Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: MHP ısrarcı: Suç örgütlerine af
Yenişafak:
MHP'nin af teklifi Meclis'te
Star:
Bankaların gözü hazinede
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Nilgün Ongan 24 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Çalışma hakkı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Temel insan hakları arasında yer alan çalışma hakkı; her insanın insan onuruna yakışır bir hayat idame ettirebileceği iş ve gelire sahip olma hakkını ifade eder.Emek gücü açısından yaşam hakkıyla doğrudan bağlantılı olan bu hak, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’ne göre insan onurunun ayrılmaz bir parçasıdır. Komite, bu hakkın felsefi değeri olan bir ilkeden ibaret olmayıp, açık hukuksal yükümlülükler doğrultusunda geniş anlamda tanınmasını öngören bir yaklaşımı benimser.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Öte yandan Evrensel Beyanname, Avrupa Soyal Şartı ve daha birçok uluslararası kaynağa göre çalışma hakkı, kişinin istihdamda olma haliyele de sınırlandırılamaz.
İş güvenliği, adil ücret hakkı, ayrımcılığa ve feshe karşı korunma ve örgütlenme hakları da çalışma hakkı kapsamında yer alır.
Yani işçileri, istihdamda kalma koşulunun devam ettirilmesi karşılığında ücret, dinlenme hakkı ya da sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışma hakkından feragat etmeye zorlamak çalışma hakkının ihlal edilmesi demektir. Ve suçtur.
Buna karşılık işçilerin haklarını araması ise suç olmayıp, hukuksal güvencenin bir parçasıdır. Çünkü ‘güvence’ kavramı, hak arama ve koruma yollarının varlığını da kapsar.
Ayrıca işçilerin çalışma koşullarını olumsuz etkileyen uygulamalara karşı toplu eylem hakkı da vardır.
Hal böyleyken; sağlıksız ve güvensiz koşullarda çalışmaya zorlandıklarını ve aylardır ücret alamadıkları belirten havaalanı işçilerinin eylemi ise kitlesel gözaltılar sonrasında onlarca işçinin tututklanmasıyla son buldu. Kaldı ki; talep edilen haklar sadece uluslararası hukukun değil yürürlükteki İş Yasasının da güvencesi altındaydı.Mahkeme tutanaklarında; işçilerin günde sadece 2 öğün yemek yiyebildikleri, kendilerine verilen içme suyunun bile sınırlı olduğu, şantiyedeki bazı işçilerin iskele olmadığı için kaygan zeminde merdivenle iş yaptıkları ve bu sağlıksız koşulları yetkililere defaatle belirttikten sonra eyleme geçtikleri yer alıyor.İşçilerin en temel nitelikteki hak taleplerini bile “suç” sayan bu tutuklamalar, emek sermaye çelişkisinin önümüzdeki süreçte daha da derinleşeceğinin karinesi niteliğinde.Bu yanıyla da sadece havaalanı işçileri için değil, sınıfın bütünü bakımından oldukça önemli.
…***
Mehmet Faraç, 24 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Her şey olağan mı bu ülkede?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hep vurgularız ya, giderek tuhaf bir ülke oldu Türkiye...Ve yaşama egemen olan pervasızlık bu tuhaflığı yalnızca artırmıyor aynı zamanda olağan hale de getiriyor... Tehlike de burada zaten!..Siyasetinden ekonomisine, sporundan medyasına ve politikacısından sıradan yurttaşına kadar ne yazık ki toplumu esir alan tuhaflıklar yaşamın her alanına daha çok hâkim olmaya başladı...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
10 milyon Yeşil Kartlının yaşadığı bu ülkede, açlık sınırındaki yurttaşların sayısı giderek artarken, işsiz kitleye her gün yenileri eklenirken ve gıda fiyatları açlığı dayatacak kadar zirve yaparken, siyasetin başı pahalılığı bile gerçek dışı bulabiliyor!!!Ve bu derin paradoks "800 liralık gömlek"le pazar yerinde pahalılığa isyan eden "muhalefet" milletvekillerinin yarattığı çelişkiyle de ucuzladıkça ucuzluyor, millet ise kime güveneceğini şaşırıyor...Açlık, yoksulluk, işsizlik, çocuğuna pantolon alamadığı için intihar eden babalar, sokaklarda kendilerini yakan çaresizler, kuşkulu fabrika yangınları ve kapanan binlerce iş yeri, döviz rantiyesinin pervasızlığı ile kötü yönetim sisteminin içinde giderek kaosa dönüşürken, toplum ne yazık ki uyutulmuşçasına izliyor gidişatı... İşte en tuhafı da burası...Peki ya bu ülkede sıradanlaşan, gündemi sürekli kilitleyen ve aslında "çare" de arayan başka vahim çelişkilere ne demeli?..İşte onlardan çok düşündürücü bazı örnekler de basın ambargosunun sinsi tuzağında, ancak sosyal medyada yankı buluyor ki, gidişat külliyen nafile... Bizim Türkiye'nin halleri!..