Ekim 03, 2018 11:17 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: İşsizin parası kamu bankalarına gitmiş

Yenişafak:

FETÖ kasasını korku ele verdi

Yurt:

Vatandaş da iflas dalgasına kapıldı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 2 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yeniden: Ankara ancak yerel iktidarlardan fethedilir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tekirdağ’ın merkez ilçesi Süleymanpaşa Belediyesi Başkanı Ekrem Eşkinat’ın ilçeyi bütünüyle saran çok yönlü çalışmalarını gördükten sonra, düşüncem çok daha kesinleşti: Ankara’daki merkezi iktidar, ancak ve ancak yerelde çok başarılı çalışmalarla elde edilebilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şüphesiz Ekrem Bey tek başına değil, çok başarılı çalışmalar yapan CHP belediyeleri var. Bu yazıyı yazarken, daha önce bu köşede dile getirdiğim ve benzer düşünceleri işleyen yazıları düşündüm. Dahası, birinde şöyle demiştim: “Meclis’te 5 milletvekili bulundurmak yeter, tüm diğer milletvekilleri hayatlarını belediyelerde, kentlerde siyasi, sosyal çalışmalar yapmakla geçirmeli ve partiler seçimlere buralarda hazırlanmalıdır..” Bu devrimci bir dönüşüm gerektirir, bu nedenle Ankara merkezli düşünen hiçbir parti bunu gerçekleştiremez.

CHP iktidarda değil mi? Önce bu soruya yanıt vermeli.

Eğer iktidardan kasıt Ankara ise değil, ama yerel iktidarlar ise evet.  CHP: 6’sı büyükşehir belediyesi, 13 il ve 162 ilçede, toplam 181 yerelde işbaşında!  Burada da soru şu: CHP, parti olarak, iktidarda bulunduğu il, ilçe, belde vb’de mükemmel bir yönetim gerçekleştiriyor mu?  Yani 181 yerde, tıpkı Ankara’dan Türkiye’yi yönetiyormuş gibi, bir yönetim anlayışı gösteriyor mu, yerel parti örgütlerini bir kenara bırakıp, merkezi olarak ve ciddi olarak belediyeleriyle istişare ediyor, ortak bir yol haritası izliyor, yön ve yol gösteriyor mu? Ülkeyi yönetiyormuş gibi..

Bilmiyorum, ama bazı belediye başkanları dürüstçe, CHP merkezinin belediyelerde elini taşın altına koymadığını söylüyor.

Muhalefetin, en büyüğü olarak da CHP’nin, yerel yönetimlerde, tıpkı merkezi hükümetmiş gibi bir “iş planı” var mı, belediye başkanlarıyla düzenli toplantılar yapıyor mu, yapılan güzel şeyleri alkışlıyor, eleştiriyor ve yol gösterici oluyor mu?  Şimdi tam bu noktada çok sayıda CHP’li belediye başkanı şöyle düşünüyor olabilir: “Aman aman, bize bulaşmasınlar yeter!”  Şüphesiz böyle düşünen vardır. Burada da soru şu: Acaba neden böyle düşünüyorlar? CHP yönetiminin bu konuda yetersizliğinden mi, yoksa ben seçildim, istediğim gibi yönetirim anlayışından mı? Mesela 181 belediye yönetimi 5 yıla yakın iktidarda, acaba yönettiği il, ilçe ve beldelerde halkın hizmet memnuniyeti ne kadar? Bu nesnel olarak hiç ölçüldü mü? Temel kıstas budur... Yerelde halkın, çok güzel yönetiyorlar, çok başarılılar, valla ülkeyi yönetmeyi hak ediyorlar, demesi gerekiyor.. Dahası bunun CHP oylarına da yansıması gerekiyor.  Şüphesiz, yaşadığımız siyasal koşullarda henüz en zor konulardan biri, CHP’nin oylarını önemli ölçülerde artırmasıdır. Sosyal dönüşümler kolay olmuyor.  Belediye yönetimlerinde sorunlar varsa, belediyelerin yeni bir yönetim anlayışıyla ilerlemesine katkıda bulunuldu mu?

Martta yerel seçimler yapılacak.  Şimdi yerel iktidarlarda olan CHP yönetimlerinin işleri daha zor.  Çünkü pek çok yerde AKP, MHP desteğiyle seçimlere girecek.

Dolayısıyla, CHP’nin belediye seçimlerinden kayıpla çıkması mümkün.  Şüphesiz, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hayal kırıklığı yaşamış pek çok seçmen, yerele katılmayacağız, CHP’ye oy vermeyeceğiz diyor. Parti yönetiminde bir anlayış hâlâ var: Başka nereye vereceksiniz, AKP’ye mi, tıpış tıpış bize vereceksiniz..

Buna rağmen, yerelde herkes oyunu kullanmalıdır.

Yerel çok önemlidir.  En yakın hemen hesap sorabileceğimiz, talepte bulunabileceğimiz, eleştirebileceğimiz yanı başımızdaki iktidarlardır.  Her ne kadar bugüne kadar bu gündeme gelmemişse de.. CHP yerelde iktidar olmayı ne kadar başarıyor? Bunu bu seçim sonuçlarında göreceğiz. Bu seçim sonuçları, önemli başka siyasi sonuçlar da üretecek. Bu nedenle “yerelde kalın, oyunuzu kullanın” derim seçmene!

