Eylül 29, 2018 10:39 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: RTÜK kendini aştı

Evrensel:

Ekonomi, sermayenin ‘kriz avcısı’na emanet

Yenişafak:

Açığa çıktı: İki 'bilgin' deşifre oldu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 28 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bankaların zararı da halkın sırtına binecek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bankalar ekonominin kan damarlarıdır. Ekonomik krizler her zaman bankalardan başlamıştır.En son örneği, 2008'de ABD'de başlayan dünya finansal krizinde yaşandı. ABD'de 5 büyük banka kurtarıldı, bir büyük banka da iflas etti.2001 krizinde Türkiye'de 28 banka battı.20 Temmuz'da, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Raiting, 24 Türk bankasının notunu düşürdü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yabancı sahiplik ilişkisi olan bankaların notunu BBB-'den BB'ye indirdi. Devlet bankalarının notunu ise BB+'dan BB-'ye düşürdü.BB+, BB ve BB- Fitch Raiting'in "yatırım yapılamaz spekülatif'" derecesidir. BB-'den sonraki not B+'dır ve ''son derece spekülatif '' demektir.25 Eylül'de uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's Investors Service de 9 Türk bankasının uzun vadeli döviz cinsinden mevduat notunu "B1"den "B2"ye düşürdü.Moodys'in B2 notu, ''yatırım yapılamaz son derece spekülatif '' kademesindeki 3 not arasında orta sırada yer alıyor.Ekonomik sorunlar önce kredilerden başlıyor ve bankaları etkiliyor.Önce siyasi iktidarın kamu bankalarını medya satışlarında kullanması ve sonra seçimlerde KOBİ kredilerine zorlaması şimdi de TL'nin yüzde 40 değer kaybetmesi bankaları zora sokmuştur. Bankaların dış borçlanma imkanları zayıfladı. Dünyada likidite daralması ve borç verilebilir fonlarda azalma var. Bazı bankaların yurt dışındaki tahvillerinin yüksek oranda değer kaybettiği anlaşılıyor. Türkiye tahvillerinin dış borç risk swapı yüksektir. 4 Eylül'de 574 baz puana yükselmişti. Dün 379 baz puanda idi. Bu nedenle artık bankalar daha yüksek faizle dış kredi bulabiliyorlar. İlgililer döviz kredilerinin TL'ye çevrileceğini beyan ediyor. Eğer gerçekleşirse bankalar yurt dışına olan borçları için dövizi nereden bulacak. İçeride kredilerin dönme riski arttı. Yeni Ekonomi Programı verilerine göre, özel sektörün 216 milyar dolar borcunun yüzde 51'i bankalara olan borçtur. Bu borçların TL maliyeti kur artışından dolayı, aynı oranda arttı.. Banka kredilerinde yapılandırma talebi arttı. Konkordatoya giden şirket sayısı arttı. Yetmedi bir de mevzuatta herkes ifadesinden dolayı özel şahısların da konkordatoya gidebilecekleri tartışılıyor.             Kobilere seçim popülizmi için dağıtılan kredilerin de dönmeme olasılığı yüksektir. Devlet kefaleti de olsa, yüzde yüz değil ve sistem gecikmeli çalışır. Dönmeyen krediler likidite daralması yaratır. Bankalar kredileri kıstılar. Bizzat finansman sorunu özel sektör firmalarını ve üretimi daraltacak ve ekonomide durgunluğa neden olacaktır. Ekonomide durgunluk da ters döner ve dönmeyen kredi oranını artırır.Bankalarla ilgili alınan birtakım önlemler var;BDDK, 15 Ağustos 2018 tarihli resmi gazetede, "Finansal sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması" konusunda yönetmelik yayınlandı. 2 yıl devam edecek uygulamada, BDDK'nın mali durumlarını inceleterek uygun gördüğü şirketler, yeniden yapılandırmaya gidebilecekler.Bakanın belirttiğine göre, sorunlu krediler ayrı bir şirkette toplanacak. Karşılığında hazine kağıdı verilecek. Bunun anlamı siyasi popülizmle dağıtılan tüketime, eğlenceye, lüks harcamaya giden kredilerin maliyetinin 80 milyona sosyalize edilmesidir.Bir toplumda zararlar sosyalize edilirse, o toplumun kârların da sosyalize edilmesini isteme hakkı doğar.

…***

İhsan Çaralan, 28 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Emekçiler canlarına kıyarken patronlar 'konkordato' ilan ediyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“21 Eylül günü, Kocaeli'nde İsmail Devrim, oğluna pantolon alamadığı için intihar etti. Kocaeli Valisi, İsmail Devrim’in ekonomik nedenlerle değil psikolojik nedenlerle intihar ettiğini iddia etti. Haberi yapan gazeteci Ergün Demir gözaltına alındı!25 Eylül günü bu sefer Çanakkale’den intihar haberi geldi. Borçlarını ödeyemeyen, elektrik işi yapan esnaf Ramazan Kavalcı intihar etmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Arka arkaya gündeme gelen intiharlar gösteriyor ki, kriz derinleştikçe, emekçilerin hem ekonomik hem de bu ekonomik sorunların yansıması olan ruhsal sorunları büyüyecek!

