Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: Yüksek faiz şoku
Cumhuriyet:
Kararnamelere ilk dava
Evrensel:
Eğitim de okullar da dökülüyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Yaşaroğlu 14 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Esnaf barometresi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Polis esnafı ateş ederek dağıttı” 12 Nisan 2001 tarihli gazeteler Siteler esnafının isyana dönüşen eylemlerini böyle veriyorlardı. 11 Nisan’da Tandoğan Meydanı’nda yaklaşık 70 bin kişinin katıldığı büyük bir miting yapılmış, TBMM’ye yürümek isteyen kitleye polis müdahale etmiş, havaya ateş açmış, bankalar ve kamu binaları taşlanmıştı. Esnafın 2001 krizine tepkisi böyle olmuştu. Ama 2001 krizi bu yönüyle değil, bir esnafın Ecevit’e yazar kasa fırlatmasıyla hatırlanıyor. Bütün bunlara karşın olup bitenin “Dış güçlerin oyunu olduğu”, gösteri yapanların “Darbe provasına katıldıkları” gibi yaklaşımlar o dönemde kimsenin aklına gelmemişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gazetemizde 10 Eylül tarihinde yer alan bir habere göre büyük bir AVM’de, Forum İstanbul, içlerinde ünlü markaların da olduğu mağazalar kepenklerini iki saat geç açarak eylem yapmışlar, doların aşırı yükselmesiyle kendilerine çıkarılan faturayı protesto etmişlerdi. Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Yönetim Kurulu İstanbul’daki 3 AVM’de mağazaların geç açıldığını duyurdu. BMD’nin açıklamasında “Perakende sektörünün iki yıldır türbülansla karşı karşıya bulunduğu... kira faturalarının yılbaşına göre yüzde 31, son bir yıla göre yüzde 46 daha yüksek geldiği” ifade ediliyordu. Yani esnaf büyüklüğüne ve konumuna göre ülkenin mevcut durumunu ortaya çıkaracak bir barometre gibi tepki veriyor.
Buna karşın AKP Sözcüsü Çelik, “Kepenk kapatma eylemini kesinlikle doğru bulmuyoruz... Hiç kimse Türkiye’de kepenk kapatma, piyasayı belli açıdan bloke etme gibi bir tavra girmesin” açıklamasını yapıyordu. Küçük esnafın önemli bir kısmı “Başkanı” destekliyor ve şu sıralar raflardaki ürünlerin etiketlerini değiştirmekle epeyce meşgul durumdalar! Karlarından fedakarlık yapacak değiller ya! Genel olarak esnafın, üretim içinde olmayan “küçük ticaret adamının” krizler karşısındaki tavrı hemen tepki vermek şeklinde olur. Çünkü o bir alışveriş ustası olarak soyulduğunu hemen anlayabilir ve fiyatlarını anında müşterilerine yansıtma tutumuna girer.
Ama mevcut ekonomik krizin etkisinin yansıması sadece bunlardan ibaret değildi. Halkın üzerine yıkılan zamlar, yükselen enflasyon, kriz bahanesi ile işinden atılan işçiler, yine kriz nedeniyle “bakım ve onarım” işlerini uzatan fabrikalar, işçileri ücretsiz izne göndermeler vb. devam ediyor ve önümüzdeki günler ve haftalarda bu tip uygulamaların artacağı neredeyse kesin gibi. Normal olarak işçi sendikalarının şimdiden seslerini yükseltmeleri, faturayı üstlenmeyeceklerini ilan etmeleri ve işçileri mücadeleye hazırlamaları gerekirdi. Ama sendika üst yönetimleri bitik vaziyette. Diğer taraftan mücadeleci sendikacı kesimleri de anlaşılmaz bir sessizlik içerisinde.
Büyük sermayenin tüm desteğini arkasına alan iktidar peş peşe önlemler alsa, yeni paketler, programlar hazırlasa da bütün yaptıkları ve yapacakları gümbürtülü bir çöküşe engel olamayacak. Şimdi bu ertelenmeyle, mümkün olduğunca az hasarla atlatılmaya çalışılıyor ama ekonominin mevcut gerçekleri bütünüyle başka gelişmeleri işaret ediyor. 16 yılda iyi kazmışlardı, şimdi derin bir çukura yuvarlanma zamanı geliyor. Geriye bir tek soru kalıyor; işçi ve emekçi halk bu gelişmelere nasıl bir tepki verecek?
...***
Kazım Güleçyüz, 14 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “2. OHAL anketi”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.
“Meş’um 15 Temmuz olayından beş gün sonra 20 Temmuz’da ilan edilen ve iki yıl devam eden OHAL sürecindeki hukuksuz uygulamaların yol açtığı çok yönlü mağduriyetler, geçen yıl Hak ve Adalet Platformu tarafından gerçekleştirilen bir anket ve araştırmaya konu olmuştu.Ve ankete katılanların verdiği cevaplar üzerinden hazırlanan rapor Aralık ayı sonunda açıklanmıştı. Raporda bir anlamda, OHAL uygulamalarının ve sebep oldukları sıkıntılı sonuçların “fotoğraf”ı çekilmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu dönemin iktidar medyasınca karartılan yüzüne ışık tutacak tarihî bir belge niteliğindeki bu rapordan yaklaşık bir yıl sonra, OHAL sürecinin iki seneyi doldurduğu ve geçen yılki mağduriyetlere yenilerinin eklendiği bir merhalede, ikinci bir OHAL araştırması daha devam ediyor.
