Ekim 10, 2018 11:06 Europe/Istanbul

Yeniçağ: Ağıralioğlu: Akraba, eş-dost atamalarında en kötü dönemdeyiz

Karar:

Konsolosluktaki aramayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz yapacak

Star:

Albayrak 'Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı'nı açıkladı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 10 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde "Konkordato borsası..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomik krizin boyutlarıyla ilgili ek yorum gerektirmeyen verilerin başında, kurulan-kapanan şirket sayısı ile iflas-konkordato rakamları gelir. Başkent Ankara’dan örnek vermek gerekirse, ağustos ve eylül ayında kapanan şirket sayısı 10 bin. Kurulan şirket sayısı 800. Bu tablo normal düzende açılan şirket sayısının kapanandan biraz fazla olduğu verilerle ifade edilir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***Konkordato rakamlarında da ciddi patlama var. Olağanüstü hal döneminde iflas, konkordato yasaktı. Yasağın kalkmasından sonra ülke genelinde konkordato ilan eden şirket sayısı 3 bin 500’e ulaştı. Bunlar arasında kamuoyunun yakından tanıdığı, “o da mı”, “olamaz” tepkileriyle karşılananlar da var. Konkordato listesinde iktidarla ilişkisi iyi olanlar da var, yakın geçmişe kadar iktidar gücünü arkasında hissedenler de. Bir örnek, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yeğenine ait İzmir’in güçlü mekanik tesisat firması da konkordato listesine katıldı.

Konkordatonun basit anlatımı şu; alacakları borçlarından fazla olan, ancak finans yapısını sağlıklı sürdüremeyen firma mahkemeye başvurarak, yeni borç yapılanması istiyor. Bunun için alacakların borçlardan fazla olması, alacaklıların yüzde 60’ının yeni koşulları kabul etmesi gerekiyor. Gerçekten zor durumda olup konkordato ilan edenlere kolaylıklar diliyoruz. Ancak... Bu işin borsasının oluştuğu haberlerini alıyoruz. Birinci aşama şu; suni olarak alacakları artırmak. İkinci aşama; bunu mahkemeye kabul ettirmek. Üçüncü aşama; burada görev alacak kayyımla birlikte süreçten kârlı çıkmak. Bütün bunları organize etmenin bedelinin 200 ile 400 bin lira arasında değiştiği söyleniyor. Bu tablodan şirketin çok fakir, patronun çok zengin olduğu çarpıklıklar çıkar... Bu tablodan, büyük şirketlerin kendini kurtardığı, onlarla iş yapan küçük şirketlerin battığı hüsranlar çıkar...

Yukarıda paylaştıklarımız Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözüne karşılık geliyor: “Her kriz yeni fırsatlar doğurur.” Yeniden altını çizelim; bu ortamda gerçekten zor duruma düşen pek çok firmanın olduğu aşikâr. Ancak krizden yeni iş olanakları yaratanların olduğu da gerçek. Birinci şıkka bir örnek, yıllarca Türkiye’de iş yapan İtalyan Astaldi firması. Astaldi, Roma’da konkordato ilan etti. Durum gösteriyor ki; Türkiye’deki kriz, sadece Soma’dan değil Roma’dan da hissediliyor. Son olarak enflasyondaki yükselmeye karşı alınan en ciddi önlemi paylaşalım; Türkiye İstatistik Kurumu’nun söz konusu hesaplamalardan sorumlu Başkan Yardımcısı Enver Taştı, görevden alındı. Enver Bey’in soyadı her şeyi özetliyor... Bardak taştı!

...***

Esfender Korkmaz, 10 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Enflasyonla mücadele ters taraftan kesecek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Maliye ve Hazine Bakanı topyekûn enflasyonla mücadele programını açıkladı.Enflasyonda 81 milyon toplu mücadele edilecek.Firmaların fiyatlarını yüzde 10 indirme kampanyası yapılacak.İhracat bedelleri Türkiye'ye getirilecek.Tüketici kredileri ve kredi kartlarına sınır gelecek.MB karşılık oranları düşürülecek.Etkin Mali Politikalar uygulanacak.KDV iadeleri 10 gün içinde yapılacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İşletmelere kısmi çalışma imkânı sağlanacak, işçi çıkarmada destek sağlanacak.Yıl sonuna kadar elektrik ve doğal gaza zam yapılmayacak.Sebze ve meyve hal yasası değişecek. Aracılar kaldırılacak.Sayılan önlemler, enflasyon için psikolojik bir baskı oluşturabilir. Enflasyonda geçici ve düşük düzeyde etkili olabilir. Ve fakat Kronik enflasyonu çözmez.

Enflasyon ekonomide dengelerin bozulması, yani istikrarsızlığın bir göstergesidir. Bir bünye hasta olunca ateşi çıkar. Ekonomide arz- talep, tüketim-tasarruf-yatırım, dengeleri bozulunca, enflasyon, durgunluk, işsizlik gibi sonuçlar ortaya çıkar. Dış ekonomik ilişkilerde denge bozulunca kur dengesi de bozulur.

Hasta bünyenin ateşini aspirinle düşürebilirsiniz ve fakat hastalığı kökünden kurutmazsanız yeniden ateşi çıkar.

Ekonomide de enflasyonla mücadele için kalıcı çözüm, istikrar programı yapmaktır. Yalnızca enflasyonu düşürmeyi hedef alırsanız, diğer dengeler bozulur. İstikrarsızlık devam eder. Bir süre sonra enflasyon yeniden artar.

