Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: İnce’den CHP’ye sert eleştiriler
Yeniasya:
Baskılar gençleri kaçırıyor
Milli gazete:
Yüksek faiz yolda!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Bülent Falakaoğlu, 11 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Geçmişteki büyümeyi bırak, şimdinin işsizliğine bak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümetin sözcüsü bir gazetenin bugünkü manşeti şöyleydi: ‘Operasyon çekenleri inat yüzde 5.2 büyüdük.’TÜİK’in açıkladığı büyüme rakamları üzerine atılan bir başlık!Peki açıklanan rakamlar hangi döneme ait?Nisan, mayıs, haziran.Tam seçim öncesi...Şirketlere kredi yağdırıldığı, bankaların kredi vermeye zorlandığı... Devletin muslukları açıp kamu harcamalarını artırdığı... Emekliye bayram ikramiyesi gibi sıcak paraların dolaşıma sokulduğu aylar.Zaten veriler de böyle diyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hanehalkı (vatandaş) nihai tüketim harcamalarını yüzde 6.3 arttırınca.Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 7.2 artınca...Büyüme tüketimle geldi. Peki hazirandan sonra ne oldu?Kurlar yükseldi. Dolar 6.50 düzeyine oturdu. Enflasyon yüzde 20’ye yaklaştı.Faizler çeşidine göre yüzde 20-30 arasında bir yerde salınıyor. Özetle ceplerdeki para kurlar karşısında değer kaybetti. Üstelik enflasyon yüzünden de eldeki para eskisi kadar satın alamaz oldu.Bu iki yönlü darbeden sonra tüketebilmek imkansız!Tüketime dayalı büyüyebilmek de...Geçmişe değil, içinde bulduğumuz 3. çeyrekte (temmuz, ağustos, eylül) neler oluyor ona bakmak lazım.Veriler gösteriyor ki...Büyüme yarıya inecek: Yüzde 2.5.Bu hızlı frene basış birilerini camdan fırlatıyor. Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın bile, ‘Veriler ekonominin tempo kaybettiğine işaret ediyor’ itirafı yapmak zorunda olduğu bir ortamda... Camdan fırlayana; aşsız-işsiz kalana, kredi borcunu ödeyemez hale gelene ‘İyi gidiyoruz, senin camdan fırlaman operasyon’ deyip duruma katlanmasını istemek.
Yoksullaşma, işsizlik haberleri artacak zira ‘sonbahar, kış’ çok daha kötü olacak.
200 banka ve finansal kuruluşların...10 bini aşkın irili ufaklı KOBİ’nin verilerine sahip. 30’dan çok firmanın kredi yapılandırmasına gittiği ya da konkordato ilan ettiği bir dönemde... ‘Diğer firmaların bilançoları ne durumda’ sorusuna yanıt verebilecek bu şirket diyor ki... İthalata dayalı sektörlerde daralma başladı. Aşırı maliyet farkları nedeniyle ithalata bağımlı imalat sektörlerinde üretim ve kapasite daralmaları yüzde 20’yi buluyor.
Tahsilat süreleri 1 yıla kadar uzadı. Tekstil, kimya, elektronik, makine ve inşaat sektörlerinde tahsilat süreleri bir yıla kadar çıktı.
Yatırımları ertelemek veya iptal etmek temel eğilim olarak belirginleşiyor. Yıllık bütçelerde kötümser varsayımlara dayalı küçülme yönlü revizyonlar yapılıyor.
Talep düştü satış seviyeleri azaldı. Satış seviyeleri özellikle yılın ikinci yarısından itibaren reel olarak azalmaya başladı. Hemen hemen her sektör etkilendi. Kur zararı KOBİ’lerde öz kaynağın yüzde 7.2’si, büyüklerde yüzde 70’i düzeyine ulaştı.
Ekonomideki süreç ekim, kasım, aralık aylarında tamamlanıp yerini küçülmeye bırakacak.
Yani bu yılın son çeyreği, frenine basılan arabanın durduğu aylar olacak.
...***
Zeki Ceyhan, 11 Eylül tarihli Milli gazetede, “Müflis dış politika!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Daha düne kadar iktidar tarafından izlenen Suriye politikasının doğruluğunu savunanlar bugün hatadan dönmenin faziletlerini saya saya bitiremiyorlar.Yandaşlar bile izlenen politikadan duydukları rahatsızlığı dile getiriyorlar ama işbaşındaki kadroların işin farkına vardıkları söylenemez.Onlar hâlâ hatada ısrar ediyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bir yandan Ortadoğu’da oynanan oyunların ortağı ve seyircisi olmayacaklarını ilan ederken bir yandan işin içine balıklama atlıyorlar.
Dış politikamızın ehil ellerde olduğunu söylemek pek mümkün değil çünkü dün Şam’da Cuma namazı kılma hayali ile yola çıkanlar bugün milyonlarca mülteciyi ağırlamak durumunda kaldılar.
Ve artık bir o kadar mülteciyi daha ağırlayacak gücümüzün kalmadığını ifade etmeye başladılar.
Kabul etmek gerekirse Suriye politikasının temelinde ABD’ye lüzumundan fazla güvenmek gibi bir ham hayal yatıyor.
Suriye’de izleyecekleri politikaların ABD tarafından kayıtsız şartsız destekleneceği varsayımından yola çıkanlar bir süre sonra bu düşüncelerinin ne kadar yanlış olduğunu gördüler.
ABD’nin ana hedefi bölgeyi daha çok karıştırmak ve yeni devletçikler üretmekten başka bir şey değil!