“Kriz” ve “intihar” bir araya geldiğinde akla, gelmiş geçmiş krizler içinde kapitalist dünyaya en derin izlerden birini bırakan 1929 Büyük Ekonomik Krizi gelir. Çünkü o krizde kapitalistlerin intiharı neredeyse “krizin bir klasiği” olmuştu. Krizin sonucu iflas eden, elindekini avucundakini kaybeden kapitalistler kentin gökdelenlerinin tepesine çıkıp kendilerini aşağı atarak intihar ediyordu. Öyle ki, New York ve Chicago gibi krizin en derinden vurduğu kentlerde gökdelenlere giren patronları görenler, intihar edeceğini varsayarak önlem alıyorlardı!

Bugün Türkiye, bir krizin henüz ilk sonuçlarıyla karşı karşıyadır. Ama emekçilerin krizin yarattığı sorunların karşısında çaresizliğe düşerek “intihar” ettikleri gündeme gelmeye başladı, ancak krizin asli müsebbibi olan patronlardan intihara varan girişimler duyulmadı.

Bu durumu görüp 1929’la karşılaştıranlar, “Nerede o eski kapitalistler. Adamlar krize girip borçlarını ödeyemeyince canlarını kıyıyorlarmış. Şimdikiler ise krizin yükünü emekçiye yıkıp zenginliklerine zenginlik katmaya çalışıyor...” gibi ahlaki değerlendirmeler yapsa da gerçeğin daha farklı olduğu açık.

Her ne kadar Kocaeli Valisi, İsmail Devrim’in intiharı karşısında  “intiharın nedeni ekonomik değil psikolojik” diyerek, “sonuç”la nedeni yer değiştiren bir uyanıklıkla, olup biteni baş aşağı çevirip Cumhurbaşkanının “Kriz mriz yok”, Adalet Bakanının “Ekonomideki sıkıntılar krizden değil psikolojik” şeklindeki “psikolojik sorunlu” tezlerinin arkasına takılsa da gerçek tamamen farklı.

Konunun uzmanları, emekçilerin ekonomik sorunları aşamayınca intihara başvurmasını, yeterince örgütlü olmamaları, bu nedenle de sorunlarını çözmede umutsuzluğa düşmelerine bağlıyor.

Nitekim emekçiler ekonomik sıkıntılardan dolayı canlarına kıymaya varan girişimler yaparken, patronlar cenahında, krizin yükünü işçilere emekçiler yıkma amaçlı olarak “konkordato” arka arkaya ilanları gelmeye başladı. Dünkü karikatüründe Sefer Selvi bu durumu gayet net ifade etmişti. Çünkü patronların “konkordato”ya başvurmalarının nedeni, sermaye sözcülerinin iddia ettiği gibi, borçlarını makul bir sürede ödeme isteğinin değil, borçları kendisi dışındakilere, esas olarak da doğrudan ya da dolaylı olarak işçilere, emekçilere yıkmanın ifadesidir. Bunu, önceki krizlerdeki uygulamalardan ve patron örgütleri ile hükümetin “Krizi fırsata çevireceğiz” diyerek attıkları adımlardan biliyoruz.

Patronlar cenahındaki rahatlığın bir nedeni belki bir yanıyla krizin henüz yeterince derinleşmemiş olmasıdır.

…***

Deniz Zeyrek, 28 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, “AK Parti-MHP ittifakında sorun 4. Madde”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İÇ siyasette son dönemin en önemli oyun kurucularından biri, kuşkusuz MHP Lideri Devlet Bahçeli oldu.Başkanlık sistemine geçiş, ‘cumhur ittifakı’nın oluşumu ve seçimlerin erkene alınması gibi birçok gelişme, Bahçeli’nin başlattığı süreçlerin ürünüydü. Bugünlerde yerel seçim ittifaklarını da Bahçeli’nin çizdiği ana çerçeve içinde konuşuyoruz.Hatırlarsınız; Sayın Bahçeli, ağustosta dört madde ile AK Parti ile yerel seçimde yapılabilecek bir ittifakın dayanaklarını açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Kayyım atanan belediyelerin yeniden HDP’nin eline geçmemesi”, “30 büyükşehirin mümkün olduğunca AK Parti ya da MHP tarafından kazanılması”, “Olası bir CHP-HDP ittifakının önünün kesilmesi” gibi unsurlarıyla ilk üç madde ‘cumhur ittifakı’nın ruhuyla örtüşüyordu. Dördüncü madde ise MHP’nin halihazırda var olan belediyelerini muhafaza etmesi arzusunu içeriyordu.

AK Parti’den Mehmet Özhaseki ile MHP’deki muhatabı Sadir Durmaz’ın son görüşmesi, bu çerçevede kritik bir adımdı. Ancak üç saatlik görüşmeden sonuç çıkmadığı gibi, MHP’liler ile AK Partililerin görüşmeyi tarif ediş şekli de farklı oldu. AK Parti “gayriresmi görüşme” derken MHP bu yoruma tepki gösterdi.

Toplantının perde arkasına ve AK Parti’deki yansımasına bakınca şunu gördüm:

Bahçeli’nin ilk üç maddesi konusunda hedefler yüzde 100 aynı. Ancak dördüncü madde için aynı şey söylenemez. Türkiye’nin önemli bir bölümünde birinci, geri kalan kısmında ise ikinci olan AK Parti’nin bazı bölgeleri doğrudan MHP’ye bırakması, riskleri açısından zor bir karar gerektiriyordu.

Neden mi? Konuştuğum AK Parti yetkilisi bu soruya aynen şu yanıtı verdi:

“Siz de 2014 rakamlarını bizim kadar iyi biliyorsunuz. AK Parti’nin herhangi bir yerde aday çıkarmama durumu olamaz. Kaybedecek adayla çıkmak da 16 yıllık geçmişimize uygun bir siyaset değil.”