Ekim 14, 2018 10:58 Europe/Istanbul

Yenişafak: Kaşıkçı konusunda arama krizi

Milli gazete:

Berat Albayrak: IMF'de 'İcra Direktörlüğü' görevini devraldık

Star:

Kılıçdaroğlu'na en büyük darbe CHP İstanbul’dan

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Ceren Sözeri, 14 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, "Sizin basın özgürlüğü ile ne alakanız var sayın dolar?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Televizyonda hükümet yandaşı dört erkek yorumcu hararetle tartışıyor “Brunson’ı bıraktık, bu dolar halâ niye yükseliyor?” Kıdemli olan diğerlerini çok sert ifadeler kullanmamaları konusunda uyarıyor, “birkaç gün içinde bir şeyler değişebilir”. Sağındaki itiraz edecekken yanlışlıkla “sayın dolar” diye söze başlıyor. Gülüşmeler, “çok değerlisiniz ondan ağzımdan öyle kaçtı” diye şakaya vuruyor. Diğer tarafta bir haftadır Suudi Arabistan Konsolosluğu önünden ayrılmayan muhabirler, giren, çıkan araçların çetelesini tutmaktan başka bir şey yapamıyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:

...***

Türkiye’den bir takım yetkililer yalnızca bazı uluslararası ajanslara Cemal Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünün “kesin” olduğu bilgisini yayıyorlar. Bu kadar göz göre göre kaybedilmenin bir mesajı olmalı. Kimse açıktan bilgi vermiyor, Türkiye, kendi ülkesinde yaşanan bu skandal hakkında gazetecilere bir açıklama yapma, ulusal ve uluslararası kamuoyunu bilgilendirme gereği duymuyor. Kaşıkçı’nın içeride başına bir şey gelirse nişanlısına haber vermesini istediği AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, Yeni Şafak’taki köşesinde resmi bir açıklama gelmedikçe ihtiyatlı davranmak gerektiğini, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın kaderlerinin birbirine bağlı olduğunu yazıyor. Kader demek para demek bu devirde. Aktay’ın ihtiyata davet ettikleri esasen yine hükümete yakın kalemler. S. Arabistan’dan gelen 15 kişilik heyetin portrelerini yayımlayan, Konsolosluk’tan ellerinde bavullarla çıktıklarını iddia eden onlar. Başkalarının öyle bir bilgiye erişim imkanları zaten yok. Gazetecilik ve siyasi danışmanlık arası bir yerde bulunduğunu anladığımız Kaşıkçı’nın ölümü ile ilgili, ortak araştırma komisyonuna dair “memnuniyet verici”açıklamalara referansla, karşılıklı bir pazarlık yürütüldüğüne ilişkin yaygın bir kanı varsa nedenini en başta sağlıklı bilgilendirme yapılmamasında aramak gerekiyor.

Kaşıkçı ile ilgili dehşet hikayelerinin sosyal medyada yayıldığı sabaha karşı saat 4’te, Diyarbakır’da çok sayıda eve baskın yapıldığı bilgisi düşüyor Twitter’a. Sabah olduğunda siyasetçi, sivil toplum kurulu üyelerinin yanı sıra aralarında Kemal Kurkut’un öldürülmesinden hemen önce fotoğraflarını çeken Abdurrahman Gök’ün de olduğu sekiz gazetecinin gözaltına alındığını öğreniyoruz. İddia o ki ne dediği belirsiz bir ihbar sebep olmuş 100 küsur kişinin evinin basılmasına. Gök’ün de aralarında olduğu üçü gazeteci 20 kişi serbest bırakıldı, 13 kişi tutuklandı. Hatırlarsanız gazeteci Nedim Türfent’le ilgili ifade veren tanıklar, Brunson’dakiler gibi “yanlış anlaşılmışız” demek yerine işkence altında alındığını söyleyerek geri çekilmişlerdi, Türfent sekiz yıl dokuz ay hapis cezası aldı. Tutuklu gazeteci Zehra Doğan’ın Mardin’in Nusaybin ilçesinde 23 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alınmasına sebep yine gizli tanık beyanlarıydı..

...***

Cevher İlhan, 14 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Suçun şahsîliği”nde çifte standart"başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

" OHAL Komisyonu’nun iki yıl süren OHAL döneminde, hiçbir hukuk devletinde olmayan fecaatle isimsiz sahte ihbarlara, gizli “istihbarat raporları” jurnallerine dayanan KHK’larla görevinden alınan 125 bin kamu görevlisinin müracaatından 36 binini inceleyip 33 bin 700’ü reddederek sadece 2.000 itirazı kabul etmesi, yeniden “irtibat ve iltisak” tartışmalarını gündeme getirdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bilindiği gibi, sırf Millî Eğitim’in izniyle açılan okullara çocuğunu gönderen, siyasî iktidarı destekleyen mâlum grubun gazete ve dergilerine abone olan, kermes, kurban ve yardım faaliyetlerine katılan 100 binler kamu görevlisi ihraç edildi.