Uzantıları binlerce TIR’lık silah ve mühimmat ile desteklerken nihai hedeflerinde elbette Türkiye’nin huzurunu kaçırmak vardı.
Uzantılara verilen silah ve mühimmatların büyük bir bölümü daha sonra PKK tarafından Türkiye’ye karşı kullanıldı.
Şimdi memnuniyetle görüyoruz ki iktidar sözcüleri dünyanın kendisini ABD ekonomisinden koruması gerektiğini söylüyorlar.
ABD’nin sadece ekonomisinden değil her şeyinden korunmanın adeta farz haline geldiği bir dünyada yaşadığımız inkâr edilebilir mi?Allah-u âlem iktidar sözcüleri de izledikleri politikaların yanlışlığının farkındalar ama bunu dile getirmeye cesaretleri yok.
Yandaşlar durumu itiraf ettiklerine göre yanlış politikanın sahiplerinin de yakın bir gelecekte durumu dile getireceklerini düşünebiliriz. Yanlışta ısrar etmenin anlamsızlığı ortada!Bu nedenle “zararın neresinden dönülse kârdır” diyoruz.
...***
Resul Kurt 11 Eylül tarihli Star gazetesinde, “Devamsızlık yapan işçiler, dikkat!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Çalışanlar ve işverenler açısından işe devam ve işletmede işlerin devamlılığının sağlanması büyük önem taşıyor. Özellikle işyerlerinde üretim ve hizmette devamlılığın sağlanması için çalışanların keyfi devamsızlıklarının olmaması gerekiyor. İş hukukunda ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık, iş ilişkisinin sürdürülmesine imkân sağlamayacak derecede zarara uğratan hallerdir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu hallerden biri de 4857 Sayılı Kanun’un 25. Maddesi II. Maddesi (g) bendinde sayılan
‘İşçinin haklı mazeretine dayanmayan devamsızlık” halidir. Söz konusu düzenleme, ‘İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi’ şeklindedir.
Buna göre, mazeretsiz devamsızlığa konu edilen üç farklı durum ortaya çıkmaktadır; Birincisi, ardı ardına iki işgünü gelmemek, İkincisi, bir ay içerisinde iki defa herhangi bir tatilden sonraki işgünü gelmemek, Üçüncüsü, bir ayda üç işgünü işine devam etmemektir ‘İşgünü’ kavramı, işçinin çalışmakla yükümlü olduğu günlerdir. ‘Bir ay’ ifadesi takvim ayını değil, ilk devamsızlıktan sonra gelecek olan bir aylık süreyi ifade etmektedir. İlk devamsızlığın yapıldığı gün ayın kaçıncı günüyse takip eden ayın aynı günü bir aylık süre sona erecektir. Son ayda ilk devamsızlığının gerçekleştiği günün bulunmaması halinde son ayın son günü bir aylık süre dolmuş olur. Sonraki devamsızlıklar ise takip eden aylık dönemler içinde değerlendirilir.
Her devamsızlık fesih hakkı vermez! İşçinin işe devamsızlığı, her durumda işverene haklı fesih imkânı vermez. Devamsızlığın haklı bir nedene dayanması halinde, işverenin derhal ve haklı nedenle fesih imkânı bulunmamaktadır. Devamsızlığın, haklı bir nedene dayanıp dayanmadığının mutlaka araştırılması gerekir. Yargıtay’a göre, devamsızlığın haklı bir nedene dayanması halinde, işverenin derhal ve haklı nedenle fesih imkânı bulunmamaktadır. İşçinin hastalığı, aile fertlerinden birinin ya da yakınlarının ölümü veya hastalığı, işçinin tanıklık ve bilirkişilik yapması gibi haller, işe devamsızlığı haklı kılan nedenlerdir. Usulüne uygun olarak yapılmayan fesihler geçersiz sayılmaktadır. Bu nedenle devamsızlığın tutanak altına alınması ve noter kanalıyla işçinin adresine savunmasını isteyen bir mazeret araştırması gönderilmelidir. Devamsızlık tutanağı her devamsızlık günü için ayrı ayrı tutulmalıdır. Noter kanalıyla gönderilecek mazeret araştırmasında ise çalışana makul süre verilmesi ve tebligatın iletilip iletilmediği kontrol edilmelidir.
Yargıda yapılan en önemli hatalar nelerdir?
Haklı durumda olmalarına rağmen çoğu kez işverenler usul yönünden eksiklikler nedeniyle gereksiz yere ihbar ve kıdem tazminatı ödemek zorunda kalmaktadırlar.
Yargıtay’a da görülen devamsızlık nedeniyle fesihlerde en çok karşılaşılan hatalar ise şunlardır;
Devamsızlık tutanağını müteakip işçinin akıbet sorgulamasının yapılması amacıyla işçinin en son adresine ihtarname gönderilerek savunma ve mazeret araştırması yapılmadan doğrudan fesih yapılması, 6 iş günlük hak düşürücü sürede fesih yapılmaması, Haklı nedene konu edilecek devamsızlık günlerinin yanlış hesaplanması,İşverence mahkemeye sunulan evrakların birbiriyle çelişmesi, İşçinin işverenden izin alması veya haklı nedeni olmasına rağmen iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi, İşten ayrılış kodunun fesih nedenine uygun olarak seçilmemesi, Devamsızlık tutanaklarında tanıkların, işyerinde çalışmayan veya işçinin işe gelmediğini doğrulayacak kişiler olmaması.