde bulunduğumuz tabloyu ortaya koyan bir tesbit daha var: “Her dönem kamu genişledi. Asker, emniyet, yargı da dahil bürokrasi lükse boğuldu. A partisi, B partisi, C partisinden belediyeler devletin parasını yok yere harcadı. Kamu bürokratlarının konformist ve israfçı tutumu bugün de sürüyor. Almanya veya Japonya’dan zenginmişiz gibi, şube müdüründen genel müdür yardımcısına, daire başkanından danışmanın  danışmanına kadar herkese araç-şoför verildi. Akaryakıt, yağ, bakım, yıpranma da beleş olunca adamlar çocuğunu okula, eşini AVM’ye bu araçla yollamaya başladı. (...) Belediyeler, taşeronlara avanta sağlamak için her yıl kaldırım döşedi, asfalta çizgi çekti, boş-beleş kitap bastı, konser verdi. İhtiyacı olan da olmayan da kamu binası kiraladı. Hatta kendi binasını bedavaya verip bakanlığı ya da genel müdürlüğü rezidanslara taşıdı. Yeni binalara Amerikan tarzı odalar yapıldı. Kendi lokalleri, misafirhaneleri, yazlıkları olsa da toplantıları 5 yıldızlı otellerde yaptı.” (Dilek Güngör, Sabah, 7 Eylül 2018)

Kamuda tasarruf adımı atmaktaki gecikmenin Türkiye’ye maliyetini çıkarabilecek bir araştırma var mı? Nasıl ve ne kadar uygulanacağı da şüpheli tasarruf tedbirlerinin bugün değil de 15 yıldan beri ya da 40 yıldan beri uygulandığını bir düşünün. İsraf batağına düşmeyip tasarruf şemsiyesi altında olsaydı krizlere  sürüklenir miydik?

...***

Remzi Özdemir, 10 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Çaresizlik mi bilgisizlik mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Her gün gazetelerde ve internet sitelerinde iflas eden veya etmek üzere mahkemeye başvuran şirketlerin haberi çıkıyor.Bu sayı o kadar çok arttı ki, sanırsınız bütün şirketler iflas edecek.Elbette her şirket iflas etmiyor ama en iyisinin bile sıkıntı yaşadığı veya küçülmeye gittiği bir gerçek.Kriz döneminde akıllı yöneticiler şirketlerini küçültür. Yani daha fazla açılmaz. Her konuda büyük tasarrufa gider."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Burada önemli olan kriz süresince kendi varlığını koruyabilmektir.

Yoksa sıfırlar gidersin.Profesyonel şirketler bu mantıkla yönetiliyor. Sadece kriz döneminde değil, paranın bol olduğu dönemde bile az borçlanarak kendi yağında kavrularak faaliyetini sürdürmeye çalışır.Bunu sadece şirketler değil aynı zamanda vatandaş da yapmalı.Eskiler buna ayağını yorganına göre uzatmak diyor.Türkiye'de bugün bana göre ayağını yorganına göre uzatmama sorunu yaşanıyor.AKP iktidarının Türkiye'ye bulaştırdığı en büyük hastalık borçlanmadır.Türkiye şu an tüm zamanlarının en ağır krizini yaşıyor. Ekonomi bilgi ve ön görüleri ile kendilerini kanıtlamış usta ekonomistler daha kötü günlerin gelmekte olduğunu söylüyorlar.

Yani şimdiye kadar yaşadığımız gelecekteki yaşayacaklarımızın onda biri bile değil.

Bunu ben değil Daron Acemoğlu, Mahfi Eğilmez, Atilla Yeşilada ve daha onlarca ekonomist söylüyor.

Ortada büyük bir kriz var ve derinleşiyor.

Bu krizde halk ne yapıyor?

Son 10 gündür Adıyaman, Gaziantep, Malatya ve Urfa'daydım.

