Eylül 17, 2018 08:24 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: İttifak sarsılıyor

Milli gazete:

Ahmet Takan: ABD ve Suudi Arabistan, Türkiye'ye 65 milyar dolar yardım teklif etti!

Star:

Firari FETÖ'cüye CHP'li belediyeden ruhsat verildi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Fatma Çelik 16 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Dövize yasak getiren kararname"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Bugün tam "yumuşak para" kavramından ve "yumuşak para ile dış ticaret yapılması ihtimalinden" bahsetmeyi planlıyordum ki, hükümet yeni bir kararname çıkararak içte bazı işlemlerde yumuşak para olan para birimimizi zorunlu kıldı."Nedir bu 'yumuşak para'?" diyenleriniz için, bu kavramı ve dış ticaret ilişkisini Salı günü anlatacağımı duyurarak, bugün Cumhurbaşkanlığı'nın dövizle alakalı son kararnamesinden bahsetmek istiyorum...Bu kararname, emlak sektöründen futbolculara kadar geniş bir yelpazede yer alan herkesi yakından ilgilendiriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Malumunuz, hükümet, son dönemlerde özellikle döviz kuru kaynaklı problemlerimizle baş edebilmek adına dövize talebi azaltmak için çeşitli düzenlemeler yapıyor. Bu düzenlemelerden sonuncusu olan "Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar" 13 Eylül 2018'de yayımlandı.

Hepi topu 4 maddeden oluşan bir sayfalık bu karar, Türk ticaretini büyük oranda etkileyecek bir düzenleme içeriyor.

Kararın 'Türk Lirasının Kıymetini Koruma Kararı'na ekleme yapan ilk maddesi şu şekilde:

"Türkiye'de yerleşik kişilerin Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satımı, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz."

Görüldüğü üzere, düzenlemenin kapsamı oldukça geniş...

Düzenlemenin Türk Lirası'nın kullanımını arttırmak için yapıldığı şüphesiz; ancak yeterince düşünülerek mi yapıldı, orası henüz şüpheli. Çünkü düzenleme ile ilgili belirsizlikler çok...

Bu açıdan en büyük belirsizlik, mevcut sözleşmelerin TL'ye hangi kurdan dönüştürüleceği... Sözleşmeden kaynaklı takipteki alacaklar, daha önceden doğan borç ile ilgili alınan çek ve senetlerin döviz içermesi halinde bu borçlar ne olacak bilinmiyor.

Taraflardan biri, Borçlar Hukuku'ndan kaynaklanan "sözleşme serbestisi" prensibine dayanarak sözleşmenin TL'ye dönüştürülmesini kabul etmezse, prensipler mi kararlar mı geçerlilik arz edecek henüz netleşmedi.

Öte yandan, ülkemizde tek örneği 1940 yılında yaşansa da, iktisadi ve siyasi kriz gibi olağanüstü durumlarda kanun koyucunun veya kanunların verdiği yetkiye dayanarak idarenin, sözleşme yapma zorunluluğu getiren kurallar koyması mümkündür. Bu da akla ister istemez "kriz başladı mı?" sorusunu getirmektedir...

Tüm bu bilinmezlikler henüz giderilmedi ancak 30 günlük süre başladı. Çünkü ilgili kararın 2'nci maddesi uyarınca, kararın yürürlüğe girdiği tarihten (13.09.2018) itibaren 30 gün içerisinde, ilk maddede belirtilen nitelikte ve daha önceden yapılmış olan yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bedellerin Türk Lirası'na çevrilmesi gerekmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 30 günlük bu süre çok kısadır. Ayrıca konuya ilişkin ayrıntılı düzenleme yapması için yetki verilen Hazine ve Maliye Bakanlığı henüz gereken düzenlemeyi yapmadan, tarafların bu belirsizliklerle düzenleme yapması oldukça zordur.Neticede bu düzenleme yalnızca kira sözleşmelerine ilişkin olmayıp, yüksek meblağlı iş sözleşmelerini de kapsamaktadır. Dolar endeksli sözleşmelere bağlanan yap-işlet-devret projeleri, yabancı emlak yatırımcılarının yaptığı sözleşmeler, futbolcu sözleşmeleri vb. hepsi bu karardan etkilenecek akıbeti belirsiz bir şekilde, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın düzenlemesini beklemektedir.

Bu açıdan Bakanlığın çok özenli, ayrıntılı ve iyi düşünülmüş bir düzenleme yaparak akıllardaki soruları cevaplaması gerekmektedir...

...***

Hasan Öztürk, 16 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, "Hizmet belediyeciliği gönülden yapılmaz ise..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yerel seçimlere gidiyoruz. 2019’un Mart ayında belediyeleri kimlerin yöneteceğine karar vereceğiz. 1994’ten bu yana yerelde iktidar olan Refah’tan Ak Parti’ye oluşan bir gelenek var. Bu gelenek hizmet belediyeciliği” olarak tanımlanabilir. Peki “Hizmet belediyeciliği “gönül kırarak” mümkün müdür” diye soracak olursanız, cevabım bu biraz zor ama olmaz da değil şeklinde olur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bazı belediye başkanlarının hizmet etmediğini söyleyemeyiz ama, kırmadığı gönül, devirmediği çam da kalmamıştır. Sizce de öyle değil mi?

O yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gönül belediyeciğili” kavramını son dönemde sık sık kullanıyor.

Hizmet belediyeciliğini gönül belediyecilği ile meczetmek gerekiyor. “Milletin talepleri” ile “milletle bir olma çabası” alt başı olmalı.

2019’daki yerel seçimler öncesi siyasi partiler şimdiden nabız yokluyor.

Seçim sonuçları merkezi iktidarı da yakından ilgilendiriyor. İstanbul ve Ankara’nın galibi merkezi iktidarı da belirliyor zira.

CHP, “düştüğü yerden kalkmak” istiyormuş. Bu nedenle CHP kurmayları, İstanbul ve Ankara’ya özel bir gayret gösteriyormuş. Bu bağlamda 24 Haziran seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı yapılan Muharrem İnce İstanbul için kolları sıvamış görünüyor.

İsminin adaylık için geçmesinden son derece de mutlu görünüyor.

CHP Genel Başkanlığı ısrarından da vaz geçmeyen İnce ile CHP lideri Kılıçdaroğlu arasındaki salvo yarışı ise bir kaç gündür yine kızıştı.

Anladığımız kadarıyla, Kılıçdaroğlu, yine bir önceki kongrede “Sen yeterli imzaya ulaşamadın ama ben seni karşıma aday yapıyorum” taktiğine benzer bir taktik uygulayacak.

Yani, “Seni İstanbul’a aday yapacak olan tek irade benim” diyor İnce’ye. Şayet şartlar oluşursa, “Gel bakalım Muharrem. Bizim İstanbul adayımız sensin” diyecek.

Buna mukabil İnce, 24 Haziran seçim sonuçlarını hatırlatıp, “Mecbursunuz. Ben CHP’den 10 puan fazla oy aldım” diyerek adaylığını dayatma peşinde.

İnce ile Kılıçdaroğlu arasındaki rekabet bugünlerde yine şiddetlendi. Birbirlerini yalancılıkla suçlamaktan tutun da restleşmeye kadar hem de. “İspatlasınlar siyaseti bırakırım” türü cümleler bile kuruldu. Diğer yandan, “Seçim akşamı partiye çağırdık gelmedi” bile dendi.

Burada bir parantez açmak istiyorum. Kılıçdaroğlu “Yeni bir felsefeden” söz ediyor. “Yeni bir felsefe olsun, kongreye gitmeden hemen genel başkanlığı bırakırım” diyor. Buna karşılık İnce, “Ne yani 6 oku bırakacak mıyız? 6 oku yeniden mi yazacağız” diyerek CHP’nin genetik kodlarına atıf yapıyor.

Bugüne kadar Kılıçdaroğlu’nu tutarsızlığı ve yalanları üzerinden kıyasıya eleştirdim ama bu tartışmada “yeni bir felsefe” demesini destekliyorum. Kast ettiği nedir bilmiyorum ama, hiç olmazsa kategorik olarak “yeni bir felsefe” lafı “değişim”e kapı aralıyor.

...***

Ege Cansen, 16 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, "dolar bulamıyorsan altın kullan"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ezelden beri döviz açlığı çeken Türkiye'nin bitmeyen özlemlerinden biri dolar (döviz) kullanmadan ithalat yapmaktır. Bunun niçin hayal edildiği gibi olamayacağını veya nasıl olabileceğini (takas ve kliring) birkaç defa yazdım. Konu bugünlerde de gündemde. Yine havanda su dövülüyor. Bir hatırlatma yapmama izin verin lütfen."diye yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aslında “TL ile ithalat” lafını 1979'da ortaya atan kişi benim. Başbakan Ecevit'ti. Ekonomimiz birkaç yıldır döviz krizi içindeydi. Ülkede her şeyin kıtlığı kol geziyordu. TL karşılığı Merkez Bankası'na yatırılan ithalat bedelleri, döviz olarak 18 ay sonra yurt dışına transfer edilebiliyordu. Bu yüzden, ithal malların bedeli karaborsadan alınan dövizlerle yurt dışındaki satıcı firmaya ödeniyordu. Bu bedeli ödenmiş malları gümrükten çekmek için “mal mukabili ithalat” diye uyduruk bir yöntem icat edilmişti. Ben de şirketleri “çifte finansman külfetinden kurtarmak” için Ticaret Bakanlığı'na TL ile ithalat yapılsın teklifinde bulunmuştum. Bu önerim basında yer almıştı. Tabii böyle bir şeye izin verilmedi. Haberlere göre İran ile Irak ulusal para birimleriyle dış ticaret yapmakta anlaşmışlar. Ne güzel. Rusya ile Türkiye arasında ruble ve TL ile ithalat ve ihracat yapmak için çalışmalar son aşamaya gelmiş. Hayırlı olsun. Aslında alanla satan (ithalatçı ile ihracatçı) aralarında anlaşmışsa, her parayla dış ticaret yapılabilir. Eğer bizim mevzuatımızda bunu yasaklayan bir hüküm varsa derhal kaldırılmalıdır.