Ekim 13, 2018 11:25 Europe/Istanbul

Evrensel: Dışa bağımlı enerjide borcun faturası halka çıkarılıyor

Yenişafak:

Türkiye ile ABD arasındaki Brunson krizi sona erdi.

Cumhuriyet:

Kılıçdaroğlu seçimde izlenecek yol haritasını anlattı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Yusuf Karataş, 12 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “'Yerel seçim' referandumu!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ancak meselenin bu boyutunu tartışmadan önce bir noktaya daha açıklık getirmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, HDP için her fırsatta “teröre bulaşmış”, “terör uzantısı” gibi nitelemeler kullanıyor. Şimdi HDP’yi şiddete, teröre gerektiği gibi tutum almamakla eleştirip Kürt sorununun çözümü için başkaca bir yol-yöntem ortaya koyan bir iktidar olsaydı, yapılan değerlendirmenin doğruluğu yanlışlığı bir tarafa en azından bu söylenenlerin bir karşılığı olurdu. Ancak karşımızda görüşme masasının devrildiği 2015’ten bu yana ‘Kürt sorunu’ sözcüğünü bile ağzına almayan bir iktidar var. Oysa Kürt sorununun çözümü için anadilinde eğitim ve anayasal eşitliğin olmazsa olmaz olduğunu zamanında iktidarın birçok sözcüsü de kabul ediyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Peki, ne oldu? Acaba iktidar Kürt sorununun çözümü için gerekli adımları attı da bizim mi haberimiz olmadı? O yüzden Erdoğan’ın HDP’yi “teröre bulaşmış olmak”la suçlamasının tek nedeni HDP’nin Kürt sorununun demokratik-barışçıl çözümünde ısrar etmesidir. Bu nedenle Erdoğan’ın daha şimdiden yerlerine kayyım atamakla tehdit ettiği adaylar, aslında “teröre bulaşmış” oldukları için değil-ki bu durumdakiler zaten aday olamazlar-Kürt sorununun demokratik çözümünü savundukları için hedef durumundadırlar.

Öte yandan iktidarın HDP’ye dair terör algısı yaratmaya çalışmasının bir diğer nedeni de demokratik ittifaklar konusunda oldukça korkak-ürkek bir tutum takınan CHP’nin üzerinde baskı oluşturarak HDP ile olası ittifak veya işbirliğinin önüne geçmektir.

Tam bu noktada yerel seçimlerin neden bir referandum anlamı kazandığına gelebiliriz.

Öncelikle iktidarın fiili ortağı Bahçeli, daha Ağustos ayında “İstanbul, Ankara ve İzmir’in şer ittifakının eline geçmesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tartışmaya açabilir” açıklamasını yapmış ve devamında da kayyım atanan belediyelerde bu uygulamanın devam ettirilmesi gerektiğini söylemişti. İşte Erdoğan’ın son açıklamaları Bahçeli’nin kaygılarını gidermeye; “terör” sopasını kullanarak büyük kentlerde demokratik ittifak veya işbirliğinin ve “kayyım” sopasını kullanarak bölge kentlerinde HDP’nin kazanmasının önüne geçmeye yöneliktir. Erdoğan, yerel seçimler konusunda da artık yasaların değil, kendi söylediklerinin uygulanacağını açıkça ilan etmektedir. Bu durum kuşkusuz yerel seçimleri, artık partiler ve adaylar arasındaki bir seçimden çok tek adam rejiminin dayatmaları ve buna karşı demokrasiyi savunan güçler arasında bir referandum haline getiriyor.

…***

Mehmet Faraç, 12 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Muhalefet ittifakı nasıl aşacak?..”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

