Eylül 26, 2018 10:32 Europe/Istanbul

Star: Salıverilecekler mercek altında

Cumhuriyet:

Bir dev şirket daha konkordato ilan etti

Karar:

TSK'da FETÖ operasyonu: 71 gözaltı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Uğuroğlu, 26 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Yerli ve millî diyen AKP'ye inanmayın"başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile otomobillerden alınan ÖTV matrah tutarları yükseltildi.Otomobil satışlarının artırılması için alınan bu kararı baktım yandaşı da karşıtı da avuçları kızarıncaya kadar alkışlıyorlar.Demek ki çok güzel bir şey oldu diye alınan kararları okudum ve sizlere de özetleyeyim."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

- Fabrikaların sahipleri araç satışları artacak, ceplerine daha çok kazanç koyacaklar diye mutlular.

- Araç satın alacaklar daha az para ödeyecekleri için mutlular.

- Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak daha az vergi alacak diye mutsuz.

Peki, ya otomobilleri üreten işçiler mutlu mu mutsuz mu?

Elbette mutsuz, elbette yüzde 100'e varan devalüasyon neticesinde 1 Ocak'ta aldıkları maaşın yarısı eridi ve fakirleştiler.

- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, otomobil satanları da alanları da mutlu edecek KHK çıkardı ama otomobilleri üreten işçilerin geçim derdi umurunda değil...

Gelelim ÖTV oranlarındaki düzenlemenin diğer önemli noktalarına.

"Yerli ve Millî" olduğunu iddia eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın KHK'sına göre;

- Yerli üretim otomobillerin vergileri sadece 3 bin lira düşecek.

- İthal ve lüks otomobillerin vergilerindeki düşüş ise en az 8 bin 100 lira en çok 11 bin 500 lira olacak.

Gelelim bu indirimlerin ortaya çıkardığı iki önemli soruya.

- Hani yerli üretim desteklenecekti?

- Hani ithalat hem de lüks ithalat azaltılacaktı?

Yerli üretim araçlardaki ÖTV indirimi 11 bin 500 lira, pahalı ve lüks araçlardaki ÖTV indirimi 3 bin lira olmalıydı.

Görüyorsunuz ki AKP hükümeti zengini seviyor, her fırsatta koruyor, dar gelirliyi, orta halliyi ve işçileri ise hiç düşünmüyor.

Peki, çiftçiyi düşünüyor mu?

Çiftçilerin en önemli girdileri olan gübreyi önce yüzde 100 zamlandırdılar ki Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli arkasından "yüzde 15 indirim yaptık" müjdeyi veriyor.

Medyada alkışlar, alkışlar...

Domates 7 lira olmuş ama pazarda bakan var mı başkan var mı?

İşçiyi, emekliyi, esnafı, tüccarı, sanatkarı, çiftçiyi, hayvancıyı düşünen var mı?

Yok, yok ama zenginlerin bindiği lüks ithal otomobillerin ÖTV'sinde yüksek indirim yapan AKP var.

…***

Yaşar Süngü 26 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, " Üretim artıyor sorun da artıyorsa, o zaman mesele başkadır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"15 milyon kişi her gece aç yatıyor ve açlıktan uyuyamıyorsa dünyanın bir yerlerinde de 815 milyon kişi tok yatıyor ve şişkinlikten uyuyamıyordur.Dünyada 600 milyon obez varsa 600 milyon da açlıktan ölmek üzere olan insan vardır.Dünyada 2.1 milyon insan yeterli beslenemiyorsa, 2.1 milyon insan da aşırı besleniyordur.Sebebi basit.Birileri ölçüyü kaçırınca olan diğerlerine oluyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İhtiyaçlar sınırlı, ihtiraslar sınırsız.Ölçüyü kaçırtan duygu bu.Biz kapitalistler gibi kaynakların sınırlı ihtiyaçların sınırsız olduğuna inanmıyoruz. Bunun aşırı üretim yaparak aşırı kazanç sağlamak için bir aldatmaca olarak sunulduğunu biliyoruz. Bu adi düşüncenin, gelecek nesillere ait olan su, toprak, güneş orman gibi kaynaklara göz diken servet sahiplerinin uydurması olduğunun da farkındayız. Biz dünyada kaynakların sınırsız, ihtiyaçların sınırlı olduğuna inanıyoruz.

 “Şu anda sorun üretim değil. Buğday ve pirinç üretimi dünyada artıyor. Sorun herkese eşit dağılmamasında.” Diyor Türkiye’nin en eski ve en tanınmış bakliyatçılarından olan Mehmet Reis.

Haklı değil mi?

Avrupa’nın israf ettiği gıda ürünleriyle 200 milyon insan rahatça beslenebiliyormuş.

Sadece Avrupalıların israf ettikleriyle 200 milyon insanın en temel gıda sorunu çözülebiliyorsa demek ki sorun üretimde değil zihinlerde.

Dünya Sağlık Örgütü 2018 Avrupa Sağlık Raporu verilerine göre, Türkiye Avrupa’nın en obez ülkesi olarak kayıtlara geçmiş.

Böylelikle Türkiye’nin yüzde 32’sinin obez olduğu anlaşıldı. Avrupa’da birinci sıraya yerleşen Türkiye’nin dünyadaki yeri ise 27’ncilik.

Türkiye’yi yüzde 28.9 ile Malta ikinci sıradan takip ederken, üçüncü sırada yüzde 27.8 ile İngiltere yer alıyor.

