Türkiye’den Köşe yazarları
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Faiz lobisi taşıma ticaret istiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bizim Merkez Bankası kendi görevi olan para politikasını uygulamak yerine sanki ülkenin ekonomi politikasını tasarlıyor. Enflasyonla ilgili açıklamalarında sürekli yapısal tedbirlerin alınması gerektiğini söylüyor. Ardından da enflasyonun yüksek seyretmesinin nedenini geçen yıl Türk parasında yaşanan yüzde 20’lik değer kaybına bağlıyor. Hâlbuki Merkez, kendi görevi olan para politikasını uygulasa Türk parasında yüksek oranlı ani değer kayıpları yaşanmaz.Niye yaşanmaz?Çünkü Merkez Bankası 2015 yılının ilkbahar ve yaz aylarında gereken faiz artırımlarını yapsaydı enflasyona gerekçe olarak ileri sürdüğü Türk parasındaki ani değer kaybı yaşanmazdı. Ama nedense faiz artırması gerektiği dönemde bunu yapmadı. Yine bu yıl başında yaşanan dalgalanmayı seyretti. Hâlbuki faiz artırsa kurlar hızla yukarıya çıkmazdı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gelelim bugüne…
Şimdi durum farklı. Merkez’in faiz indirmesi gerekiyor. Ama bunu yapmıyor. Hâlbuki para politikası kısa vadeli operasyonları içerir. Ekonomi politikası ise uzun vadeli hedeflere odaklanır. Tabii ki kısa vadenin uzun vadeye etkisi vardır. Ama şimdi Türk parası yaşanan son küresel gelişmeler nedeniyle yine taşıma ticaret (carry trade) yapılan paraya dönüşüyor. Çünkü Avrupa Merkez Bankası, Japon Merkez Bankası gibi büyük bankalar para basıyorlar. Hattâ paranın fiyatı olan faizi negatife indiriyorlar. Diğer zengin ülke merkez bankaları da buna katılıyor. Dolayısıyla faizi yüksek kalan paralara talep artıyor.
Hemen soralım, “Peki, Merkez niçin şimdi faiz indirmekte direniyor?”
Direniyor, çünkü; Türk parasını taşıma ticarete konu yapmak herhâlde iyi görünüyor. Bu arada akla “acaba faiz lobisinin istediğini mi yerine getiriyor” kuşkusunu düşürüyor. Hemen bir örnek verelim; Türkiye’deki yabancı bankalar 2015’te kârlarını ikiye katladı. Türk bankalarının kârı 2015’te 9,1 milyar liraya geriledi. Bir önceki yıl kârları 12,3 milyar liraydı. Fakat yabancı bankaların kârı aynı dönemde 3,1 milyar liradan 6,2 milyar liraya yükseldi. Bu durumda “acaba yabancı banka kârlarının hızlı artışında Merkez’in gerekli hamleleri yapmamasının ne kadar payı var” sorusu akla geliyor.
Anlayacağınız Merkez, ekonomi politikası tasarlamayı bırakıp kendi görevi olan para politikasına odaklanmalı. Kısa vadeli tedbirleri almalı. Yani faiz artırmak gerektiğinde artırmalı, faizlerin inmesi gerektiğinde indirmeli. Taşıma ticaret parasına dönüşen ülke parasının ekonomiyi çıkmaza soktuğunu daha önce gördük. Merkez’in aynı filmi tekrar tekrar izlettirmesinin bu ülkeye faydası olmadığını söylersek hatalı olmaz herhâlde.
…***
Eyüp Kabil, Yeni Mesaj gazetesinde, “Hükümet vatandaşını koruyamıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Vatandaşını koruyamayan bir hükümet tarafından yönetiliyoruz.
50 milyon kişinin kimlik bilgileri internet sitesinde yayınlanıyor. Vatandaş, panik içinde… Dolandırıcılara karşı kendisini nasıl koruyacağını bilemiyor. TC kimlik no, adı ve soyadı, baba adı, yaşı, doğum yeri, doğum tarihi ve nüfus kayıt bilgileri ile ikametgah bilgileri deşifre oldu.Yani tüm kritik bilgiler ulu orta serilmiş durumda.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ise bu haberin eski olduğunu, ısıtıp ısıtıp gündeme geldiğini söylüyor! Ama bu açıklama hiç kimseyi rahatlatmıyor, tam tersine daha da endişeye sevk ediyor. Çünkü 50 milyon kişinin kimlik bilgileri ikidebir ortalığa seriliyor.
Yüzlerce kişinin bu yolla dolandırıldığını, mağdur edildiklerini, senelerce mahkeme kapılarında süründüklerini, suçsuzluklarını ispat etmeye çalıştıklarını herkes biliyor fakat Ulaştırma Bakanı bilmiyor! Yarın aynı şeyin ise kimin başına geleceği belirsiz.
Vatandaş sadece dolandırıcıların değil, terör örgütlerinin de açık hedefi olmuş durumda.
Her an herkes canlı bomba olma şüphesiyle gözaltına alınabilir!
Veya sahte kimlikle bir araç kiralanıp, içine bomba yerleştirilip onlarca insan öldürülebilir. Bir gün ansızın polis kapınızı çalar veya kırar, sizi bombalı aracı kiralayan kişi olarak gözaltına alabilir!
