Eylül 16, 2018 07:47 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: 'Merkez Bankası'nın başka çaresi yoktu'

Evrensel:

3. havalimanı inşaatında çalışan işçilere destek eylemine saldırı

Milli gazete:

Belediyeler artık borçlarını bile ödeyemiyor!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 16 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Bundan sonra ne olur?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası'nın faiz oranını yüzde 24'e çıkarması ve doların Cuma günü 6.06'ya gerilemesi her şey bitti anlamına gelmiyor. Asıl mesele temel istikrar sorunlarının çözülüp çözülmeyeceğidir.Kur artışı istikrar sorunlarından yalnızca birisidir. Kaldı ki enflasyonda bu gidiş devam ederse, artan faizin kurları frenleyici etkisi de sıfıra düşer."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Faiz arttıktan sonra Türkiye'de reel faizler, Arjantin'den sonra en yüksek düzeye yüzde 5.2 düzeyine çıktı. Ne var ki yıl sonunda faiz aynı kalırsa, enflasyon da yüzde 25'lere çıkarsa, reel faizler yine eksiye geçecektir. Eksi reel faiz dolara olan talebi yeniden artırır.

Zaten cari açık ve dış borçların çevrilmesi döviz talebini artırıyor ve kurları artırıyor. Reel faiz yeniden eksiye geçerse bu da  işin tuzu biberi olur.

Türkiye Pakistan'dan sonra en yüksek cari açığı veriyor. IMF kapısındaki Arjantin'de bile cari açık oranı bizden daha düşüktür.

Kur artışının cari açığı düşürmesi gerekir. Zira teorik olarak, ithalatı pahalılaştırır ve kısar; ihracatı ucuzlatır ve teşvik eder. Bunun içindir ki teorik olarak dalgalı kur politikası cari işlemlerde otomatik denge sağlayıcıdır.

Eğer cari açık yüksekse, dövize talep artar. Kur artar. İthalat azalır ve ihracat artarak cari denge sağlanır.

Türkiye'de 2012 öncesi sıcak para bu oyunu bozdu. Cari açık vardı. Ancak cari açıktan daha yüksek sıcak para girişi olduğu için kur baskısı oluştu. Düşük kur üretimi ithalata bağımlı kıldı.

Bu gün de cari açık var. Kur ise öncekinin tersine artıyor. Ancak yine de cari açık devam ediyor. Bu defa da oyunu bozan üç temel  faktör var.

Birincisi; ihracatta ithal girdi oranı yüksek olduğu için, kur artışı ithalatla birlikte ihraç mallarının da fiyatını artırdı.

İkincisi; ithal ara malı ve ham maddeyi içeride üretmek için uygun ve güvenli yatırım ortamı yoktur.

Üçüncüsü de yatırım kredi reel faiz oranı yatırımları caydıracak kadar yüksektir.

Öte yandan Türkiye'de kur ve faiz sorunu yalnızca reel faiz sorunu olarak kalmıyor. Bir de faiz karmaşası var.

Bankaların TL için uyguladıkları faiz oranları ile MB reeskont faiz oranları şöyledir:

Bankalar verdikleri kredilere aylık faiz uyguluyor. Aldıkları mevduata yıllık faiz uyguluyor. Aylık faiz, belirsizlik göstergesidir... Kırılganlığı ve riski artırıyor. Tefeciler de aylık faizle iş yapar. Dünyada ilan edilen aylık faiz oranı yoktur. Aylık faiz kredi kullananların  aldanmasına neden oluyor.Kredi kartları faizleri 3 ayda bir azami faiz olarak yasaya göre Merkez Bankası tarafından belirleniyor. Ekim'den itibaren kredi kartı gecikme faizinin yüzde 50'nin üstüne çıkacağını bekleyebilirsiniz.Faizler arasında tutarsızlık yüksektir. Bu durum faiz anarşisi yaratıyor. Düzeni bozuyor.