Daha önce suç olmayan, hatta devletçe / siyasî iktidarca tam desteklenen sözkonusu hizmetlere âileden birinin katılımı, OHAL KHK’larıyla “irtibat ve iltisak”la “suçun şahsîliği” hiçe sayılarak, eşler, kardeşler, babalar, anneler, kayınvalideler ve dedeler dahi suçlanıp tutuklandı. Hâlen KHK ile ihrâç edilenlerin büyük kısmını yargısız “suçlu” ilân edilenlerin yakınları oluşturdu.

Ne var ki, bu süreçte, yine aynı grubun okullarında okuyup mezun olan bazıları ise bakan yapıldı, özel üniversitelerde görev alanlar, çeşitli kurumların başına getirildi, getiriliyor. Bununla da kalınmıyor; bizzat 15 Temmuz “darbe girişimi”nde yer alıp hâlen yargılanan ve müebbet alan “darbeciler”in birinci derecede yakınları üst düzey bürokrasiye atanıyor. 

Özetle, “darbe girişimi”nde bulunan “darbeciler”in birinci derecede yakınları, “suçun şahsîliği var” denilerek, bakan, büyükelçi, müsteşar, yüksek bürokrat atanırken, binbir emekle hak kazandıkları işlerinden sorgusuz - sualsiz yargısız infazla atılan 100 binlerin mâsum yakınlarına “irtibat ve iltisak”la “suçun şahsîliği” kuralı geçerli olmuyor.

Kısacası, hukukun temel kurallarından olan “suçun şahsîliği”nde çarpık “çifte standart”la vahim hukuksuzluklar ve zulümler fütursuzca işleniyor, adâlete, hukuka yazık ediliyor.

...***

Esfender Korkmaz, 14 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Bu paralar nereden ve neden geldi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası'nın ödemeler bilançosuna göre bu sene Ocak-Ağustos arasında cari açık, 30,6 milyar dolar oldu ve kur artışı nedeni ile  beklentilerden düşük çıktı. Ancak bu açığın 15,1 milyar dolarlık kısmı nereden geldiği belli olmayan net hata ve noksan kalemi ile finanse edildi. Oysa ki geçen sene aynı dönemde net hata ve noksan kaleminde 4,1 milyar dolarlık çıkış olmuştu.

Bir önceki yıl 2016 yılının tamamında ise 32,6 milyar tutan cari açığın 11,1 milyar Dolarlık kısmı kaynağı bilinmeyen net hata ve noksan kalemiyle finanse edilmişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:

...***

Bilançoda ölçüm hataları gibi nedenlerle 3-4 milyar dolar fark olabilir. Bu fark ölçüm ve beyan hataları gibi hatalardan ileri gelir ve makul karşılanır. Ancak 8 ayda 15,1 milyar dolar kaynağı belirsiz girişin olması, sermaye hareketlerinin kontrolsüz olduğunu gösteriyor.

Nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan döviz girişleri ve çıkışları, piyasada kırılganlığı artırır, ciddi yabancı yatırım sermayesini ürkütür.

Ödemeler bilançosunda böyle sonuçların, bizden başka, bir başka ekonomide olduğunu zannetmiyorum.

Öte yandan, bu sene 8 aylık dönemde, hisse senetleri ve Devlet İç Borçlanma Senetleri gibi portföy yatırımlarında 2,2 milyar dolar net çıkış yaşandı. Oysa ki 2017 yılının aynı sekiz ayında 20,2  milyar dolarlık net giriş yaşanmıştı.

Net hata ve noksandan sonra sıcak para da dediğimiz bu portföy yatırımlarının Türkiye'ye giriş ve çıkışı öteden beri aşırı hareketli olmuştur. Bu yüzden piyasa spekülatif ve aşırı kırılgan bir yapı kazanmıştır.

Özetle bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik istikrar sorununun temelinde yatan nedenlerden birisi de, giren ve çıkan yabancı sermayenin kontrolsüz olmasıdır.

Uygulama ve ekonomik gerçekler gösteriyor ki, kontrolsüz yabancı sermaye; sermaye ve sıcak paranın olduğu spekülatif piyasalara doğrudan yabancı yatırım sermayesi girmiyor.

Mamafih; 2018 ilk sekiz ayında 2017 ilk sekiz ayına göre giren doğrudan yabancı sermaye, 5,4 milyar dolardan 4,4 milyar dolara gerilemiştir.

Kaldı ki bize gelen doğrudan yabancı yatırım sermayesi sıfırdan fiziki yatırım için gelmiyor. Mevcut üretim tesislerini satın almak için geliyor. Bu nedenledir ki ilave üretim kapasitesi ve istihdam yaratmıyor. 

Dahası kendi ülkesinden uzman getirerek, kendi ana kuruluşundan ara malı getirerek, üretim ve istihdam alanlarında eksi yönde etkili oluyor.

Yine bu sekiz ayda, bankaların yurt dışı muhabirlerinde tuttukları efektif ve mevduatlarında bir artış olmuştur. Özel sektör dış borçlanması artmıştır.

Sonuç: Döviz kurlarının arttığı bir dönemde kaynağı belirsiz bu dövizler nereden geldi? Bu kadar döviz girişine rağmen kur artışı neden devam etti? Neden Merkez Bankası ilk başlarda faizi artırarak, kur artışını engellemedi? Kaynağı belirsiz dövizler daha ne kadar gelecek? Bu sorulara normal iktisat politikaları ve piyasa kuralları içinde cevap vermek mümkün değildir.