Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: Fitch’den 20 bankanın notuna yeni düzenleme
Milli gazete:
Saadet Partisi Konya Milletvekili: Meclis israfa dur demeli
Cumhuriyet:
Emekli yargıçtan af çıkışı: FETÖ'cüleri de kapsar
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ergin Yıldızoğlu, 1 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kriz mi dediniz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Demeyiniz! Cumhurbaşkanı “Kriz mıriz yok, hepsi manipülasyon” diyor. O çok deneyimli ve bilgili bir liderdir.Verilere bakarak, Cumhurbaşkanı’nı sorgulamak size düşmez. Doğru, ekonomi yavaşlıyor, enflasyon artıyor, işsizlik ve işçi eylemleri de. Bir stagflasyon söz konusu. Yine de siz kriz mıriz demeyiniz, çünkü Cumhurbaşkanı, “Kriz mıriz yok, hepsi manipülasyon” diyor. O çok bilgili bir liderdir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Peki, dolar kuruna, Merkez Bankası’nın hızla eriyen rezervlerine ne diyeceğiz! Sizi bilmem ama, Cumhurbaşkanı “Kriz mıriz yok, hepsi manipülasyon” diyor. O çok bilgili bir liderdir
Türkiye’de Ekonomik Güven Endeksi, ağustos ayında 83.9 iken eylül ayında 71’e gerilemiş. Yılbaşında 72.3 olan Tüketici Güven İndeksi de 59.3’e gerilemiş. Öyle olabilir, ama Cumhurbaşkanı “Kriz mıriz yok, hepsi manipülasyon” diyor. O çok bilgili bir liderdir.
İyi de, Reuters’in “Türkiye’nin AVM inşaat humması sonuna geldi, sert bir frenle duruyor” haberinin anlamı ne? Tüketici talebi gerilerken, fiyatlar artarken, dükkânların ciroları geriliyor, dövize bağlanmış kiralar ödenemiyor. Şimdi kiracılar, o sert frenle adeta otomobilin ön camından sokağa fırlıyor. AVM sahiplerinin, bankalara 15 milyar dolar borcu varmış. Tüketim çöküyor adeta “madendeki kanarya” sayılabilecek AVM’ler ölüyor. Yalnızca AVM’ler değil ki. Büyük şirketlerin de başı dertte. Yılbaşından bu yana 200 şirket konkordato ilan etti. Kimi otomotiv şirketleri üretimi durduruyor. Olsun, yine de siz krizden söz etmeyiniz. Cumhurbaşkanı, “Kriz mıriz yok, hepsi manipülasyon” diyor. Ve o çok bilgili bir liderdir.
Diyor da, ülkenin dış borçları 475 milyar dolar, bir yıl içinde 181 milyarını çevirmek gerekiyor. Acilen 75 milyar dolar bulunamazsa borç krizi kapıda. Doğru, Akbank’ın kanıtladığı gibi dış kredi almak olanaksız değil, ama aldığı kredinin maliyetinin yılbaşına göre ikiye katlandığı da bir gerçek. Yabancı bankaların Türkiye bankalarına güveni iyice zayıflamış. Moody’s, Fitch gibi kredi notu veren kuruluşlardan da bir süredir benzer yönde sinyaller geliyor.
…***
Özcan Yeniçeri, 1 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bir ittifak hikâyesi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bahçeli, AKP ile cumhur ittifakını 'ülkenin beka meselesi var, hiç bir talebimiz yok' ekseninde asimetrik görüşme şeklinde yürüttü. Bu Bahçeli'nin AKP iktidarına verdiği Türk siyasetinde eşi benzeri olmayan bir destekti. İttifakın ardından yine Bahçeli'nin teklifiyle "erken seçim kararı" alındı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
AKP bu ittifaktan %52 oyla Cumhurbaşkanlığını kazanarak ülkeyi tek başına yönetme imkânını almış oldu. MHP ise bu ittifaktan bir önceki seçimde %11.9 olan oy oranını %10'a düşürerek çıktı.AKP'nin rüyasında dahi göremeyeceği Yeni Anayasa değişikliği ile yeni hükümet sistemini Bahçeli altın tepsi içinde AKP'ye sundu. Böylece Bahçeli, AKP'nin bütün gücü tek başına eline geçirmesini sağlamış oldu.Yeni anayasa gereği Cumhur İttifakı'nın AKP kanadı Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı dahil bütün gücü ele geçirdi. Cumhur İttifakı'nın ortağı MHP'den başkan yardımcısı ya da bakan, müsteşar, rektör, genel müdür gibi görevlere hiç kimse getirilmedi..Bu defa MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Cumhur İttifakı'nın yerel seçimlerde de devam etmesi" talebinde bulundu.Genel Başkan Bahçeli, "MHP İstanbul'da bir aday çıkartarak kendi kendini kandırarak Türk siyasetinde varlığını devam ettiremez" şeklinde siyasette yeri olmayan bir açıklama yaptı.Cumhur İttifakı'nın 3 büyük şehirde başarısız olması durumunda Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin tartışmaya açılacağını iddia etti.Böylece Cumhur İttifakı'yla iktidarını mutlak hale getiren, her şeye hâkim olan AKP'nin duyması gereken telaşı Bahçeli duymuş oldu.Ne olduysa da o andan sonra oldu.AKP adına önce Ömer Çelik yerel seçimlerle ilgili muhtemel ittifak konusunda, "Ak Parti her yerde seçimlere girecektir. Ak