Kalıcı çözüm, yapısal sorunları çözmeye yönelik olmalıdır. On iki yıldır Merkez Bankası enflasyon hedeflemesi yapıyor ve başarısız oldu. Merkez bankalarının enflasyonu düşürmek veya düşen enflasyonu aynı seviyede tutmak için uyguladığı politikanın adı da ''Enflasyon hedeflemesi''dir. Enflasyon hedeflemesinde para politikası ön plana çıkar. Döviz kuru, büyüme, istihdam hedefleri ikinci planda kalır. Aynı şekilde MB kısa vadeli faiz oranlarını enflasyon hedefine göre ayarlar. Eğer hedef tutmaz ise Merkez bankalarına olan güven azalır. Ekonomide kırılganlık artar.

Türkiye de 2006 yılına kadar örtük, 2006 yılından sonra açık enflasyon hedeflemesine gitti. Ancak hiçbir sene hedef tutmadı. Çünkü; Merkez Bankası'na siyasi müdahale yapıldı... Dolarizasyon oranı yüksek olduğu için para politikalarının etkisi zayıf oldu... Mali piyasalarda rekabet şartları zayıf kaldı, zira oligopol yapılar oluştu.

Anlaşılan odur ki, siyasi iktidar, programlarında kısmen de olsa, IMF'nin enflasyonu düşürme modelini esas alıyor. IMF'nin istikrar programı temel olarak, büyümenin düşürülmesi, para arzının daraltılması, reel faiz uygulanması, mali dengenin sağlanması şeklinde özetlenebilir.

Siyasi iktidar bu programı da sulandırarak örnek alıyor.

6 Ocak 2006 yılında Sözcü gazetesinde ''Enflasyon hedeflemesi ne getirir?'' başlıklı bir yazı yazmıştım. Sonuç kısmı şöyle idi: ''Enflasyon hedefi stratejisinden anlaşılan odur ki, Türkiye'de halk, çalışan, çiftçi, kemer sıkmaktan hiçbir zaman kurtulmayacak.. Ekonomik maliyetleri bu kesimler çekmeye devam edecek.. İşsizlik artacaktır.'' Bugün de bu sonuç değişmedi.

...***

Cevher İlhan 10 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, " “OHAL Komisyonu” ile OHAL KHK’larını idâme"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"15 Temmuz Hâdisesi’nin akabinde ilân edilen Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde kanun hükmünde kararnâmelerle (KHK) ihrâç edilen 150 bine yakın kamu görevlisinin, OHAL’ın sona ermesiyle yasaya göre görevlerine derhal iâdesi gerekiyordu.

Ancak kamuoyundaki beklentinin aksine, siyasî iktidarca iki yıl süren OHAL sonrası garip bir şekilde “OHAL’siz OHAL yasası”yla hiçbir yargı denetimine tabi olmayan OHAL KHK’larını üç yıl daha yürürlükte bıraktırıp, kamu kurumlarının “ihraç komisyonları” kurmalarının öngörülmesi, peşinen hukuku ihlâlle haksızlıkların ve mağduriyetlerin sürdürülmesine zemin hazırladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yine üç yıl boyunca Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Sayıştay ve Millî Savunma Bakanlığı’nda oluşturulan komisyonlara, kamu çalışanlarının görevine kesin olarak son verilebilme yetkisinin verilmesi, Meclis ve yargı denetiminden OHAL uygulamalarını sürdüren hukuk dışı ciddî hak ihlâllerine “yasal ortam” oluşturdu.

Böylece OHAL kalktığı halde, “OHAL koşulları devam ediyor” paravanında OHAL KHK’lerini yine “yasal kılıf”la OHAL “yasallaştırıldı.” Bütün bunlara rağmen OHAL KHK’larıyla aylardır - yıllardır haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan mağdurların haklarını aramaları için OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun adres gösterilmesi kamuoyunda bir beklenti oluşturdu.

Zira OHAL’ın kalkmasıyla haklarında hiçbir soruşturma ve dâvâ açılmadan, iddianâmeleri bile hazırlanmadan ve yargılanmadan bir tek KHK’larla ihrâç edilen 100 bini aşkın kamu görevlilerinin işlerine iâde edilmeleri, yargısız kapatılan özel kurum ve kuruluşların akıbeti toptan OHAL Komisyonu’na havale edilmişti.

Ne var ki, AKP iktidarının ayak sürümesiyle kurulmasından ancak bir yıl sonra faaliyete geçen OHAL Komisyonu’nun -22 Aralık 2007’den bu yana- “incelemeleri sona erdiği” bildirilen 125 bin müracaatı sonuçlandırıp, meslekten ihrâç edilen ve kapatılan bazı kurum ve kuruluşlara ilişkin 36 bin başvurudan yalnız 2 bin 300’ünü kabul etmesi, yine “dağ fare doğurdu” yorumuna yol açtı.

Buna göre, yargısız infazla müracaatları Komisyonca reddedilen 33 bin 700 vatandaş, komisyon kararının tebliğinden itibaren 60 gün içinde tam bir hukuk garabetiyle -başka bir mahkemede değil-, bir tek Ankara 19. ve 20. İdare mahkemelerine iptal dâvâsı açabilecek. 89 bin müracaatın incelemesi ise sürüyor…