Eylül 22, 2018 10:49 Europe/Istanbul

Yenişafak: İncirlik Üssü’ne FETÖ baskını

Cumhuriyet:

3. Havalimanı’nın açılış tarihi değişti

Star:

İttifak ilkesi şekilleniyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Özlem Yüzak, 21 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tarımda çıkış yolu var mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tarım konusuna 2 hafta önce kaldığımız yerden devam... Hepimizin bildiği gerçek şu: Tarım ürünlerine ödediğimiz fiyat sürekli artıyor. Limonun kilosu hâlâ 12-15 lira; dünyanın incir, fındık, antepfıstığı üretiminde ilk sıralarda olmakla övünüyoruz ama 10 liradan aşağı taze incir göremedik. Antepfıstığının kilosu 125 liradan satılıyor kuruyemişçide. Bu artışın sebepleri masaya yatırılmadan sadece tarım desteklerinin artırılması gibi geçici önlemlerle konunun çözülmesi mümkün değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hadi biraz hafıza tazeleyelim, geçen yıl haziran ayında neler olup bittiğine dair...

Buğdayda yüzde 130 olan gümrük vergisi 45’e, arpada yüzde 130 olan vergi 35’e, mısırda yüzde 130’dan 26’ya düşürüldü. Yetmedi, yüzde 135 olan ithal canlı hayvan gümrük vergisi 26’ya, yüzde 225 olan hazır et vergisi 40’a düşürüldü.

Bu ne anlama geliyordu? O zaman bu köşede yazmışız: Hükümet, yerli üreticiye “Kardeşim, sen bu işlerle boşuna uğraşma. Başka ne yaparsan yap. Ben yurtdışındaki çiftçiyi beslerim. Halka daha ucuz ithal et, ithal buğdaydan ekmek, makarna yediririm” demeye getiriyor.

Sonuç karşınızda şimdi. Dahası bir de nur topu gibi şarbon hastalığı, ithal canlı hayvanlardan... Yine o yazıda şunu söylemişiz: AKP iktidarı artan enflasyonun sorumlusu olarak gördüğü gıda fiyatlarını düşürmek için tarım ve hayvancılığı ölüme terk ediyor. Türkiye’yi ithalat cenneti haline getirerek gıda fiyatlarını düşürmek mümkün mü? Kesinlikle hayır. Zaten fiyatlar da düşeceğine arttı.  Sadece ithalat yüzünden değil tabii ki. Sıralayalım diğer sebepleri de:

Tarımsal üretim, nüfus ve tüketim artışı oranında artmıyor. Bunun farklı nedenleri var. Kente göç, köylerin boş kalması, özellikle gençlerin tarımla uğraşmak istememesi de nedenlerin arasında ve asla gündeme getirilmiyor.  32 milyon dönüm arazinin atıl durumda olduğunu ve şu an sulanmayan 7-8 milyon dönüm arazinin ekilememe riskiyle karşı karşıya olduğunu da belirtelim. Üretici ve tüketici fiyatı arasındaki büyük uçurumu denetleyen yok.

Üretim planlaması ve stok kontrolü yok. Biliyorsunuz haziran ayında patates-soğanın kilogram fiyatı 6-7 liraya kadar çıkmıştı. Şöyle bir geçmiş haberleri taradım. 2012 yılında Bitlis’te çiftçi satamadığı patatesi hayvan yemi yapmış. 2016 yılından da bir haber Adana’dan. Tarlada kalan soğan hayvan yemi oldu. 2 yıl önce Antalya Adrasan’a gitmiş ve nar ağaçlarının tek tek sökülmesine içimiz acıyarak şahit olmuştuk. Çünkü Rusya ambargoya başlamıştı ve nar alıcı bulamıyordu.  Doğru destekleme politikası sürdürülmüyor, amaçsız hedefsiz şekilde çiftçiye dağıtılıyor. Üretici örgütsüz ve güçsüz. Üretici birlikleri, kooperatifler hatta ziraat odaları çok daha bilinçli hareket edebilir.

…***

Esfender korkmaz, 21 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Krizin yükü fakirin sırtına yüklendi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomik krizlerde, genel olarak maliyet topluma yayılır. 2001 krizinde de, ''Güçlü ekonomiye geçiş programı'' da reel ücretleri ve tarımsal desteklerini düşürmek şeklindeydi. Açıklanan Yeni Ekonomi Programı ise bu işi dolaylı olarak satır aralarında gizliyor.Programı göstergeler ve sektörler açısından değerlendirdiğimizde aynı sonuca çıkıyoruz.Cari açık... Programın tümüne bakarsak, hedeflerden en önemlisinin cari açığı düşürmek olduğu anlaşılıyor. Bunun için de;Büyümede yavaşlama öngörülüyor. Bunun tercümesi de; ''Üretim ve ihracat ithalata bağımlı olduğu için, büyüme düşerse ithalat da azalır ve cari açık düşer.'' şeklindedir.Ayrıca programa göre;İhracat için teşvik sistemi değişecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:  

…***

Yerli üretim teşvik edilecek.İthalata bağımlı sektörler, ilaç, enerji, petrokimya sektörlerine öncelik verilecek. Petro kimya sanayi kurulacak. Sanayi ve teknoloji bölgeleri kurulacak.Sonuçta, halen cari açığın millî gelire oranı olan yüzde 7 oranının, yüzde 4'e düşürülmesi öngörülüyor.

