Eylül 24, 2018 10:26 Europe/Istanbul

Yenişafak: Erdoğan: Fırat'ın doğusu terör bataklığı

Milli gazete:

Yıldırım: "Enis Berberoğlu tahliye edilmiştir, bu önemlidir"

Cumhuriyet:

Kaboğlu: Yıkım anayasa yoluyla gerçekleşti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Zeynel Balcı 23 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, “Piyasalarda Yeni Ekonomik Program etkisi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Piyasaların beklediği Yeni Ekonomik Program (YEP) açıklandı. İçinde bulunduğumuz koşullar ne kadar zor olsa da programdaki birçok hedefin gerçekçi olduğu görülüyor. Piyasalarda temkinli görünüm korunmakla birlikte geçtiğimiz haftalara göre daha iyimser bir hava hâkim.DÖVİZ kurlarında daha sakin seyirle birlikte dalga boylarının kısalması ve belli bir bantta hareket etmesi yeni dengenin oluşmaya başladığını gösteriyor. Döviz kurlarının sakinleşmesi borsaya da olumlu yansıdı. Ancak gündemin sıkça değiştiği bir ortamda oluşmaya başlanan yeni dengeler ne kadar korunur onu zaman gösterecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Piyasaların gündeminde yeni ekonomik program (YEP) var. Perşembe günü Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak tarafından açıklanan program açıklandıktan hemen sonra piyasalarda oluşan temkinli yaklaşım sonraki aşamada yerini daha olumlu bir tavra bıraktı. Programın tartışmaya açık yönleri olmakla birlikte birçok hedefin gerçekçi olduğu görülüyor. İlk göze çarpan taraf ekonomide soğuma ve yavaşlama. Geçen yılki hızlı büyüme beraberinde cari açık ve enflasyonda yükseliş gibi taşınması zor sorunları getirmişti. Bu açıdan yavaşlama gereklilikti. Bunda aynı zamanda merkez bankasının son birkaç yıldır uyguladığı parasal sıkılaştırma ile de uyum sağlama amacı var.

26 Kasım 2017 tarihli yazımızda merkez bankasının sıkı para politikası ile hükümetin uyguladığı büyüme odaklı ekonomi politikasının uyumsuzluğundan bahisle enflasyonla mücadelede başarısızlığın nedenlerinden biri olarak vermiştik. Büyümede frene basılmasıyla cari açıkta önümüzdeki yıllarda bir düşüş beklense de işsizlik ve bütçe açığı yüksek kalmaya devam edecek. Enflasyonda düşüş 2020’de görülecek. Kur geçişkenliği ve maliyet enflasyonu söz konusu. Orta vadeli ekonomik programlarda uygulama ve gerçekleşmeler önemli. Bu zamanla izlenecek. Programın piyasaların yeni bir hikaye ve yeni beklenti ihtiyacına bu aşamada cevap verdiğini söylemek fazlaca iyimserlik olacak. Tek başına bir ekonomik programa böyle bir beklenti yüklemek de doğru olmayacak haliyle. Programın başarısı için disiplin ve kararlılık kadar diğer iç ve dış koşullar da önemli olacak.

...***

Essfender Korkmaz, 23 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enflasyon için halk değil AKP kemer sıkmalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yeni Ekonomi Programı'nda temel hedeflerden birisi, bu sene yüzde 20.8 olarak tahmin edilen enflasyon oranını, kademeli olarak 2021 yılında yüzde 6 seviyesine indirmektir. Bir karşılaştırma yapmak için 2018 yılında dünyada bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde  ortalama enflasyon oranının yüzde 6 olduğunu söyleyebiliriz.Bugünkü yönetimin popülist anlayışı enflasyonla mücadele şifrelerini barındırmıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:  

