Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: İYİ Partili Yokuş: Saray harcamalarında tasarrufa gidilecek mi?
Star:
Emeklilere asgari ücretin 3 katı avans verilecek
Cumhuriyet:
Tükete tükete yüzde 5.2 büyüme
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen, 11 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "‘Saray Darbesi!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhuriyet Vakfı’nın 7 Eylül 2018 tarihli toplantısında, yapılan seçimlerle işbaşında olan yönetim, azınlığa düştü. 7 Eylül toplantısı İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, Cumhuriyet Vakfı’nın 18.02.2014 tarihinde yaptığı seçimleri yok saydığı hükmünün Yargıtay 8. Dairesi tarafından onaylanan kararı gereğince yapıldı ve seçimleri kaybeden yönetim istifa etti, yerine tümü eski Vakıf ve Cumhuriyet mensuplarının arasından yeni bir yönetim kurulu seçildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kısacası, Cumhuriyet Vakfı’nın mahkemelik olan 18.02.2014 tarihli toplantısında, işbaşına gelen yönetimin seçiminde, Vakıf üyelerinden Alev Coşkun tarafından açılan davada hukuka aykırılık görülmesi üzerine, yargı kararı gereği zorunlu olarak yapılan toplantı görev değişikliği ile sonuçlanmıştır. Özetle söz konusu olan Vakıf’ta bir nöbet değişimidir. Yargı kararıyla yapılan zorunlu toplantıda görevden ayrılan Vakıf ve Cumhuriyet yöneticilerinin bir bölümü, görev süreleri içinde zulme uğramış, aslında istisnai hallerde uygulanacak bir tedbir olması gereken tutuklama kurumunun kötü kullanımıyla infaz edilerek, mağdur olmuşlar, zulme maruz kalmışlardı.
Her benzer durumdaki olay karşısında olduğu gibi, bu kez de onlar, hem demokrat kamuoyunun hem de istinasız, bütün Cumhuriyet çalışanları ve okurlarının desteğini yanlarında bulmuşlar, çıktıkları zaman da zulüm günlerindeki onurlu direnişleri dolayısıyla hak ettikleri saygı ile kucaklanmışlardı. Cumhuriyet Vakfı’nın 18.02.2014 tarihli toplantısındaki hukuka aykırılığa karşı açılmış olan hukuk davası ile Cumhuriyet mensuplarının tutukluluk yoluyla infaz edildikleri ceza davası arasında hiçbir bağlantı olmadığını belirtmek gerek. Ayrıca, arkadaşlarımıza ceza davasında yüklenmek istenen ithamlara, haksız ve mesnetsiz Fethullahçı suçlamalarına karşı her zaman bütün olanaklarımla köşemde yazı yazarak, kimi duruşmalarda hazır bulunarak ve daha başka demokratik yöntemlerle karşı çıkan, bu zulme arka çıkan, destek veren veya onu haklı gösterme anlamını taşıyacak bir davranışta bulunan kişilere karşı duran biri olarak, onur sahibi hiç kimsenin hakkımda bir iddiada bulunmasının, izan sahibi hiçbir Allah’ın kulunun da bu tür bir çirkef atmaya itibar etmesinin mümkün olmadığını çok iyi biliyorum. Kadim dostum, yıllarca birlikte demokrasi mücadelesi verdiğimiz Orhan Erinç, kendilerini eskiden beri tanıdığım, yazılarını keyifle okuduğum, Hakan Kara, Güray Öz, Cumhuriyet’te çalıştığı kısa süre bir kişilik değil, bir servislik çaba ile tek başına bir gazeteye bedel performans göstermiş olan Çiğdem Toker, bir konuşmamızda “Allah aşkına bunca zamandır siz neredeydiniz” diye sormaktan kendimi alamadığım Tayfun Atay’ın Cumhuriyet’teki yazılarını arayacağımı, duygu ve sevgi dolu veda yazısını içim titreyerek okuduğum saygın meslektaşım Murat Sabuncu’yu da her zaman sevgiyle anacağımı da belirtmek isterim.
...***
Esfender korkmaz, 11 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Finans piyasası kumar masasına döndü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Genel anlamda fabrika kuran, otel yapan fiziki olarak bir yatırım yapmış olur. Elindeki parasını, bankaya yatıran, Borsa'ya yatıran da yatırım yapmış olur... Ancak bu ikincisine finansal yatırım veya teknik anlamda "Plasman" deniliyor...Gelişmiş ülkelerde, tasarruf edenler, genellikle kendi paraları ile yatırım yaparlar. Yani döviz bir yatırım aracı değildir. Bizde ise öteden beri enflasyon ve ekonomik istikrar sorunu nedeni ile döviz de bir finansal yatırım aracıdır. Hatta TL yerine zaman zaman kullanım aracı olmaktadır. O kadar ki bazı kiralarda ve satışlarda anlaşma yapılırken hep dolar veya Euro üzerinden yapılıyor. Dahası TL mevduat hesabı tutarına yakın Döviz Tevdiat Hesabı var. Parası olanlar bir cebinde TL, diğer cebinde döviz taşıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Özetle TL'ye güven sorunu Dolarizasyona neden oldu.
