Ekim 16, 2018 10:13 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Bütçe son sürat açık veriyor

Milli gazete:

Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'ndaki incelemeler 9.5 saat sürdü!

Yeniçağ:

34 askere FETÖ’den gözaltı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 16 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Muhalefet ihtiyacı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye son yıllarda muhalefet açısından bir çıkmaza girdi. Çok tanınan duayen bir gazeteci bu duruma bir örnek olarak bana ''CHP, siyasi iktidara MHP'den daha fazla destek veriyor" dedi ve konuşmanın, kavga etmenin yetmeyeceğini, yeni bir vizyonun gerekli olduğunu ekledi.

Muhalefet cephesine bakarsak... İYİ Parti, HDP ile yan yana gelme korkusu yaşıyor. Mecliste AKP'ye şartlı destek vereceğini açıkladı. AKP'nin Meclise getirdiği kanun teklifleri, çalışanın ve esnafın lehine ise, dış politikada Türkiye'nin yararına olursa, destek vereceğini açıkladı. Eğer İYİ Parti kendi vizyonunu, çözüm yolunu açıklasaydı daha iyi sonuçlar alacaktı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

HDP'nin muhalefeti, PKK'yı dışlamadığı sürece, marjinalde kalır. HDP, demokratik görünüyor ve fakat PKK'yı reddetmediği için demokrasi anlayışı göstermelik kalıyor. HDP'ye oy verenlerin bir kısmı HDP'nin çizgisini benimsediği için değil, parti baraj altında kalırsa AKP daha çok vekil çıkarır endişesi ile veriyor.

Beni bu yazıyı yazmaya, CHP'li olup da sandığa gitmeyeceğini söyleyenlerin azımsanmayacak kadar çok olması zorladı. Bu anlamda İstanbul Büyükşehir adayı CHP için dönüm noktası olacaktır. Özellikle Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı gibi dürüst ve formasyon sahibi olması yanında, ayrıca ön seçimle gelmesi de hayati önem taşıyor.

Bugün CHP'nin siyasi konjonktürde geldiği yeri, ''CHP başka bedende yaşayan bir ruha dönüştü'' diye tarif edebiliriz.

Bu tarif bir zorlama değil. Yaşananların bir tespitidir. Zira CHP, siyasi yelpazede kendine özgü bir ideoloji, kendine özgü bir duruş sergileyemedi. Bunu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadık. 2017 genel seçimlerde de aynısını yaşamaya ramak kaldı. Önümüzdeki mahalli seçimlerde ne olacağı belirsiz. Çünkü CHP temel misyonu olan parti içi demokrasiden uzaklaştı.

Parti içi demokrasi olmadan Türkiye, Avrupa standartlarında bir demokrasiye geçemez. Halkın demokrasi talep etmesi için toplumda demokrasi bilinci ve demokrasi kültürü olması gerekir. Bu kültür ve bilinç, bir eğitim iki parti içi demokrasiyle oluşur.

Maalesef siyasi partilerde çeteler oluştu. Liderler demokrasiyi ayak bağı olarak görüyorlar. Kamuoyunun yakından bildiği ve fakat demokrasi olmadığı için engelleyemediği bazı gerçekler var.

Bazı partilerde kapalı devre sorunlar yaşanıyor. Söz gelimi bazı yöneticiler aday yapacağım diye para topluyorlar. Sonra bu paranın bir kısmını siyaset yapmak için organizasyonlarda kullanıyorlar, basına reklam için kullanıyorlar. Maalesef Türkiye şartlarında başarılı da oluyorlar.

Demokrasi içinde böyle yanlışlar sürdürülemez. Demokrasi kendi yanlışlarını da zaman içinde onarır.

