Ekim 06, 2018 10:06 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Kriz sağlık çalışanlarını da vurdu: Yemek bile yok

Yeniçağ:

AKP'li Belediye Başkanı partiden ihraç edildi

Yenişafak:

Rusya ve Hindistan S-400 anlaşmasını imzaladı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Murat Birdal, 5 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “Neden McKinsey?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yaz aylarından bu yana hükümetin IMF tekrardan masaya oturma olasılığı sıkça dile getirilmekteydi.  Uzunca bir dönemdir sıcak para girişleriyle fonlanan bir ekonomik modelin yabancı sermaye çevrelerinin desteği olmadan sert bir çöküş yaşamasının kaçınılmazlığı aşikardı. Böylesi bir ortamda AKP’nin içeriye dönük popülist söylemine karşılık, çok geçmeden böylesi bir tercihe zorlanacağı görüşü giderek ağırlık kazanmaktaydı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ben AKP’nin böylesi bir tercihe zorlanmadan önce diğer olasılıkları tüketeceği düşüncesindeydim. Halen bu görüşümü koruyorum. ABD ve Avrupa ülkeleri ile yaşanan gerilimin yumuşatılması, AB sürecine dair (altı boş da olsa) beklenti yaratmaya dönük kimi adımlar atılması, Erdoğan’ın ekonomiye dönük açıklamalarının tonunu yumuşatması ve elbette Babacan ve Şimşek dönemlerinde olduğu gibi sermaye çevreleriyle doğrudan bir araya gelerek teminatlar verilmesi gibi hamleler halen piyasalara kısa vadeli de olsa nefes aldırabilirdi. Geçtiğimiz hafta içerisinde hükümet bu hamlelerin tümünü gerçekleştirdi. Şimdi sıra altını doldurmaya geldi.

Kamu maliyesinin idaresi ve dönüşümü için ünlü ABD’li danışmanlık şirketi McKinsey ile anlaşılması bu açıdan önemli bir adımdı. Geçtiğimiz aylarda da küresel finans çevreleriyle toplantılar yapılmış hatta İngiltere’de Erdoğan’ın doğrudan katılımıyla gerçekleşen toplantı kazandırdığından fazlasını kaybettirmişti. Hükümet cephesinden verilen teminatlar artık karşılık bulmuyordu. Yabancı sermaye çevreleri ile hükümet arasında köprü oluşturacak, mali dönüşüm sürecini ve kemer sıkma politikalarının denetleyerek raporlandıracak, hükümetin sermaye kesimi nezdinde kaybettiği kredibiliteyi taşıyan bir aktöre ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu rol McKinsey için biçilmiş kaftandı.

Peki neden IMF değil de McKinsey derseniz. Öncelikle, IMF seçeneği pek çok açıdan hükümetin elini kolunu bağlayacak, yerel seçim öncesi hareket alanını sınırlayacağı gibi tüm hesapların kamuoyunun önüne serilmesine yol açabilecek bir seçenekti. Kaldı ki, hemen her mitinginde ülkeyi IMF’den kurtardığını vurgulayan Erdoğan’ı seçmen önünde zora sokabilirdi.

Şu ana değin piyasaların McKinsey hamlesini olumlu fiyatladığı görülüyor. Bundan sonra beklenen hamle ise Rahip Brunson’ın serbest bırakılması. Buradan itibaren hükümetin hareket alanı daralmaya başlayacak. Yaşanan krize siyasi kılıf giydirme çabasının beyhude olduğu ortaya çıkacak. Seçim sonrasında ise “mali dönüşüm”ün emekçiler için ne anlama geldiğini hep birlikte göreceğiz.

Hafta içinde yaşanan bir diğer önemli gelişme ise açıklanan enflasyon verisi oldu. Eylül ayı itibariyle TÜFE’de yıllık artışın yüzde 24.5’i bulduğunu görüyoruz. Oysa kısa süre önce açıklanan ve ekonomi çevrelerince “gerçekçi” olduğu vurgulanan Yeni Ekonomi Programında yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 20.8 olarak belirtilmişti. ÜFE ile TÜFE artışı arasındaki marjın genişliği önümüzdeki aylarda TÜFE’deki hızlı tırmanışın süreceğinin en önemli göstergesi. Beklenti yönetiminin en önemli ayağı gerçekçi öngörülerle yola çıkmaktır. Daha yolun başında hedefi bu denli büyük bir marjla ıskalayan programın orta/uzun vadede piyasa beklentilerine yön vermesi oldukça zor görünüyor.

…***

Kazım Güleçyüz, 5 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Enflasyon canavarı”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

“Yakında bırakılacağı beklentisi artık iktidar çevrelerince de seslendirilen rahip üzerinde koparılan fırtınayla tırmanışa geçen doların zor belâ 6 TL seviyelerine inmesi iktidar medyasında “çok büyük bir başarı” olarak sunuluyordu ki...TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları herşeyi tekrar alt üst etti. TÜFE’nin yüzde 25, ÜFE’nin yüzde 50 sınırına dayanması, peş peşe gelen zamlarla bunalan insanlardaki endişe ve tedirginliği daha da arttırdı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Kriz mriz yok” diyen Cumhurbaşkanının halktan biraz daha sabır isteyip yine “Herşey yoluna girecek” mesajı verdiği ve zam fırsatçılarıyla stokçular için “Belediye zabıtasına şikâyet edin” çağrısı yaptığı bir noktada açıklanan rakamlar şok tesiri yaptı.