Bunun 31 milyar lirası yatırımların kısılması yoluyla olacak.Burada önemli bir çelişki var. Çünkü zaten bütçede yatırımların payı yüzde 10'dur. Ve bu yüzde 10 da mevcut yatırımların amortismanına ancak yeter. Yatırımları düşürmek mevcut yatırımların da atıl kalmasına neden olur. Maliyetler artar. Ayrıca yatırım yapılmazsa mal ve hizmet arzı düşer. Arz-talep dengesi bozulur. Yani her iki durumda da enflasyon artar.TL'ye olan güvenin artırılacağı da söyleniyor. Ancak TL'de güven kaybına neden olan faktörlerden en önemli olan, hukuki ve güven altyapısında bozulmanın nasıl düzeleceği programda yer almıyor.Yine Merkez Bankası'nın bağımsızlığının önemi vurgulanıyor; ama nasıl? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı faiz konusuna ya müdahale ediyor veya sorumluluk seçilenlerde, faiz artışı ile MB yanlış yaptı diyor.Bütçe açığının da yüzde 2'nin altında tutulacağı öngörülüyor. Ne var ki bütçede enflasyonu yaratan açıklar değil, bütçe kaynaklarının  seçim popülizmi için kullanılmasıdır. Bu popülizm nasıl önlenecek? Sosyal yardımlarda 10.1 milyar lira tasarruf edileceği belirtiliyor. Uygulama imkanı bulursa bir miktar etkili olur.İşsizlik... İşsizlik konusunda iş bulma umudu olanların da umudu kırıldı. Zira yeni açıklanan Haziran ayı işsizlik oranı 10.2'dir. Programda işsizliğin artacağı ve 3 yıl sonra da bugünün üstüne çıkacağı öngörülüyor. 2 milyon istihdam yaratma hedefi var. Ancak bir anlamı yok. Çünkü 3 yılda nüfusumuz da aynı sayıda artacaktır.Vergi... Programa göre genel olarak vergi affı diyebileceğimiz, vergi ve sigorta primleri ile diğer kamu alacaklarında bundan sonra yapılanma yapılmayacak.Gayrimenkullerden ve satışlarından cari güncel değerleri üzerinden emlak vergisi, tapu harcı ve satış vergisi alınacak. Anlaşılan odur ki; satış sırasında değeri düşük göstermenin bir önemi kalmayacak. Cari değerden daha düşük gösterilse bile, aynen otoda olduğu gibi işlemler cari değer üstünden yapılacak.Dolaylı vergiler artacak. Bu demektir ki gelir ve kurumlar vergisi azalacak. KDV ve ÖYV gibi dolaylı vergileri zengin ve fakir aynı oranda veriyor. Zaten vergi gelirlerinin üçte ikisi olan dolaylı vergilerdir. Dolaylı vergilerin artırılması, kriz maliyetinin fakirin sırtına yüklenmesi demektir.Bankalar...Emlak Bankası ve Kalkınma Bankası büyüyecek. Emlak Bankası'nın konut kredileri için devreye sokulacağı anlaşılıyor. Orta ve uzun dönemde ölü yatırım olduğu için konutta direnmek, istikrarı daha çok bozar.

…***

Yusuf Kaplan, 21 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, “Yayıncılık can çekişiyor; âcil önlem alınmalı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir yandan görsel kültürün her yeri istilâ etmesi, zihin setlerimizi, hayatı yaşayış biçimlerimizi tarumar etmesi, öte yandan da ülkemizde kitap okuma oranlarının zaten yerlerde sürünmesi kitapla ilişkimizin bozulmasına, düşünce, sanat ve kültür hayatımızın yoksullaşmasına hatta çölleşmesine neden oluyor.Dövizdeki dalgalanma, bütün bu olumsuzlukların üzerine tuz-biber ekti: Yayıncılık dünyamız, dövizde yaşanan türbülanstan çok büyük darbe yedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kültür hayatımızın çölleşmesine yol açabilecek bu duruma devlet derhal müdahale etmeli.

Kültür Bakanlığı, turizmden başını kaldırıp yayıncılık dünyamızda yaşanan bu felçleşmeyle yakından ilgilenmeli. Yayıncıları toplamalı, ne tür önlemler alınabileceğini istişare etmeli yayıncılarla.

Alınacak kısa vadeli öncelikli önlemlerin başında “kültür eserleri”nden KDV’nin kaldırılması ya da en asgarî düzeye çekilmesi geliyor.

İkinci olarak, çeviri kitapların telif hakları konusunda yıllardır ihmal edilen adımları daha fazla vakit geçirmeden almalı Bakanlık artık!

Çevrilecek bir kitabın, telif haklarının kalkması için bütün Avrupa ülkelerinde 30 yıllık bir süre sözkonusuyken, Türkiye için bu süre 70 yıl!

Bu da kültür emperyalizminin başka bir görünüme büründürülerek sürdürülmesi anlamına geliyor elbette ki.

Bu meseleyi son kültür bakanlarımızın hepsine hatırlattım ama şimdiye kadar bir adım atılmadı, ne yazık ki.

Umarım, yeni Kültür Bakanı’mız, bu meseleyi öncelikli gündemleri arasına alır. Üçüncü olarak bakanlık, yayınevlerine doğrudan destek verebilir. Ne tür destekler olabilir peki bunlar? İlk planda, ülkemizin fikir ve sanat hayatını zenginleştirecek nitelikli, değerli kitaplara daha fazla sahip çıkılmalı. Millet Kütüphaneleri başta olmak üzere, bütün illerdeki belli başlı kütüphanelere, okul kütüphanelerine çığır açıcı kitaplar ve kaynak kitaplar mutlaka hediye edilmeli. Bu süreçte özel sektörden, sponsorluk vesaire gibi yollarla destek de alınabilir.

İkinci olarak, bazı alanlarda otorite olmuş bazı yazarlar, alanlarında ülkemizin önünü açacak, fikir hayatımızı zenginleştirecek çalışmalar yapmaları konusunda teşviklerle, vakıflarla vesaire desteklenmeli.