Bu şehirlerin ortak özelliği AKP'ye yüksek oranda destek vermeleri. Bu şehirlerde AKP'ye ve politikalarına destek yüzde 70'e yakın.Hayat pahalılığı almış başını gidiyor. İşsizlik ciddi oranda yükselmiş.Bu dört şehirde canlı dört sektör var.Biri telefoncular.GSM operatörlerinin bayileri tıklım tıklım. Sanırsınız ki, burada hayır için bir şeyleri bedavaya veriyorlar. Herkes telefon ve aksesuarı alıyor. Bir an insanın aklına şu geliyor; bu şehirlerdeki inşaat şirketleri kriz yaşamıyor mu?

İnsanların ev alma iştahı soluksuz devam ediyor. Para var mı ki alıyorlar derseniz yok ama kredi ile alınıyor.Bu faizlerle kredi mi alınır diye sorduğunuzda yanıt olarak bu dört şehirdeki en hareketli bir başka sektörü gösteririm.Bankacılık.Bu şehirlerde banka şubelerinde iğne atsan yere düşmez.

...***

Abdulkadir Selvi, 10 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, " Yerel seçimler bazı liderlerin veda seçimi olabilir"başlıklı yazısını okuucularla paylaşıyor.

" Yerel seçim havasına hızlı giriyoruz. AK Parti kasım-aralık, CHP ise ekim-kasım aylarında belediye başkan adaylarını ilan edecek. Bu yerel seçimlerin bir özelliği de ittifaklar. AK Parti kulislerinde MHP ile ittifak açısından bu haftanın önemli gelişmelere gebe olduğu konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ittifak konusunu netleştirmek üzere bu hafta bir araya gelmesi bekleniyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Erdoğan ve Bahçeli partilerine hâkim olan güçlü liderler. Onlar ittifakı istediği takdirde heyetlere bu işin formülünü bulmak düşüyor. Ama aşılması gereken bazı zorluklar var:

1- Yerel seçimlerde yasal olarak ittifak yapılamıyor. Bunun için bir formül geliştirilmesi lazım.

2- AK Parti, Türkiye’nin 1. partisi. Aday çıkarmadığı takdirde bunun siyasetin ileriye dönük bazı zorlukları olacak.

3- Hangi illerde ittifak yapılacak?

Bahçeli’nin ittifaka “al-ver pazarlığı” olarak baktığını düşünmüyorum. Öyle baksaydı 24 Haziran’dan sonra kurulan hükümete bakan verirdi. Ancak iki partinin netleştirmesi gereken noktalar var.

İttifak işinin diğer ucunda ise CHP yer alıyor. 7 Eylül Cuma günü yapılan MYK toplantısında yerel seçimler masaya yatırıldı. Yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, seçim hazırlıkları ve olası ittifak senaryoları üzerine iyi hazırlanmış bir sunum yaptı. Torun, olası bir AK Parti-MHP ittifakında CHP’nin 9 belediyeyi kaybedebileceğini ifade etti. Seyit Torun’la konuştum. Analizin 24 Haziran seçim sonuçlarına göre bir kamuoyu şirketi tarafından hazırlandığını söyledi. Bunun üzerine 30 Mart 2014 yerel seçim sonuçları ile 24 Haziran seçimlerini ayrı ayrı tablolar yaparak inceledim. İki seçimin dinamikleri farklıdır, buna dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum ama önemli oy kaymaları söz konusu.

31 Mart seçimleri İYİ Parti’nin yerelde ilk sınavı olacak. Ege ve Trakya’nın bazı illerinde İYİ Parti’nin bir gücü olduğu gözleniyor ama parti ilk günlerdeki pırıltısından uzaklaşıp çalkantılı bir döneme girdi. O nedenle, 24 Haziran’da aldığı oyu yerel seçimlere taşıyabilecek mi? Ayrıca 24 Haziran deneyiminden sonra CHP ile ittifaka girecek mi? Bunlar önemli sorular.