Parti'nin bir yerde seçime girmemesi söz konusu değil" diye pozisyonlarını açıkladı. Bu tavra MHP'den Semih Yalçın, "Ömer Çelik'in açıklamalarını dikkate alacak olursak yerel seçimlerle ilgili ittifak görüşmelerinin sağlıklı zeminde ilerlemeyeceği anlaşılmaktadır" diye karşılık verdi.MHP'den Celal Adan ise "Adalet ve Kalkınma Partisi'nin sözcülerinin meseleyi kavrayarak, analiz ederek, açıklama yapmalarında fayda var" dedi.Sonuçta AKP'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz bir araya gelerek ittifak konusunu görüştüler. Sadir Durmaz, "Cumhur İttifakı iradesinin yerel seçimlerde de aynı şekilde devam etmesi hususunda karşılıklı irade beyanında bulunduk" açıklamasını yaptı.Aynı görüşmeye ilişkin AKP kanadından Numan Kurtulmuş ise "Her seçim bölgesinde en iyi adayımızı, partiyi en iyi şekilde taşıyabilecek adaylarımızı tespit etme sürecindeyiz" diyerek MHP'de soğuk duş etkisi yapan bir açıklamada bulundu.Ardından da Özhaseki'yle Durmaz arasındaki görüşmeleri "iyi niyet görüşmesi" olarak niteler ve "Resmî olarak karar verilmiş bir görüşme değildir" der. Buna karşılık MHP Genel Başkan Yardımcısı Durmaz ise Twitter'dan görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada "Görüşme, her iki partinin saygıdeğer genel başkanlarının bilgisi ve izni dahilinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla yerel yönetimlerden sorumlu iki genel başkan yardımcısının görüşmesi resmî niteliktedir" der.Cumhur İttifakı'nın AKP kanadının MHP'yle görüşmelerinde ağırdan alıcı, tepeden bakıcı ve lütfedici bir tavır sergilediği anlaşılmaktadır. Bunun nedeni Sayın Bahçeli'nin tek yanlı olarak verdiği tavizlerle "ben sana mecburum" siyaseti izlemesidir.Sonuçta yerel seçimlerde ittifak konusunun, nihayet iki partinin genel başkanlarının bir araya gelmeleri sonucu bir hâl yoluna bağlanacağı anlaşılmaktadır.Çünkü her iki partinin de Cumhur İttifakı'na birbirlerinden daha çok ihtiyacı var.Bütün bu görüşme, konuşma ve tartışmalar yerel seçimlerde ittifak sorununun ne denli ciddi, karmaşık ve kırılgan olduğunu göstermektedir.
...***
Şahab Kavcıoğlu, 1 Ekim tarihli Yenişafak gazetesinde, "Madem herkes konkordato alacaktı, iflas erteleme neden kaldırıldı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bankalar, iflas erteleme alan firmalardan uzun bir süre çok çekti. Firmasına veya adamına göre, her mahkeme önüne gelen firmaya iflas erteleme kararı veriyordu. Hatta bir mahkemeden karar alamayan firma, başka bir ilçedeki mahkemeden karar çıkarttırıyordu. Bu durum öyle bir hal almıştı ki firmalar bu hakkı normal bir yolmuş gibi kullanıyorlardı.Ancak, günün sonunda bu işten hem firmalar hem de bankalar çok zarar gördü. Diğer taraftan da adalet çok büyük yara aldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bahse konu durumlar neticesinde bu yol kapatılınca, yapılan değişiklikle daha da kolaylaştırılmış şekliyle konkordato firmalar için bir kurtuluş yolu oldu.
Öyle ki konkordato Türkiye’nin son dönemde en çok duyduğu kelime haline geldi. Kısaca; şirketlerin nakit akışlarını yönetemedikleri için alacaklılarla anlaşıp, borcunu bir ödeme takvimine bağlamak için kullandığı ve iflastan önce başvurdukları hukuki bir yoldur konkordato.
Aslında konkordato müessesesi, finansal yapısı önemli ölçüde bozulan iyi niyetli ve dürüst borçlu işletmeler ile kooperatifleri korumayı amaçlayan bir sistemdir. Ancak, piyasadaki borç ödeme sıkıntısı firmaları ister istemez konkordato almaya yöneltmektedir.
Özellikle ayakkabı ve inşaat firmaları ile gündeme gelen konkordato başvurularına, son günlerde turizmden makineye, inşaattan tekstile, kuyumcudan gıdaya kadar birçok sektördeki irili ufaklı şirketin başvurusu eklenmiş durumda.
Firmaların konkordato talebinde bulunma sebepleri arasında;
Yaşanan ekonomik sorunlar nedeniyle talebin daralması, dövize endeksli olması nedeniyle girdi fiyatlarının aşırı derecede yükselmesi, bankaların kredi faiz oranlarının yükselmesi ve kredi verme işlemlerini zorlaştırması, nakit akışı sıkışıklığı ve bankaların yeniden yapılandırma taleplerini sürüncemede bırakması gibi nedenler sayıldı.
Aslında; Türkiye’nin genel hastalığı olan sağlıksız ve sermayesiz hızlı büyüme, firmaların bu durumunda en önemli neden olarak açıklanabilir. Krediye dayalı büyümeye, hammaddenin ağırlıklı olarak dışa bağımlılığı ve ardından da dövizin son aylarda ölçüsüz bir şekilde artışı eklenince, firmaların olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.