Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP'den ittifak açıklaması: İYİ Parti ve HDP ile görüşeceğiz
Evrensel:
İşçi haklarını çiğneyerek yükselen sektör: İnşaat
Milli gazete:
MHP’nin sunduğu af teklifi tartışmaları da beraberinde getirdi: Suça teşvik mi?
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Cevher İlhan 30 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Halka verir talkını, kendi yutar salkımı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başta Hazine ve Maliye Bakanı olmak üzere iktidardakiler, her fırsatta halka “tasarruf çağrısı”nda bulunuyorlar. Ne var ki, bütçeye yansıyan rakamlar devletin “tasarruf”ta sınıfta kalıp israf ve şatafata battığını ortaya çıkarıyor.Keza medyaya yansıdığına göre, son sekiz ayda kamunun şirketlerden kiraladığı lüks gökdelenlere verdiği kira bedeli 680 milyon lirayı aşmış. TÜİK’in verileriyle ekonomik güven endeksinde küçülmeye gidilirken, bakan ve bürokratların makam araçlarına 334 milyon, uçak ve helikopterlere 154 milyon harcamayla toplam 1.6 milyar liradan fazla kira ödenmiş. Dahası bazı kurumlar, binalarını boşaltıp onlarca milyon lirayla özel binalarda kiraya çıkmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu arada yeni taşıt alımı için 130 milyon, hizmet binaları alımı için 75 milyon, yeni hizmet binaları inşaatı için müteahhitlere 7 milyar 375 milyon, sosyal tesis ve lojmanların onarımına 117 milyon lira aktarılmış. Büroların yenilenip lüks mobilyalarla döşenmesine 86 milyon lira harcanırken, temsil, tanıtım, tören ve ağırlama için 112 milyon harcama yapılmış…
Bilindiği gibi, 1050 odalık Beştepe Sarayı ile Cumhurbaşkanlığı’nın İstanbul Tarabya’daki Huber köşklerine ilâveten Cumhurbaşkanı başta Dolmabahçe Sarayı olmak üzere Vahdedddin Köşkü, Beylerbeyi Sarayı ve Beykoz Kasrı ve Yıldız Sarayı’nı kullanıyor. Hatta Yıldız Sarayı’nın isminin “Cumhurbaşkanlığı İstanbul Külliyesi” olarak değiştirileceği söyleniyor. Kısacası, millî sarayların TBMM’den alınıp Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmasıyla bütün sarayları kullanabiliyor.
Aynı anda 300 kişinin ağırlanacağı ve 400 personelin hizmet edeceği görkemli yazlık saray için arazinin imar plânlarının değiştirilip doğal sit alanında mevzuata aykırı olarak toplam 113 bin 443 metrekarelik alanı kapsayacak projede 15 bin 295 metrekarelik alanda mega ve süper yatların yanaşabileceği iki ayrı iskele, plaj ve dolgu yapılması plânlanmış. Özetle, doların üç liradan altı liraya yükseldiği, faizlerin yüzde 24’ü bulduğu, enflasyonun gerçekte yüzde 30’lara tırmandığı, elektrik ve doğalgaza peşpeşe zamların yapıldığı, pahalılığın yüzde 100’lerden yüzde 200’lere vardığı, yüzlerce iş yerinin konkordato ilân edip büyük ve küçük şirketlerin ard arda kepenk indirdiği, işsizliğin kat kat arttığı bir ortamda, halka sürekli “tasarruf” ve israftan kaçınma telkinleri yapılırken, kamuda tasarruf lâfta kalıyor. Hele Cumhurbaşkanlığı saraylarının semtine hiç uğramıyor…
…***
Ahmet Takan, 30 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “IMF arka kapıdan içeri alındı!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kaç defa yazdım?.. IMF ile el altından görüşüldüğünü... Bu yüzden faizlerin yükseltileceğini... IMF ile anlaşmanın açıktan değil gizli kapaklı yapılacağını... Kamu harcamalarında tasarruf, kemer sıkma ve bunun gibi taleplerin yerine getirileceğini ve örtülü bir şekilde IMF'nin denetimine bırakılacağını... Gerisinin ufak ufak geleceğini... Hem de aylar öncesinden!.. IMF, bizden borç istedi" diyenlerin IMF'ye boyun eğmemiş gibi yapıp başka bir adresten nasıl dolandıkları artık gün ışığına çıktı. Damat Berat Albayrak, Yeni Ekonomik Programı (YEP) gayet tantanalı bir şekilde açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Tüm yalama ve yalaka takım alkış tuttu. Ardından, "Türkiye'ye ekonomik savaş açan ABD"de kendi kamuoyundan sakladığı sırrı açıkladı!.. Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin denetimi ve yönetiminin ABD merkezli bir şirkete verildiğini... McKinsey'e... Tüm dünyada IMF taşeronluğu ile bilinen bir şirkete... Bizim sahte kabadayıların, IMF ile yaptığı gizli kapaklı görüşmelerde, "bu işe bir çözüm bulalım ama resmiyette anlaşma sizinle olmasın" önerisi bizzat muhteremler tarafından dile getiriliyordu.Ee!.. Ne oldu şimdi?... Ucu bucağı olmayan tiyatrolara, kayıkçı kavgalarına, cambaza bak oyunlarına bir yenisi daha eklendi. Yine aklımızla alay edilerek!... Ancak, idare için endişe edilecek bir durum yok. Çünkü, ahalinin durumu malum!..Gerçekleri faş ettiğim -nice yazılarımda olduğu gibi- iktidarın IMF ile yaptığı gizli kapaklı görüşmeleri anlatan yazılarımda bana hakaret eden kaypak, omurgasız, hampacılara bu vesile ile sözlerini misli ile iade ediyorum!..