...***

Enflasyon ekonomide istikrarsızlığın ölçüsüdür. Bugüne kadar bizde ve dünyada ekonomik istikrar sorunu için, kemer sıkma tabir edilen önlemler dizisi alınmış ve anti enflasyonist politikalar uygulanmıştır. Ayrıca IMF çıpası her zaman kullanılmıştır.Söz gelimi 2001 krizinde IMF ile birlikte ''Güçlü ekonomiye geçiş programı'' hazırlandı. Bu program ücretleri ve tarımsal destekleri azaltmaya, kamu harcamalarını düşürmeye, bankaların maliyetini sosyalize etmeye yönelikti. Biz krizin yükünü halk çekti dedikçe de bu program enflasyonun köpüğünü de almıştır. Yüzde 10 dolayında AKP iktidarına yapısal enflasyon kalmıştır.Her şeyden önce kronik yapı kazanan enflasyonlar için yapısal önlemler almak gerekir. Ne var ki AKP'nin ağzından yapısal önlemler düşmemiş ve fakat anlaşılan odur ki konuşanlar yapısal önlemlerin ne olduğunu bilmeden konuşmuştur. Gerçekte; Piyasa-devlet optiumum dengesi sağlanamamıştır. Piyasada rekabet şartları bozulmuş, oligopol yapı devam etmiş, ayrıca stokçuluk yapılmıştır. Bankaların tamamı özellikle kredi kartlarında azami faizi uygulayarak kartelleşmeye gitmiştir. Sıcak para dolaylı veya dolaysız kontrol dışı bırakılmış ve spekülatif piyasa oluşmuştur.Anayasaya göre devletin piyasada rekabeti sağlaması ve kartelleşmeyi önlemesi gerekirdi. 2003-2012 yılları arasında sıcak para girişinin cari açıktan fazla olması nedeni ile kur baskısı oluşmuştur. Üretim ithalata bağımlı yapı kazanmıştır. Kur hareketleri doğrudan enflasyonu etkilemiştir. Ara malı ve ham madde ithalatını sınırlamak ve üretimi ithalata  bağımlı olmaktan çıkarmak için sektörlerde ithal ikameci programlar uygulanması gerekirken, yapılmamıştır. İktidar, Devleti siyasi arenada pazarlık aracı olarak kullanmıştır. Söz gelimi Fetö'cüler devleti işgal etmiş. Devlette bürokrasi artmış ve yatırım yapmanın maliyeti artmıştır. Kamu hizmetlerinde verimlilik düşmüştür.Yetmedi, özellikle turizm sektöründe devlet boş arsa olarak verdiği arsalarda, yatırımı kendi yapmış gibi kiraları on kat artırmış ve turizm sektörünün cazibesi düşmüştür. Cari açığı kapamada önemli bir sektör olan turizm sektörünü, AKP'nin anlayışı ve düz mantığı zora sokmuştur.Enflasyonu azdıran kur artışı için AKP yıllardır seyirci kaldı. Senelerdir dalgalı kur sisteminden kontrollü kur sistemine, zaman içinde yumuşak geçiş yapmamız gerektiğini yazdım. Yapılmadı.Enflasyonla mücadelede bugün halkın kemer sıkmasına gerek yoktur. Zira enflasyonun nedeni kamu harcamalarının siyasi popülizm için kullanılmış olmasıdır.2018 bütçesi içinde yatırımların payı yüze 11'dir. Bu pay ancak mevcut kamu yatırımlarının amortismanına yeter. Devlet yatırım yapmıyorsa, arz-talep dengesini sağlayamazsınız.Kamu-özel iş birliği yatırımları ise, dış kaynağa dayandığı için ve yatırım maliyetleri yüksek olduğu için maliyet artışlarına yol açmış ve bu da yollar ve köprülerin geçiş fiyatlarını artırmıştır.Bütçenin denk veya bütçe açığının düşük kalması mali disiplin demek değildir. Mali disiplin bütçe kaynaklarının verimli ve etkin kullanılmasıdır. AKP iktidarı bütçe kaynaklarını popülist amaçlı kullanmıştır. Söz gelimi 2018 bütçesinde hane halkına yardımlar 13.8 milyar liradır.Sosyal amaçlı transferler 14 milyar liradır. Eğer bu kaynaklarla yatırım yapılmış olsaydı, hem üretim artardı, hem de işsizlik düşerdi. Yani normal olarak devletin görevi poşet dağıtmak değil istihdamı artırmaktır.Kaldı ki her seçimde kamu araçları ve kamu kaynakları kullanılmıştır. Mitinglerde devlet boşalmış ve iş aksamıştır. Devlet siyasileşmiş ve verimlilik düşmüştür. Saray şatafatı kamu harcamalarının çarçur olmasına neden olmuştur.Enflasyonu düşürmek istiyorsak artık halk değil, AKP kemer sıkmalıdır.

...***

Emre kongar, 23 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Berberoğlu skandalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İddialar, savunmalar, duruşmalar, mahkûmiyet kararı ve tahliye aklınızı karıştırmasın... Berberoğlu olayının temelinde dört büyük siyaset ve hukuk yanlışı yatıyor: Demokrasilerin en temel unsuru olan, Anayasa’nın da koruduğu milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve bu dokunulmazlığın, yeniden seçilme halinde bile yürürlüğe konulmaması.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Daha önce yayımlanmış, üstelik doğruluğu, bakanlık yapmış önemli bir iktidar politikacısı tarafından da yeminle ifade edilmiş bir haberin yayımlanmasının yargılanması sırasında, bu haber için gerekli belgeleri temin etmekle, yani zaten aleniyet kazanmış ve önemli bir politikacı tarafından da yeminle doğruluğu iddia edilmiş olan bir haberin kaynağı olmakla suçlanması. Zaten temelsiz olan bir davada, belge temin etme suçlamasının dahi, yeterince somut delille desteklenerek kanıtlanamamış olması. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay da dahil olmak üzere Türkiye’deki yargı mekanizmasının yukarda açıklanan üç yanlışa da onay verilmesi.

Yargıtay, geçen hafta, MİT TIR’ları davasında yargılanan CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında verilen 5 yıl 10 ay hapis cezasını onadı, milletvekilliği sona erinceye kadar infazın durdurulmasına ve Berberoğlu’nun salıverilmesine karar verdi.

Burada gözden kaçan ayrıntı, Berberoğlu yeniden milletvekili seçildiği için, kararın infazının değil, yargılamanın durdurularak karar verilmesinin ertelenmesi gerektiğiydi.

Berberoğlu, neden dolayı kaç yıl ceza almış, sonra ne olmuş, en sondaki 5 yıl 10 ay ceza hangi gerekçeyle nasıl verilmiş, duruşmalarda neler olmuş, savcı neler iddia etmiş, avukatlar nasıl savunma yapmış, Anayasa Mahkemesi’ne ve Yargıtay’a yapılan başvurular ne sonuç vermiş veya nasıl hiçbir sonuç vermemiş gibi ayrıntılara girerek okurların akıllarını karıştırmaya gerek yok!

Sadece girişte özetlediğim dört madde ile, Türkiye’de demokrasinin de, Demokrasinin dayanağı olan Hukuk Devleti kavramının da yok edildiğini belirtmekle yetiniyorum!