…***

Kazım Güleçyüz 2 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Af meselesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MHP’nin seçimden önce gündeme getirip geçen hafta başında Meclise sunduğu “ceza indirimi” teklifi, ilk telaffuz edilen şekliyle “af” adı altında tartışılmaya devam ediyor. Geldiği gibi yasalaşırsa, teklif kapsamındaki suçlardan tutuklu 163 bine yakın kişinin, ceza sürelerinden 5’er yıl düşürülüp tahliyeleri öngörülüyor.Cumhurbaşkanı, evvelce ifade ettiği, “Kişilere karşı işlenmiş suçları af yetkisi olmayan devlet, ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebilir” yaklaşımını tekrarladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İktidar partisi konuyu değerlendirirken, Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, Adalet Bakanlığının bir çalışma yaptığını söyledi.

Bu çalışmadan, bilâhare AKP ile MHP arasında yapılacak görüşmelerden nasıl bir sonuç çıkacağı ve muhalefetin ne yapacağı şu aşamada belirsiz. Ama genel kanaat şu:

“Artık cin şişeden çıktı. Bu adımın arkası getirilmek zorunda. Af gibi hassas bir konu ortaya atılıp bir beklenti oluşturulduktan sonra rafa kaldırılması mümkün olmaz.”

Burada ilk dile getirilen endişelerden biri, “Hırsızlar, kapkaççılar, torbacılar, insan kaçakçıları, mafya, organize suç örgütü ve çete mensupları serbest mi kalacak? Suçlular tekrar aramıza mı dönecek?” sualinde ifadesini buluyor. Yersiz bir kaygı değil.

Bir başka kritik ve önemli konu, malûm davalarda “terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla tutuklanan ve bir kısmı mahkûm edilen, ama terörle hiçbir alâkaları bulunmayan insanların durumunun ne olacağı.

MHP’nin teklifinde “terör suçları” kapsam dışı. “Devlete karşı işlenmiş suçlar”ın affına kapı aralar tarzda anlaşılmaya müsait bir yaklaşım sergileyen iktidar, o kategoride yer alan bu suçlar için ne düşünüyor?

Sert söylemlerin aynı dozda tekrarlanıyor olmasına bakılırsa, niyet, cezaevlerinde adi suçlardan hükümlü ve tutuklu olan neredeyse herkesi tahliye edip, içeride sadece “terör suçluları”nı bırakmak olabilir mi?

Ama gazete aboneliği, okul, sohbete gitmek, hattâ “örgüt lideri”ne sempati duymak ve tek başına Bylock’un varlığı gibi kriterlerin “terör örgütü üyeliği” iddiasını ispata yeterli sayılmadığı Yargıtay kararlarıyla da sabit iken, bu ithama dayalı tutukluluk ve mahkûmiyetlerin kapsam dışı bırakılması kamu vicdanında kabul görür mü?

…***

Hatice Karahan 2 Ekim tarihli Yenişafak gazetesinde, “Verilerle dengelenme”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dış âlem verilerinin söylediklerini en son Ağustos ayında kaleme aldığımda, ekonomideki dengelenmenin bu cephede görülmeye başlandığını dile getirmiştim. Aradan geçen iki aylık süre içinde, söz konusu eğilim güçlenen bir hal aldı. Dün açıklanan son dış ticaret verileri de, bu duruma şahitlik ediyor. Dolayısıyla gelinen noktaya, bu veriler eşliğinde bakmakta fayda var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu doğrultuda Eylül dış ticaret istatistiklerinde, gerek ihracat gerekse ithalatta göze çarpan hızlar var. Öncelikle ihracata bakılacak olursa, önceki yılın aynı ayına göre %22,6 oranında güçlü bir artıştan söz ediyoruz. Ticaret Bakanlığı geçici istatistiklerini TİM verilerinden destek alarak değerlendirdiğimizde, çoğu ürün grubunda yıllık bazda güçlü büyümelerin olduğu anlaşılıyor. Eylül’deki çift haneli ihracat büyümesine puan katkı verenler arasında, çelik, otomotiv, mücevher, kimyevi maddeler, hazır giyim gibi belli başlı kategoriler ise ağır basıyor. Ana sınıflandırmalar açısından bakıldığında da, hem yatırım hem tüketim malları hem de hammaddede kuvvetli artışlar var.

Madalyonun diğer yüzündeki ithalat ise, düşüşünü Eylül’de de sürdürerek yıllık bazda %18,1’lik bir gerileme kaydetmiş gözüküyor. Burada da resim, ihracatın tam tersi bir şekilde, tüm genel mal gruplarında organize bir düşüşe işaret ediyor: Yatırım malları ve hammadde ithalatındaki iniş, tüketim mallarındaki keskin gerilemeye eşlik etmiş durumda...

Gelinen noktada ithalattaki ciddi düşüşle birlikte pekişen dengelenmenin, cari açıkta gözle görülür bir erimeye sahne olacağını öngörüyoruz. Turizmdeki canlılığın devam etmesi de, bu gelişime kuşkusuz destek veriyor. Bu bağlamda ticaret açığındaki gerileme olumlu bir gelişme olmakla beraber, ihracat ile ithalat ve keza reel sektör ile finans sektörü arasındaki sıkı ilişkileri de göz önünde bulundurduğumuzda, ekonomideki normalleşmenin istikrarlı bir patikada ilerlemesi önem taşıyor.