***IMF'nin taşeronu McKinsey ortaya çıktığına göre, CHP, Giresun Milletvekili Necati Tığlı'nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından cevaplaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesine de dikkat çekmek istiyorum.Tığlı'nın önergesinde yer alan sorular şöyle: " -- Dış kaynaklı finans çevrelerinin isteği üzerine, IMF Nisan 2018 Raporuna göre hazırlanan YEP, IMF'nin adı geçmeden yapılan bir IMF programı değil midir? YEP, ülkeye yatırım yapmak isteyen yabancı sermaye girişlerine nasıl bir güvence verecektir? YEP ile birlikte hangi yatırımlar tasarruf tedbirleri kapsamında tırpanlanacaktır? Bu yatırımların toplam miktarı ne kadardır?-- 24 Haziran 2018 tarihinden itibaren tek adam rejimi ile yönetilen Türkiye Cumhuriyeti'nde ne oldu da AKP'nin eski bakanı Beşir Atalay'ın damadı Ali Üstün'ün Ankara yöneticisi olduğu McKinsey adlı danışmanlık şirketiyle çalışmaya başlandı?-- ABD'de adı dünyanın en büyük enerji skandallarından biri olan Enron yolsuzluklarına karışmış McKinsey adlı şirketin, ülkemizde de yolsuzluklara karışmayacağı kim tarafından ve nasıl denetleyecek? 16 Bakan ile ortak çalışacak McKinsey, denetim adı altında MİT'ten ülke güvenliği ile ilgili yapılan yatırımların bilgisini isterse verecek misiniz?
…***
Hasan Öztürk, 30 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, “Af tartışmasına katkı… Cezaların caydırıcı olması için bir adım atalım”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir af tartışmasıdır gidiyor. MHP’nin verdiği teklif üzerine siyasi parti temsilcileri konuşuyor. Yakında Meclis’te de konuşacaklar.
Bir af tartışmasının ötesine geçebilir miyiz diye düşünüyorum.Şöyle ki:Tamam! Kader mahkumları, mapus damında çürümesin. Tamam, bazı suçlarda indirim yapılsın, filan.Anladım da..! Yine de size af tartışmalarının içinde bir cüz olarak yepyeni bir tartışma açmak istiyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Ne yani şimdi, biz af ile tutuklu ve hükümlülerin cezalarında indirime gidilsin derken sen nasıl olur da cezalarda artırıma gitmeyi tartışmamızı beklersin” diyenlerinizi duyar gibiyim.
Çok basit bir örneğim var.
İstanbul’da bundan 10-15 yıl önce her gün onlarca kapkaç vakası, her gün o kapkaç sırasında darp edilen kadınlar, gençler, yaşlılar vakası vardı hatırladınız mı?
Öyle bir hal almıştı ki Beşiktaş’taki bir trafik lambasında kırmızı yandığında durmak istemeyen sürücüler…
Çünkü, daha çok Esenler, Bağcılar, Arnavutköy gibi ilçelerin varoşlarında bekar evlerinde öbeklenmiş çoğu Doğu ve Güneydoğu’dan gelmiş çocuk yaştaki gençleri kullanan çeteler, İstanbul’da kapkaç borsası kurmuştu.
Çünkü, yakalanan gençler kapkaç suçu nedeniyle ya tutuksuz yargılanıyorlar ve küçük cezalar alıyorlardı. Suçüstü yakalansalar ve tutuklansalar bile ilk duruşmada tahliye ediliyorlardı.
Onlarca olay onlarca örnek var. Birini nakledeyim sadece. O dönemde, kapkaça uğrayan bir genç, karakolda teşhis etti bir kapkaççıyı. Karakoldan savcılığa gidildi. Savcılık sorgusunda yüzleştirildi. Genç yine teşhis etti kapkaççıyı. Kapkaççıyı savcı salıverdi. Mahkeme koridorundan başlayarak, çıkış kapısına kadar kapkaççı, kapkaça uğrayan mağdurun ve ailesinin de duyacağı şekilde şöyle bağırıyordu, “Yaptım ulan yaptım. Yine yapacağım. Kim beni engelleyebilir. İşte çıktım gidiyorum. Siz düşünün!”
Bu ve buna benzer vakalar çok fazlaydı. Sonunda 10 ay gibi komik bir ceza ve 90 günlük yatarı olan kapkaç cezası 36 yıl hüküm ve 12 yıl yatarı olan gasp cezası kapsamına alındı.
Bakın o yasal boşlukların olduğu dönemde kapkaççılık yapan, daha sonra gasp kapsamına alındıktan sonra bir daha bu işlere bulaşmayan eski bir kapkaççı bakın neler söylemiş cezanın caydırıcılığıyla ilgili:Yakalandığımızda ceza almıyoruz. Ben birkaç sefer yakalandım. Karakolda üç tokat geri salıyorlardı. Eskisi gibi iki tokat atıp salmıyorlardı artık. Birçok arkadaşımıza 15 yıl kitlediler. Gasp dediğin zaman orada bi duracaksın zaten, hiç şakası olmaz.” Bu örnek bile bize, cezanın caydırıcılığının toplumsal hayatta huzurumuza verdiği katkıya örnektir.