Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: MHP'den ittifak çıkışı: Sağlıklı zeminde ilerlemeyeceği anlaşılmaktadır
Evrensel:
Kayyımdan satılık: Belediyenin taşınmazları satışa çıkarıldı
Yenişafak:
AK Parti'de ittifak için kritik isimler belli oldu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi özdemir, 22 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Doları kim yükseltti?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor.İddiaya göre, doları Reis bilinçli olarak yükseltti.Peki Reis doları niçin yükseltti?Yabancılar Türkiye'ye komplo düzenleyeceklerdi. Yıllardır hazine bonosu ve borsa yolu ile büyük paralar kazanan yabancılara ceza olsun diye yükseltti.Yoksa doları Reis istese 1 günde düşürür.Gerekçe olarak da Reis'in konuşmaları gösteriliyor.Reis ne zaman konuşsa dolar sert bir şekilde yükseliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu teorinin gerçekliği ne iktisat ilmi ne de başka bir şeyle açıklanır.Ancak buna inanan o kadar çok insan var ki!Hatta doların yükselişine millî duygularla sevinen bile var.Adam, artan dolarla birlikte fakirleşiyor ama "olsun, Türkiye'ye 3 yıl önce 2,5 liradan dolar sokan yabancı 6.60'dan geri yerine koyabilecek" diyor.Kaba bir hesapla baktığınızda doğru.Türkiye son 10 yıldır sıcak para cenneti. Yabancı fonlar Türkiye'ye hiç yatırım yapmadı. Fabrika kurmadı istihdam yaratmadı. Özelleştirme ile yatırım yapanların ise ne yaptığını Türk Telekom'da gördük. Parayı faize ve borsaya yatırdılar.Doğru yabancı fonlar dolardaki son artışlarla büyük zararlar etti.Daha 1 yıl öncesine göre parasını Türk borsasına yatıran yabancının reel anlamda yüzde 80'in üzerinde zararı var.Bütün bunlar "Doları Reis bilerek yükseltti teorilerine" inananlar için çok mantıklı geliyor.Ancak, burada söz konusu olan bir avuç yabancı fon değil. 80 milyonluk Türkiye.Dövizdeki bu artış Türkiye'yi ekonomik olarak eritti, insanları sefalete sürükledi. Ayrıca Reis madem bilinçli yükseltti o halde faizi niye yüzde 30'a çıkarttı? Sonuçta dolar kurundan zarar eden faiz ile bundan kurtulacak. Yüzde 30 ile Türkiye dünyada en fazla faiz veren ikinci ülke.Tabii ki buna da hemen söyleyecek bir cevapları var.Reis faiz artırımını istemedi Merkez Bankası artırdı.Bakın Merkez Bankası'nın 625 baz puan faiz artırdığı günkü Reis'in konuşmasına.Fatura çok ağır. Doları Reis yükseltti komplo teorilerine inanan ve mutlu olanların bilmediği bir şey var. Türkiye dövizdeki bu artış ile en az 5 yılını kaybetti. Ülke büyük bir durgunluğa sürüklendi. Büyük bir enflasyona neden oldu ve bu Türk halkının daha da fakirleşmesine neden olacaktır.1 milyon doları olan insan için parasının bir bölümünü kaybetmek çok da önemli değil. Ancak ortalama maaşı 1543 TL olan milyonlarca emekli ve dar gelirli için çok önemli.Saçma sapan teorilere inananlar gerçeği görecek mi?Hiç sanmıyorum. Çünkü belirli bir kesim var ki, adeta illüzyonla beyni etki altına alınmış gibi.2002 yılından bu yana üretime değil de inşaata ve lükse yatırım yapan bir hükümet eninde sonunda ekonomiyi batıracaktı.Nitekim ekonomi battı.Politikacıların beceriksizliğini bazı teorilerle örtmesi kabul edilecek bir şey değil.Bugün Hollanda ile dost olan Türkiye, daha 1 yıl önce kanlı bıçaklıydı. Sokakta turuncu olduğu için portakal kesenler ve konsolosluk binasında bayrak indirenler nerede?Almanya bizi kıskanıyor diyenler, 3. havalimanı için Almanya'dan kredi alındığını elbette bilmiyor.Tüm bunlar gösteriyor ki, bu düzen daha çok uzun süre devam edecek.Çünkü gerçekten her şeye inanan bir kitle var ve AKP de, bu kitleye çok sağlam sırt dayamış durumda.Asıl merak ettiğim Kasım-Aralık ayı gibi enflasyonun patladığı, hayatın ekonomik olarak çekilmez hale geldiği dönemde bu komplo teoricileri ne uyduracak.Et alıp yiyemeyen vatandaş, "Reis et fiyatlarını kasıtlı yükseltti. Bizim sağlığımızı düşündüğü için" mi diyecek?
…***
Ender İmrek, 22 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Adalet uçuyor, kriz miriz yok!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Enis Berberoğlu tahliye oldu.MİT Tırları Davası gerçeği karartmak için yavuz hırsız misali bir duruma döndü ve Berberoğlu bunca zamanını zindanda geçirdi. Berberoğlu’nun suçsuz yere hedef haline getirildiğini ve yargılanıp, tutuklandığını defalarca söyledik, yazdık.İçeride ve dışarıda sıkışmış, her alanda eleştirilerin hedefi olmuş saray hükümeti için bu tahliye bir nefes olur mu?Buradan hareketle CHP, adeta sus payı verilmiş gibi davranır mı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Umarız yapmaz…HDP Milletvekili Leyla Güven’in de tahliyesi için çaba gösterir…Zira Berberoğlu’nun tahliyesi, bir yanlışın düzeltilmesi değil, bir hukuksuzluğun çarpıcı göstergesi oldu.