…***

Deniz Sipahi 16 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, " Yereldeki doğal ittifaklar bu kez tavanda olacak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bazen satır aralarına saklanan yorumları da ayıklayıp olaylara yeniden bakmalıyız.AK Parti önce “Yerelde ittifak olmaz” dedi.Sonra MHP’nin “İttifak devam etmeli” çağrısıyla, “Konuşulabilir” noktasına geldi.CHP “İttifak yapmayacağız” dedi, sonra da Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu il başkanlarına nabız yoklanması için yetki verdi.Özetle...Siyasette hiçbir şeye “olmaz” diye bakmayın.Zaten bazı yerler için seçmen doğal ittifaklarını sandıkta yapıyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Örnek mi? İzmir’de bugüne kadar büyükşehir seçimlerinde Aziz Kocaoğlu hep CHP’nin üzerinde oy aldı.Bugüne kadar Demokrat Parti’nin, Doğru Yol Partisi’nin oy depoları gibi görülen birçok ilçeden Kocaoğlu’na destek çıktı.Bir de MHP oylarını unutmamak gerekir.Meclis üyeliklerinde MHP’ye oy veren seçmen, bazı yerlerde büyükşehir tercihini Aziz Kocaoğlu’ndan yana kullandı.Tabii MHP ve AK Parti arasında da bu geçişkenlikler olmuş olabilir.Ama sonuç itibariyle bu ittifakları vatandaş kendi iradesine göre yaptı.Şimdi liderler diyor ki; “Buna izin vermeyelim” ve “İttifakı biz tavanda yapalım...”Olur mu?Olduğunu geçen seçimlerde gördük.Ancak bunun bir yerel seçim olduğunu düşünmemek gerekir.Yerelde isimlerin de etkili olduğunu hatırlatmak isterim.O yüzden listeler hazırlanırken partilerin bu hassasiyete dikkat etmeleri gerekir.İzmir özeline gelince...Bu seçim gözler İzmir’de olur.Aziz Kocaoğlu’nun kararı elbette önemli...Ama geçmişte doğal olan ittifaklar bu seçimde olmaz ise MHP AK Parti’nin adayını destekler, İYİ Parti de güçlü bir adayla sahnede olursa heyecanlı bir seçim izleriz.Elbette bu dengeler bütün kentler ve partiler için geçerli olacak.Ekim ayı çok hareketli geçecek.

...***

Ersoy Dede, 16 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, " Yüksek kurdan sabitleme uyanıklığı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AVM’lerde kiraların TL’ye dönmesi ile birlikte pek çok esnaf rahat bir nefes aldı. Şimdi işin teknik yönüne çalışılacak. Yani sabitleme, sözleşmenin ilk yapıldığı günkü kurdan mı olacak yoksa doların son gördüğü rakamdan mı? Herhalde makul olanı, başlangıç rakamı ile son günün bir ortalamasının alınması olacaktır. Fakat bazı uyanıklar “Gel seninle sözleşmemizi tazeleyelim fakat (misal) doları 7 liradan hesaplayalım” gibi ahlaksız tekliflerde bulunuyorlarmış. Bakın bu kısa vadeli hesapların peşinde olanların bir şeyin farkına varması lazım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Piyasa dediğin yer acımasız bir yerdir. Bu tip kurnazlıklar yapanları piyasa affetmez. ‘Sapasağlam’ dediğin koca koca firmaların nasıl bir anda yerle bir olduğunu kimse aklından çıkarmasın.

Dövizle yapılan kira sözleşmelerinin TL’ye dönmesine AVM Yatırımcıları Derneği’nden tepki geldi. Dernek başkanı Hulusi Belgü (mealen) diyor ki;“Bizim ciddi bir borç yükümüz var. Kiraları TL’ye dönüştürürsek ve borçlarımızı bu haliyle ödemeye devam edersek bunun altından kalkamayız.” Şimdi, çok özür dilerim ama bir noktanın altını çizmemiz lazım. Bu canına yandığımın ekonomik sıkıntısını neden sadece maaşlı, işçi, işsiz, emekli falan yükleniyor? En küçük bir dalgalanma olduğunda firmalar zammı basıyor. Ambalajlarda gramajlar eksiliyor. Esnaf yüksekten kirasını ödemeye devam ediyor. İşçi çıkarılacaksa onun ekonomik ve sosyolojik sorunlarını ortadirek dibine kadar yaşıyor. Allah aşkına, bir kuruş da siz zarar etmeyecek misiniz hiç? Bir kuruş yahu. Zerre gram konforunuzdan ödün vermeden mi atlatmak istiyorsunuz bu süreci? Kusura bakmayın öyle olmayacak. Bu millet hangi koşullarda hangi arazilerin nasıl AVM’ye dönüştüğünü, nasıl şartlarda kiralamalar yapıldığını falan biliyor. Bir zahmet böyle kritik bir dönemde de hiç değilse üç/beş zarar ediverin. Hep biz mi katlanacağız? Size hiç mi dokunmayacak bu kriz? Ayıptır yahu!

Merkez Bankası’nın aldığı faiz yükseltme kararına Erdoğan’ın gösterdiği tepkiyi gördünüz. ‘Sabrımın son safhasındayım’ dedi. Neden? Çünkü 16 yıldır bu ülkeyi yöneten bir isim olarak böylesi kritik bir kararın ne tip sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Haklı da olabilir yanılıyor da olabilir. Ancak alınan bir siyasi karar ve bu kararın bir numaralı muhatabı da bizzat kendisi. Şunu söylemeye çalışıyorum. Eğer Merkez Bankası bu kararıyla bir yaraya merhem olmazsa. Yani döviz düşmezse. Buna ek olarak bir de faizler yükselmişse. Üstüne üstlük enflasyon da çıkarsa. Bunun faturası kime kesilecek? Halk sandık başına gidince, merkez bankası başkanını oylamayacak herhalde! Bağımsız, tamam da. Hakikaten bu kadar bağımsız olması doğru mu, artık bunun tartışılması lazım.