TÜİK her ay finansal yatırım araçlarının, hem nominal hem de enflasyona göre düzeltilmiş reel getiri oranlarını açıklıyor.
Ağustos için açıklanan yıllık reel getiri oranlarına göre son bir yılda en yüksek reel getiriyi yüzde 40.36 getiri oranı ile dolar sağladı. Yani geçen sene 1 Eylül'de dolara 100 lira yatıranın parası enflasyondan sonra, satın alma gücü olarak 140.36 liraya çıktı.
Buna karşılık en yüksek reel kayıp, yüzde eksi 27.74 ile devlet iç borçlanma senetlerinde ve yüzde eksi 26.95 ile Borsa'da oldu.
Dolara yatırım yapan ile Borsa'ya yatırım yapan arasında 67.31 puan spekülatif fark var. Eğer getiriler arasında bu kadar yüksek fark varsa, o ekonomi aşırı kırılgandır. Bu kadar yüksek kâr ve zarar ancak kumar masasında olur.
Öte yandan bir yıl önce Ağustos ayında da, bu senenin tam tersi, finansal yatırım araçları içinde en yüksek reel getiriyi yüzde 27.75 oranı ile Borsa sağlamıştı. Eğer bir piyasa kumar alanına dönmüşse, düzeltilmesi gerekir. Türkiye yeni değil öteden beri böyledir. Siyasi iktidarların işi de piyasayı başıboş bırakmak değil, rekabetçi piyasalar alt yapısını oluşturmaktır.TÜİK bu verileri açıklıyor. Tasarrufun TL'de kalmayacağı belliydi. Buna rağmen iktidar neden düşük faizde ısrar etti?Bugüne kadar uluslararası kurumlar ve piyasada iş yapan kuruluşlar ekonomiyi dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak gördü ve açıkladı. Ekonomi yönetimi hiçbir önlem almadı.2003 yılından bu güne kadar cari açık veriyoruz. Biz ve herkes cari açık sürdürülemez dedi. İktidar aldırmadı.
...***
Şahap Kavcıoğlu, 11 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, " Türkiye’nin dış borç ödemelerinde sorun var mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye’de her şey normal giderken, bu durumdan rahatsız olan çevrelerin en çok üzerinde durdukları konulardan biri de Türkiye’nin dış borcunun çevrilememe riski. Çevremizdeki ülkeler borçlarını ödeyemezken hatta yeni borç bulamazken ya da çok pahalıya borçlanırken, ülkemizde böyle bir sorunun olmaması içerde ve dışarda belli çevreleri oldukça rahatsız etti. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi güçlü ve istikrarlı bir hükümet olması, bir diğeri ise teknik olarak ekonomik verilerin çok olumlu olmasıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu noktadan hareketle, bir ülkenin kolay borçlanmasındaki en önemli etkenlerin o ülkenin mali durumu, kredibilitesi ve bankacılık sektörü olduğu söylenebilir.
Ülkemizde bankacılık sektörü hem karlılık hem öz kaynak yapısı hem de takip oranları açısından bugün Avrupa bankalarından çok daha iyi durumdadır. Böyle olduğu halde, rating kuruluşlarının son iki yılda en az on defa Türkiye’nin ve bankacılık sektörünün not değerlemesini olumsuz yönde değiştirmesi çok anlamlı ve bilimsel değildir.
Bu kuruluşların Türkiye’nin kredi notunu düşürürken öne sürdükleri konuların başında, cari açık problemi ve kısa vadeli borçların yenilenmesi ve ödenmesi konusunda sorunlar yaşanacağı idi. Özellikle 30 milyar doların üzerindeki net rezervin bu borçların ödenmesini karşılamada sıkıntı yaşanacağını öne sürmüşlerdir.
Özel Sektör borcumuzun vade ayrıştırması yapıldığında, sözleşme vadesi ne olursa olsun son ödeme vadesi bir yıl veya bir yıldan kısa olan borç 180 milyar dolardır. Bu borcun 104 milyar dolarlık kısmı bankaların borcu iken, bunun yarısı kredi borcudur. Çünkü diğer yarısı yurt dışı yerleşiklerin bizim bankalarımız nezdinde tuttukları mevduatlar ile bankaların ana bankalarından veya iştirak bankalarından sağladığı fonlardan oluşmaktadır.
Bu arada, son çeyrekte ve sonrasında vadesi gelen banka sendikasyonlarının ödenmesini takiben, bu borçların en azından %70’inin yenileneceği şimdiden kesinleşmiş durumda. Bizim için kötü olan durumsa fiyatının biraz yükselecek olmasıdır. Bu da geçici bir durumdur.