Bütün bu art niyetli saldırılara karşı korumasız kalan vatandaş ne yapacağını kara kara düşünürken Bakanın lakayt açıklaması hiç kusura bakmayın sinir bozucu!
Aslına bakarsanız AKP’nin vatandaşını ve ülkesini korumasız bırakması ilk değil.
Kuzey Irak’ta ABD tarafından askerlerimizin başına çuval geçirilmesi de yine askerini koruyamayan bir hükümetin eseriydi.
Musul Konsolosluğumuzda çalışan 48 kişi ile Başkonsolosumuzun IŞİD tarafından 101 gün rehin alınması da yine kendi memurunu koruyamayan bir hükümetin eseriydi.
Çözüm süreci boyunca terör örgütünün palazlanmasına ses çıkarmayan, hatta operasyon yapılmasını engelleyen de yine aynı hükümetti. Ankara Garı’nda, Kızılay Meydanı’nda, Taksim’de, Sultanahmet’te masum vatandaşını terörden koruyamayan yine AKP hükümetiydi.
80 binin üzerinde maden ruhsatı vererek yabancılara ve yandaşlara karşı madenlerimizi korumayan da aynı hükümetti.
Bankaların faiz sarmalına, çarşı pazar enflasyonuna ve et fiyatlarına karşı vatandaşın ezilerek korumasız kalması da hükümetin eseri.
Çocukları cinsel istismardan koruyamayan yine AKP hükümetidir.
Devletin içine sızan paralel yapıdan kendilerini bile koruyamayan, kriptolu telefonlarda konuşulanların deşifre olmasını engelleyemeyen hükümet yine bu hükümetti.
Fazla uzatmayalım…
AKP hükümeti başımızda olduğu sürece her türlü saldırıya karşı vatandaş açık hedef durumundadır. Devleti ve hatta kendilerini bile koruyamayan bir hükümet tarafından senelerdir yönetiliyoruz. Görevi başındaki Savcısını bile koruyamayan bir hükümetten bahsediyoruz. Şimdi kalkmış Anayasamızı değiştirerek başkanlık sistemini getirmeye çalışıyorlar!
Aman siz bir şeye dokunmayın! Mevcudu koruyun, vatandaşı koruyun, ülkeyi koruyun yeter…
…***
Arslan Bulut, Yeniçağ gazetesinde, “"Bunları yemeyin" kampanyası!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bankalararası Kart Merkezi Genel Müdürü Soner Canko, kart kullanıcılarını farklı ikna yöntemleri kullanarak dolandıran kişilere karşı bilinçlendirmek amacıyla başlattıkları "Bunları yemeyin" kampanyasının büyük ilgi gördüğünü söyledi.Kampanya filmi, diyetisyen Taylan Kümeli'nin "Bunları yemeyin" sözleriyle başlıyor.Anadolu Ajansı'nın haberine göre kampanyada, kart kullanıcıları, "tebrikler, kazandınız" mesajlarını ve dolandırıcıların polis, savcı, jandarma, bankacı, sigortacı tadı verdiği telefon aramalarını yememeleri konusunda uyarılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Benzer bir kampanyanın siyasette de başlatılması gerekir. Yine aynı diyetisyenin "Bunları yemeyin" sözleriyle başlatılacak kampanyada, " mukaddesatçı masallarını yemeyin, söylemleri bir tarafa bırakın, siyasilerin yaptıklarına veya yapmadıklarına bakın" denilebilir.Belki, "cemaat kandırdı, terör örgütü kandırdı, ABD ve AB' kandırdı" diyen siyasiler için de faydalı bir kampanya olur.Güncel olaylara gelince...* Yılan hikâyesine dönen dokunulmazlıkların kaldırılması propagandalarını yemeyin! "17-25 Aralık yolsuzlukları, soruşturulacak mı?" diye sorun* Cumhuriyet tarihini çarpıtan, psikolojik operasyon elemanlarının yalanlarını yemeyin!**** Ahmet Davutoğlu'nun "Yürütme-yasama ilişkileri de bugünkü anayasal çerçeve içinde yürümektedir. Bunların birbirine tahakküm ettiği gibi bir algıyı yansıtmak, bu konuda bir hükümde bulunmak doğru değildir. Her halükârda Türkiye, demokratik hukuk kuralları çerçevesinde devlet işleyişini sürdürecektir" sözlerine gülümseyin!* Davutoğlu'na, "Parlamenter sistem bizim işimize gelir, yargı da bizde yürütme de bizde yasama da bizde. Bizim yani Meclis'in AK Parti hükümetini denetlemek gibi bir şeyi olabilir mi?" diyen AKP milletvekili Galip Ensarioğlu'nun "İstediğimiz zaman çıkardığımız kanunlar ve anayasa değişiklikleriyle yargının alanını sınırlayabiliyoruz, yapısıyla oynayabiliyoruz" diye ısrar ettiğini hatırlatın! **** "Paralel Devlet Yapılanması adı verilen şer örgütünün millete yaptığı zulmü maalesef geç fark ettik" diyen Tayyip Erdoğan'a "Bu kadrolaşma faaliyetlerini kimin imzasıyla yaptılar?" diye sorun...* Erdoğan'ın "Esasen bu yapıyla ilgili çok daha önceden koyduğumuz rezervleri 17-25 darbe girişiminin ardından, tam bir temizlik harekâtına dönüştürdük" sözlerini de not edin. "Daha önceleri nerelerdeydiniz" diye sorun.