“Daha önce de vurguladık, başkanlık dayatmasının ardından ortaya çıkan siyasi tablo önümüzdeki mart ayında yapılacak yerel seçimlerin belki de cumhuriyet tarihinin en hassas yarışı olacağını gözler önüne seriyor...Görünüyor ki, son 16 yılda her seçimi kazanan AKP, başkanlıktan gelen gücünü mart ayındaki yerel seçimleri de kazanarak artırırsa, Türkiye hem yerelde, hem merkezde ciddi bir siyasi buhrana sahne olabilir...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AKP toplumdaki tepkilerin farkında; Döviz rezaletinin rantiyeye yaraması, enflasyonun alım gücünü dibe indirmesi ile yaşanan gerginlikler yaşamın her alanında sosyo-ekonomik çalkantılar yaratıyor...Özellikle dar gelirlilere nefes aldırmayan zamlar iktidar partisi için önemli handikap...İstanbul gibi devasa bir metropolü ele geçirerek iktidara uzanan Millî Görüşçülerin "yenilikçi" kanadı başkanlık dayatmasının ardından yaşanan ekonomik buhranla birlikte büyük kentleri kaybetme kaygısını "ittifak" görüşmeleri ile geriletmeye çalışıyor... En yakın destekçisi de MHP...Örneğin, 2015 seçimlerinde AKP ile MHP'nin İstanbul'da aldığı oy oranı yüzde 57'ye ulaşıyor... Ankara, Antalya, Adana, Mersin, Konya, Kayseri, Bursa, Manisa ve Balıkesir gibi kentlerde de MHP ile AKP'nin ittifak oylarının toplamı muhalefeti zor durumda bırakacak... Ana muhalefet hangi yolda?..CHP ile HDP'nin yanına bir de İYİ Parti'nin gelmesiyle birlikte muhalefetin üçe bölünmüş olması acaba AKP için bir avantaj mı sorusu tartışılırken, muhalefet çevrelerinde de ittifak konuşuluyor...Bu ittifak şüphesiz siyasetin yeni örgütü İYİ Parti için çok önemli bir sınav olacak... Son genel seçimde baraj sınırına dayanan İYİ Parti bazı yerel mevzileri ele geçirerek güçlenmeye çalışacak.. İYİ Parti'nin Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde devinim içinde olduğu gerçek ama bu durum tek başına belediye başkanlıklarını kazanmaya yarayacak mı?..İşte bu soru kimi bölgelerde "CHP ile ittifak yapılmalı mı, yapılmamalı mı" tartışmasını da sürdürüyor...Hiç kuşkusuz AKP/MHP ittifakına karşı "lokal ittifaklar" kaçınılmaz gibi görünüyor...Gelelim CHP'ye... Ana muhalefet aslında çok zor bir süreçte... Bir yandan kurultaydan kaçılması, ön seçimden uzak durulması ve sürekli seçim kaybedilmesinin yol açtığı tartışmalar parti ile taban arasındaki gerilimi artırırken, bir de ittifak tartışmaları tabanı düşündürüyor...CHP tabanında, İYİ Parti ile lokal alanlarda ittifak yapılmasına olumsuz bakılmıyor ama son genel seçimlerde oyların HDP'ye kanalize edilerek güç kaybedilmesine yol açan handikap, CHP tabanını kaygılandırıyor...Hiç kuşkusuz AKP'liler bu durumu şimdiden CHP aleyhine kullanıyor...İşte Akdeniz bölgesini dolaştık, AKP'liler bu konuda çok yoğun bir propaganda yürütüyor...Böylesi bir strateji CHP'ye yarar mı, AKP/MHP ittifakına karşı etkili olur mu sorusu ancak adaylar netleştiğinde yanıt bulacak... Ne dersiniz, "aman dikkat" mi diyelim yalnızca?..

…***

Kemal Öztürk, 12 Ekim tarihli Yenişafak gazetesinde, “Yatacak yeri yok Prens Selman’ın”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cemal Kaşıkçı suikastı doğrudan Prens Selman’a ulaştı. Onun yanındaki koruma ekibinin bizzat operasyonda yer aldığı ve infazı gerçekleştirdiğine dair deliller reddedilemez düzeyde.Prensten doğrudan emir alan polis/asker bu ekibin infazı gerçekleştirme şekline dair konuşmaları kaydedildi ve şu anda Türkiye’nin elinde. Ve şunu da iddia edebiliriz, Türkiye’nin elindeki kuvvetli delil sadece giriş çıkış video görüntüleri, ses kaydı da olmayabilir. Başka güçlü deliller de çıkabilir.”diyen yazar, yazısının devamında ifadelere yer veriyor:

…***

Bu cinayetle birlikte Prens Selman’a karşı duyulan nefret de ortaya çıkıyor yavaş yavaş. Zira hem içeride hem de dışarıda öylesine kötü şeyler yaptı ki, etrafında ne dostu, ne arkadaşı kaldı.

Suud hapishaneleri kraliyet ailesinden üyeler, Selman’a biat etmeyen insanlar, en küçük eleştiride bulunan kişilerle dolu. Kabe imamları dahil, herkesi tehditle, korkutarak kendisine biat etmeye ve bu yönde açıklama yapmaya zorluyor.

Nitekim Cemal Kaşıkçı’nın ailesi de tehditle aleyhte açıklama yapmak zorunda kaldı. Bir korku rejiminin ötesinde, acımasız bir mafya düzeni var şu anda Suudi Arabistan’da. İşte bu yüzden Kaşıkçı cinayetinin aydınlatılması, suçluların bulunması ve doğal olarak Prens Selman’ın iktidardan uzaklaştırılması için çaba gösteriyor oradakiler de. Belki şartların zorluğundan şu anda sadece dua ediyorlar olabilir ama en küçük bir sarsıntının depreme dönüşeceği bir gerginlik var orada.

Arap dünyasında da büyük bir çalkantı oluştu. Mısır, BAE, Bahreyn gibi koşulsuz uydu devlet haline gelen ülkeler hariç, Suud’un son dönem politikalarından nefret eden, bir çıkış yolu arayan Arap ülkeleri var.

Tüm dünyanın gözü önünde Trump tarafından aşağılanan Suud Kralı ve ailesinin saygınlığı kalmadı atık kimsenin gözünde. Güçleri olmadığı için susuyorlar sadece.

Trump’ın en değerli savaş ganimeti olarak gördüğü Selman için aleyhte bir şey yapmasını beklemeyin. ‘Para verin, haraç verin’ dedikçe para yağdıran böyle bir savaş esirini neden feda etsin, bir köşe yazarı için? Fikir özgürlüğü, insan hakları, ahlak falan Trump’ın umurunda değil.