Mağdurlar için Adalet Topluluğunca gerçekleştirilen “İkinci yılında OHAL’in Getirdiği Bireysel ve Toplumsal Maliyetler Araştırması” ile, “İkinci yılında OHAL’de neler oldu, neler değişti?” sorularının cevapları aranıyor. Çalışma, OHAL Komisyonu, mahkemeler, cezaevlerinde yaşananlar, hapisteki kadın, bebek ve çocuklar vb alanlarda daha detaylı sorular içeriyor.
Her iki araştırmayı da yürüten KHK’zede akademisyen Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu, bu seneki katılımın geçen yıla göre çok daha yüksek olduğunu ifade ederken, araştırmanın gücünü ve etkisini pekiştirmek açısından bir miktar daha “takviye”ye ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor.
Araştırmaya OHAL ve/veya KHK mağdurları; OHAL ve/veya KHK mağduru yakınları ve herhangi bir mağduriyeti olmasa da, katılmak isteyen herkes iştirak edebiliyor.
...***
Kemal Öztürk, 14 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, “Medyada tekelleşme ve körleşme”başlıklı yazısını okıuuyucularla paylaşıyor.
“Tarihin gördüğü en köklü değişimi yaşıyor aslında medya. Matbaanın bulunmasından bu yana, sektör hiç bu kadar radikal değişim yaşamamıştı. Dijital devrim, tüm yaşantımızı değiştiriyor ama en çok medyayı sarsıyor.Bu değişim, bildiğiniz teknik anlamda değişiklikler değil sadece. Okuyucu alışkanlıkları, yazar türü, içerik üretimi, habere bakış açısı, algının oluşmasına kadar, aslında çok derin değişimler oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Şu kadarını söyleyeyim, iletişim fakültelerinde okunan derslerin çoğu bir süre sonra ‘iletişim tarihi’ adı altında okutulacaktır. Tıpkı, rotatif, telgraf, daktilodan bahseder gibi, matbaadan, kağıttan, antenden, kablodan bahsedecek o kitaplar.
Sadece teknik tarih okumuş da olmayacağız. Okuyucunun alışkanlıklarını, algı biçimini, habercinin haber yapma şeklini, ekti türlerini de tarih kitabı okur gibi okuyacağız.
Dijital devrimin medya sektöründe yarattığı etki böylesine derin, yaygın ve güçlü.
Neredeyse dünyanın tamamında bu etkinin izlerini görebilirsiniz. Konvansiyonel medyanın can çekiştiği yıllardayız. Gazeteler kapanmıyor sadece. Televizyonlar, radyolar ve klasik tüm medya araçları da artık işlevsiz hale geliyor.
Kitle iletişim araçları dediğimiz kavram değişti. Bugün bir gazete kitle iletişim aracı olmaktan çıkmak üzere. Zira kağıda basılı gazete okunmuyor artık. O gazetenin internet sitesi bir kitle iletişim aracı oldu.
İçinde bulunduğumuz durum medya dünyasının karşılaşabileceği en büyük tehlikelerden biridir. Sadece medyada birçok kurum iflas etmeyecek, aynı zamanda dünyada çok büyük bir tekelleşmeye de neden olacak bu şirketler.
Dünyada hiçbir medya kuruluşu bir haberi 5 saniye içinde 1.5 milyar insana ulaştıramaz. Ama Facebook yapıyor bunu. Bundan daha büyük güç olmaz şu anda.
Büyük şirketler haber ve içerik üretimini öylesine güçlü, maliyetleri düşük ve yoğun olarak yapıyorlar ki, hiçbir ajansın, gazetenin, televizyonun onlarla baş etmesi mümkün değil.
Bir zamanlar gazeteler, televizyonlar kendi içeriklerini üretirlerdi. Şimdi bunu bıraktılar. Tamamı ajanslara bağımlı hale geldi. Artık ajanslar haber vermeden kör bir halde yayıncılık yapmak zoruna kalıyor medya.
Yabancı Haberleri Reuters’tan, yerli haberleri Anadolu Ajansı’ndan alan bir gazete rahatlıkla yayın yapabilir. Başka muhabir çalıştırmaya ihtiyaç duymaz.
Peki bu ajansların durumu nedir? Dünyada yaklaşık 220 civarında haber ajansı var ve neredeyse tamamı zarar ediyor. Çoğu devlet ajansı zaten. Devletler sübvanse ediyorlar hepsini.Bir gün bu ajanslar zarar tahammül edemeyip kapatılırsa ne olacak. Ki Yunanistan devlet ajansını ve televizyonun kapattı.İşte o zaman Google, Youtube, Facebook, Twitter, İnstagram’ın tam hakimiyeti, tam tekeli başlamış olacak. Ve hepimiz bunlara mahkum olacağız.Medyada asıl tekelleşme ve körleşme budur.