- Baksanıza, kesilen ağaçlar ve işçi ölümlerinin yanısıra İstanbul'daki 3. havaalanının 35 milyar dolara ulaşan maliyeti de sorgulanamıyor!..Medya perdelemesinin karanlığında, Çin'de yapılacak ve İstanbul'dakinin iki katı büyüklüğünde, dünyanın en büyük havalimanının nasıl oluyor da 12 milyar dolara mal edileceği ise rant çarkının kirliliğinde, karşılaştırma yapılmadan ısrarla gözardı ediliyor!!!-Tarifeli uçakta 3 saat bekleyen Meksika Devlet Başkanı Obrador "Bu kadar yoksulluğun olduğu bir ülkede lüks bir uçağa binmekten utanırım" diyerek başkanlık uçağını satlığa çıkarırken, Türkiye'de gündemi meşgul eden Katar uçağı üzerindeki giz perdesi bir türlü kalkmıyor!..-Bina yapmak yerine yandaşlara milyonlarca lira kira bedeli ödeyen ve belediyelerin bankamatik yandaşlarının işgalinde olduğu Urfa'da da garip şeyler oluyor.Örneğin, iş için defalarca AKP'li belediyeye gidip başkan ile görüşmek isteyen ve sürekli geri çevrilen yurttaş belediye başkanı ve vekillerin önünde,"İşsizim ve açım" diyerek, yanında getirdiği benzini üstüne döküp kendini yakıyor, medya olayı görmüyor...-Türkiye'de 2018 yılının ilk yarısında 2 milyon 848 bin 415 litre kaçak akaryakıt ele geçirildiği açıklanırken, özellikle Güneydoğu'da bu işten yıllardır kimlerin, hangi siyasilerin, aşiret liderlerinin ve mafya babalarının nemalandığı araştırılmıyor!..-Son 5 yılda 35 bin iş kazasının meydana geldiği Türkiye'de bin 754 işçi ölürken, bin 940 işçi de sakat kalırken, muhalefet vekilleri işçi ölümlerinin sıradanlaştığı şantiyelere bile sokulmuyor...
…***
Mehmet Acet, 24 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, “AK Parti-MHP ittifakı zora mı girdi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Anayasa, yerel seçim ittifakları konusunda geniş seçenekler sunmuyor.24 Haziran erken seçimlerine gidilirken Ak Parti/MHP uzlaşmasıyla hazırlanan ittifak paketi yerel seçimleri kapsam dışı bırakmıştı.Zaten o dönemde iki parti de buna sıcak bakmıyordu. Ancak, MHP lideri Bahçeli’nin son açıklamalarıyla bu konu yeniden gündeme gelmiş oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yerel seçimlerde ittifak yapmanın akla gelen en kestirme yolu, iki partinin anlaşarak bir yerde tek adayla seçime gitmesi, ikinci partinin aday çıkarmaması ve ittifak paydaşı diğer partinin adayına ortak destek açıklaması yapması olabilir.
Şapkadan başka bir tavşan çıkmayacaksa eğer, bu formül dışında ortalıkta başkaca makul bir seçenek görünmüyor.
Ancak geçen hafta içi yapılan Ak Parti MKYK toplantısı sonrası parti sözcüsü Ömer Çelik’in kullandığı ifadeler, uygulamaya dönüşmesi halinde bu seçeneği de tümden devre dışı bırakıyor.
Ömer Çelik’in sözleri şöyle:
“Ak Parti her yerde seçimlere girecektir. Her ilçede aday çıkaracak şekilde partimiz çalışmalarını yürütüyor. Ak Parti’nin bir yerde seçime girmemesi söz konusu değil.”
MHP kanadı da bu ifadeleri bizim anladığımız biçimde okuduğu için, hemen tepki geldi.
Bahçeli’nin partide sağ kolu olarak bilinen Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, attığı twitlerle, “Bu çıkışlar hangi akla hizmet etmektedir?” dedi.
Ömer Çelik ‘sözcü’ sıfatını hem parti, hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan adına yürütüyor. Dolayısıyla parti yönetimi toplantısı biter bitmez yaptığı açıklamaları, hesapsız kitapsız ya da kişisel görüşler olarak nitelendirmek mümkün değil.
Üç ihtimal var:
Ya, her yerde aday çıkartacağız derken ittifaka sıcak bakılmadığı ihsas edilmiş oluyor.
Ya, masaya otururken ‘çıtayı yüksek tutma’ stratejisi izleniyor.
Ya da, kimsenin aklına gelmeyen başka türlü bir ittifak formülü geliştirilmek isteniyor.
24 Haziran seçimleri bittikten sonra Ak Parti ile MHP arasında birliktelik ruhunu temsil eden üç başlık dışında bir takım görüş ayrılıklarının gün yüzüne çıktığına şahitlik ediyoruz.
Bahçeli son açıklamalarında Katar’ın hibe ettiği uçağın derhal iade edilmesi gerektiğini dile getirirken Ak Parti yetkilileri “Aynı görüşte değiliz” mesajları verdi.
Şu an için iki taraf da “İki ayrı partiyiz” vurgusu eşliğinde bu meselelerin ittifak sürecinden bağımsız biçimde değerlendirilmesi gerektiği mesajını veriyorlar.Yani her konuda aynı görüşte olmasak da cumhur ittifakının arkasındayız denilmiş oluyor. Ama düne kadar daha garantili görünen yerel seçim ittifakı meselesinin bugün için ihtimaller seviyesine gerilemiş olduğunu da not etmiş olalım.