CHP ve tüm hak, hukuk arayıcıları bu keyfiyete, bu bir yerlerin politik ihtiyaçlarına göre davranma haline son vermek için harekete geçmelidir.
Havalimanı işçilerin en doğal hakları için arayışlarının bile tutuklanmayla sonuçlandığı bir adalet varken, bu tahliye sus payı olursa, bunun hesabı ödenir!
Berberoğlu’nun tahliyesi, tutuklu eski yeni tüm milletvekilleri, tüm belediye başkanlarının, yazarların, aydınların, akademisyenlerin, gazetecilerin derhal tahliyesi için bir mücadeleye dönüşmelidir…
CHP’nin yerel yönetimlere giderken güçlü bir demokratik birlik özlemine uygun tutum sergilemesi, hayatın her alanında süren haksızlığa, hukuksuzluğa karşı tutum alması, kötü gidişatını frenlemesinin de nedeni olacaktır.
Bir yandan her söylediği mahkeme kararına dönüşen bir iktidar, diğer yandan sus pus olmuş bir muhalefetin olduğu bir ülke isteniyor…16 aydır tutuklu olan Berberoğlu tahliyesine buradan da bakılabilir…
Bir başka dava da Hayatın Sesi davasıydı…İşçilerin, emekçilerin, aydınların emeğiyle kurulan Hayat Televizyonu…Kuruluşundan beri birlikte olduğumuz bir topluluk olarak duruşmasını da izledik…
Hayatın Sesi, KHK ile kapatıldı… Mallarına el koydular…RTÜK cezaları yağdı… Yayın yaptığı zaman yaptığı haberlerden dolayı açılan davada Gökhan Çetin, Mustafa Kara ve Gökhan Bayram 3’er yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldılar…
…***
İbrahim Tenekeci, 22 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, “Böyle mi olacaktı?”başlıklı yazısını okyuucularla paylaşıyor.
“Samimiyetine güvendiğimiz ve emeğini, evveliyatını bildiğimiz birçok kıymetli insandan aynı şikâyetleri duyuyor, okuyoruz. Esas gidişatın iyi olmadığı görülüyor. İktisadi sorunlar bir şekilde düzelir. Peki, sözünü ettiğimiz vaziyeti ne yapacağız?Erol Erdoğan, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Bugünlerde ‘insanların hangi incinmişliğini gidermek istersin’ diye sorulsaydı, kesinlikle ‘adalet’ derdim.” Cümlenin devamında itimat bahsi de bulunuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hasan Öztürk, yerel yönetimler konulu köşe yazısında bir soru yöneltti: “Belediyelerdeki kibir abideleri yüzünden millette oluşan gönül kırgınlığına bakmak gerekmiyor mu?”
Bu minvalde ilerleyen anlamlı ve haklı serzenişler. Bir tat eksikliği açıkça görülüyor. Demek ki yolunda gitmeyen yahut gönlümüze uymayan bir şeyler var. Örneğin: Yeni bakanlar kurulu karşısında yaşanan şaşkınlık ve hayal kırıklığı, herkesin bildiği bir sırra dönüştü. İnsanlar birbirine “ne oluyor” diye soruyor. Bunca emek ve fedakârlık nereye gidiyor?
Oy vermediğimiz ve asla vermeyeceğimiz birçok bakana, tam yetkili bürokrata, belediye başkanına sahibiz. “Geçiş dönemi” diyerek sessiz de kalabilirdik.
Sayısız nedenden dolayı mütedeyyin camiada genel bir burukluk ve bıkkınlık birikti. Mücadele azmi düşüyor. Bunu görmek gerekir.
Derdimize, davamıza ve kırk yıllık yürüyüşümüze yabancı insanlar bizi ne kadar anlayabilir?
Mesela “adalet” diyoruz. Adaletten kastımız, öncelikle hâkimler, savcılar, mahkeme binaları, duruşma salonları vesaire değil. Adalet, her şeyin yerli yerinde olmasıdır.Genel görünüm: İyi niyetli fakat beceriksiz. Samimi lakin yetersiz. Sadık ama başarısız. Bilgili ve kibirli. Buna karşılık, meziyet ve şahsiyet sahibi, tevazu ehli birçok insanın küstürüldüğüne, bir kenara itildiğine, hatta tasfiye edildiğine şahit oluyoruz.Edebiyat muhit, siyaset ekip işidir. İthal isimlerden yerli fikir, emeksiz ilerleyenden eser çıkmaz.Adaletsizlik, incinmişlik, tedirginlik, güvensizlik, kendi içinde bile ayrımcılık, şımarıklık, güç zehirlenmesi, önceliklerin değişmesi, kimi kişilerin ekonomik bağımsızlığa ulaştıktan sonra camiayı beğenmemesi, menfaat, kibir, klikleşme… Bu tür olumsuzlukları son zamanlarda ne çok yaşıyoruz. İmkânlardan sonuna kadar faydalananlar, dönüp bakmayanlar ve haksızlığa maruz kalanlar. Sanki üç ayrı dünya oluşuyor.