Türkiye’nin Avrupa’nın en obez ülkeleri arasında olması da bizim ayıbımız.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), üyeler arasında en çok yiyen 10 ülkeyi sıralamış.

2 bin yılında dünya nüfusunun yüzde 60’ı kırsalda yaşarken 2010’da oran yüzde 50’nin altına indi.

2050’de ise yüzde 30’lara gerileyeceği tahmin ediliyor.

Yeryüzünde kırsalda kalan son yaşlılar da gittiğinde milyonlarca dönüm tarım arazileri şehirlere göç edip geçim sıkıntısı çeken genç kuşaklara kalacak.Ve dünyanın geleceği ile ilgili en önemli kararı şehirlere göç eden bu kuşak verecek.

Ya aileden kalan topraklara dönerek tarım ve hayvancılığa başlayacak ya da arazi rantçılarına satarak şehirde kök salmaya karar verecek. İşadamı Mehmet Reis’in önerileri şunlar; “Gençleri köylere ve tarımsal üretime çekelim.

Ziraat mühendislerine bölgesel sorumluluklar verilsin. Çiftçi yönlendirilsin. Toprak ve su kaynakları korunsun. Balıkçılık planlı yapılsın. Hayvancılık iyileştirilsin. Sağlıklı beslenme için bilinçlenme kampanyaları şart.” Hiçbir şey için vakit geç değildir.

Köylerde evler boş, bahçeler boş, ahırlar boş, tarlalar boş. İşsizliği azaltıcı ve şehirleri yoğun nüfustan ve bu nüfusun getirdiği yüksek maliyetlerden kurtarmanın en akılcı ve ucuz yolu köyleri yeniden canlandırarak atıl kalan potansiyeli harekete geçirmek. Aile işletmeciliğini teşvik edersek hem aileyi hem de refahı korumuş oluruz.

...***

Faruk Çakır, 26 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, "Yönetenler işin farkında mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’yi idare edenler ve bazı meslek kuruluşları ekonomide sıkıntı yaşanmadığını söylüyorlar, ama hayatın içinde olan herkes işlerin iyi gitmediğinin farkında.Enflasyon ve faizin artması, piyasadaki durgunluk nasıl oluyorsa idarecilerin dikkatini çekmiyor. Keşke ‘işler yolunda’ demekle işler yolunda ilerleseydi..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Almanya’da düzenlenen “Uluslararası Ticarî Araç ve Yan Sanayileri Fuarı’nda gazetecilere açıklama yapan Koç Holding Başkanvekili Ali Koç, hal ve gidişle ilgili şu değerlendirmeleri yapmış: 

“Dönem dönem inişler vardır, bunlardan birini yaşıyoruz. Önemli olan sıkıntılı dönemdeki süreci minimum tahribatla en kısa sürede atlatabilmek. Bunu da atlatabilecek cephanelik ve şartlara sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bizi yönetenlerin durumun farkında olduğunu, önlemleri alacağını ve hep beraber bu işin içinden en kısa sürede çıkılacağını düşünüyorum.

“Türkiye’nin büyüme hedeflerini tutturması için finansmana ve kaynağa ihtiyacı var. Tasarruf oranlarımız düşük olduğu için bu kaynak ne yazık ki ülkemizde yok. Yurtdışı kaynaklara bağımlıyız. O yüzden de Türkiye’nin şu an yatırım yapma konusunda güvenilir bir ülke imajı vermesi gerekiyor. Bunu da iki türlü  yapabiliyorsunuz. Bir tarafta ekonomik şart ve politikalar, öngörülebilirlik, regülasyon kurumlarının ve  yargının iyi çalışması var, diğer tarafta da uluslar arası ilişkiler...

“Türkiye yurtdışından gelecek yatırımcıya çok büyük potansiyel ve fırsat sunan bir ülke. Her anlamda baktığınızda geleceğe dair tünelin sonunda ışık var. Türkiye’nin büyüme potansiyeli var. Ancak şu an bence büyümeden çok dengeleme üzerine odaklanmamız lâzım. Bunu da yapabilecek beceri ve kabiliyete sahibiz.” 

Tesbitlere katılan da olur itiraz eden de. Ancak, yurtdışı kaynaklara bağımlı olduğumuz, Türkiye’nin şu an yatırım yapma konusunda güvenilir bir ülke imajı vermesi gerektiği ve yargının iyi çalışması icap ettiği her halde umumî kabul gören tesbitlerdir. 

Peki, yurt dışı kaynaklara ihtiyaç duyan bir ülke bunu kaynakları ‘kavga ederek’ Türkiye’ye getirebilir mi? Neredeyse sıraya girmiş şekilde aramızda tartışma çıkan ülkelerin mallarına uygulanmayan boykotlar ilân ederek bunu yapabilir miyiz?

Hepsi bir yana “Bizi yönetenler” gerçekten durumun farkında mı? İş adamı kimliğiyle konuşanlar böyle düşünmüş ya da düşüncelerini böyle ifade etmiş olabilirler. Ancak şunu rahatlıkla söylemek mümkün ki, idareciler durumun farkında olsalar bile “farkında değilmiş gibi” bir tavır ortaya koyuyorlar. Her  konuşmalarında “İşler yolunda” demekle bu işler olmuyor ki. Durumun farkında olanlar her geçen gün yeni israf kalemlerine imza atar mı?