Krize karşı açıkladığı YEP’te öngörülen enflasyon hedefini daha ilk etapta zora sokan bu rakamlara Hazine ve Maliye Bakanı’nın tepkisi, sorumluluğu stokçu ve fırsatçılara yıkmak oldu. Ama bilhassa çoktandır ÜFE’de biriktiği halde bastırılan enflasyonun göstere göstere geldiği ve dövizdeki tırmanışın frenleri boşalttığı bir tabloda bu tepkinin mantıklı bir gerekçesi olmadığı gayet açık.

Üç ay içinde doğalgaz ve elektrik faturalarını evlerde yüzde 30’dan, sanayide yüzde 50’den fazla yükselten zamlar da mı stokçuların işi? Ya market ve pazar fiyatlarındaki fâhiş artışların asıl sorumluları kimler?

Dövizin yükselmesini dış, enflasyondaki tırmanışı iç mihraklara yıkarak işin içinden çıkılamaz. Durumu somut olgu ve veriler üzerinden objektif bir bakışla değerlendiren uzmanların ortak tesbiti, asıl problemin yanlış tercihlerden ve yapısal sorunlardan kaynaklanan kırılganlık olduğu yönünde.

Üretime değil, inşaat, tüketim ve borca dayalı “büyüme” modelinin duvara dayandığı bir noktadayız. Sanayinin yurt içi hasıladaki payı AKP döneminde yarı yarıya gerilemiş.

Hemen her sektörde devasa firmaların iflâs bayrağını çektiği veya konkordato talebinde bulunduğu, yeni iflâs dalgalarıyla işten çıkarmaların kapıda olduğu bir tablo.

Biz 2002 öncesinde yüzde 100’leri aşan oranlarla enflasyon canavarının cüzdanlarımızı boşalttığı yılları yaşamış bir nesiliz. Unutmuş gibiydik. Bu son rakamlarla yine hatırladık.AKP’yi iktidar yapan başlıca sebeplerden biri 2001 kriziydi. 16 yıl sonra yine mi?

…***

Hasan Öztürk, 5 Ekim tarihli Yenişafak gazetesinde, “Yerel seçim: Kıldan ince kılıçtan keskin”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yerel seçimler öncesi Ak Parti’de olağanüstü hareketlilik başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “liyakat” diyor, “halkta karşılığı olan” diyor, “mütevazılık” diyor, “kazanacak aday” diyor.Peki neden son dönemde dozu her geçen gün artan oranda, “mütevazılık”tan, tevazudan, “kibir abideleri”nden bahsediyor?Çünkü…Ak Parti bir hareket. Çok partili siyasi hayata geçişimizi başlangıç kabul etsek bile bu hareketin kökleri 1950’lere kadar uzanır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ak Parti hareketini hem merkezi iktidarda hem yerel yönetimlerde başarıya taşıyan unsur, hizmet ile birlikte gönüllere hitap edebilme becerisi.

Ama son dönemde yine lideri aracılığıyla hareketin bir özeleştiri, bir sigaya çekilmesi de söz konusu.

Mesela 21 Mayıs 2017’de Ak Parti’nin 3. Olağanüstü Kongresi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan partisine geri döndüğü gün ilk olarak, “Kibirle yürüyüp yolu incitme gönül” dedi.

Mesela, önceki günkü yeni yasama yılının ilk grup toplantısında, “Halkına tepeden bakan, gurur ve kibir abidesi adamları bize getirmeyin” dedi.

Çünkü… İktidar yıpratır. İktidar sadece yıpratmaz. Aynı zamanda teşne olanları da bozar!Bozdu da..! Bozulmaya meyli olanlar, zamanla bozulur. O yüzdendir ki “Yola çıkılanlarla değil yolda bulunanlarla” yol alınmaktadır. Onun içindir ki yola çıkılanların bir kısmı yolda bozulmuştur. Bir de hala Ak Parti katarında yük olarak duranlar vardır ki onlar da bozulmuştur. Hareketin gücünü arkasına alan kimi mayası bozuklar, “hizmet” etmekle birlikte “gurur ve kibir abidesi”ne dönüşmüştür. Bir de “nefsine uyanlar” var ki sormayın? Bozulanların zaman içerisinde elenmesi mukadderattan. Ancak elde edilen güç, makam ve şöhret bir “tehdit” unsuruna dönüşürse, tasfiye süreci gecikebilir!

Bazen tahammül edilebilir, bazen görülemeyebilir, bazen o kişiye o alanda ihtiyaç duyulabilir. Bazen “faydası zararından çok” diye düşünülebilir. Karantinaya alınarak beklenebilir. Bunların hepsi siyaseten mümkün!Mümkün olmayansa, bir hareketin içinde oluşan çürük elmaların hala varlıklarını “cüretkârca” sürdürüyor olabilmeleridir.Geçtiğimiz yıl başlayan belediye başkanlıklarından istifa süreçleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın lider olarak meseleye doğrudan el koymasının göstergesi değil midir?Yeni dönemde o kararlarda daha da titizlenileceği ortaya çıkmamış mıdır?  Önümüzde yeni sistemin ilk yerel seçimleri var.Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, her ne kadar yerel yönetim sisteminde bir değişiklik getirmemiş olsa da yereldeki başarı merkezi iktidarı doğrudan etkileyecektir.