...***

Yakup Köse 16 Ekim tarihli Star gazetesinde, “Belediye seçimleri yaklaşırken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yerel seçimlere 6 ay gibi kısa bir süre kalmasıyla parti merkezlerinde hareketlilik arttı. Dostun da düşmanın da gözü Ak Parti’de. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifâdesiyle söylersek, Ak Parti’nin rakibi Ak Parti! Muhalefetin umudu, ekonomik saldırıyla bozulan dengeler sebebiyle halkın Ak Parti’ye sandıkta ceza kesmesi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Belediye seçimlerinde Ak Parti’nin oy kaybedeceğini düşünen muhalefet bunun neticesinde Cumhurbaşkanlığı seçimini tekrarlatmanın derdinde; bu dert sadece muhalefetin değil tabiî ki! “Tekrarlanınca ne olacak, CHP mi iktidara gelecek” diye sorarsanız ben de derim ki, “Bütün dileğimiz, yerel seçimin yeni bir iktidar ufku açması.” şeklinde şimdiden yazanlara sorun derim! “Yerel seçim, salt yerel seçim değildir!” diye başlık atıp kitlelerini motive etmeye çalışan CHP’li ‘tarafsız’ yazarlar, “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı? Hadi gel” havasındalar.

CHP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu üzere yerel seçimde de tüm şer birleşenlerinin altında toplanacağı bir şemsiye olacak mı? Her ne kadar CHP’den, "CHP olarak bizim iddiamız var, biz diyoruz ki 'Belediyeciliği biz biliriz.' Bu nedenle biz bu seçimlere, tabanda mutabakatı sağlayacak, bundan önceki seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisine, MHP'ye, diğer partilere de oy vermiş seçmenlerin de oyunu alabilecek, halkın belediye başkanlarıyla çıkacağız. Gündemimizde kesinlikle ittifak yok" açıklaması gelse de, Ak Parti yerel seçimlere kadar ekonomik saldırıyı da atlatırsa CHP ve şer birleşenleri “yeni bir iktidar ufku açmak” adına ittifak yapmak zorunda kalacaklar; emir demiri keser!

CHP’li belediyelerin dün de bugün de hiçbir şey yapmadıkları bilinir. Çöp patlaması neticesinde 39 kişinin öldüğü, aylarca suların akmadığı, toplu taşımanın iflas ettiği günlerden bahsediyorum. Şimdi de pek değişen bir şey yok. İşte kokudan durulamayacak hale gelen İzmir…

Buraya kadar çıkan tablodan da görülüyor ki, Ak Parti’nin rakibi Ak Parti; belediyecilikte çıtayı çok yükseğe çıkardı. Lâkin bunun yanında geçen zamanla birlikte kanıksama, istismar, şımarma gibi baş gösteren zaaflar Ak Parti’yi yıpratıyor. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlarına hitaben geçen ay söylediklerinden anlaşılıyor ki mezkûr şikâyetler kendisine de ulaşmış: “Belediyecilikte rakiplerimizle değil, kendimizle yarışıyoruz. Önümüzdeki seçimde çıtayı yükseltiyoruz. Buna uygun projeler geliştirmemiz, ekipleri oluşturmamız gerekiyor. Mektep belediyeler. Belediyecilikten Türkiye'nin yönetimine giden yolun doğru bir yol olduğunu sayısız tecrübe ile gördük. Millete hizmet etmenin sadece yol yapmak değil gönülleri de yapmaktan geçtiğini yaşayarak gördük. Belediyelerimiz hakkında ne ufak bir spekülasyona fırsat vermeyecek şekilde çalışmalarımızı yürütmemiz lazım. Bütün dedikoduları silbaştan yapmayacak gibi bugünkü toplantıyla miladi adımın atılması gerektiğini ifade ediyorum. Bütün dedikoduların ortadan kalkması için belediye başkanlarımıza, il genel meclisi üyelerimize çok büyük görevler düşüyor.”

…***

İhsan Çaralan, 16 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, " Suudiler Kaşıkçı'yı kaybetmek için neden Türkiye'yi seçti?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Suudi Arabistanlı, “muhalif” gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, 2 Ekim günü girdiği, Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğunda kaybolmasının üstünden 14 gün geçti.ABD ise; Kaşıkçı’nın bir yandan vatandaşı olması öte yandan da Suudi Arabistan’a yönelik müdahalelerinde “muhalefeti” de elinde tutmanın dayanağı olarak, kendisini olayın “doğal müdahili” görmektedir. Nitekim Trump, bir yandan “Herkes ne biliyorsa ben de o kadar biliyorum” diyerek ABD’nin bu gelişmelerde bir dahlinin olmadığını söylerken, öte yandan “Eğer Kaşıkçı öldürülmüşse Suudilere çok sert yaptırımlar uygularız” diyerek sorunun açık tarafı olarak öne çıkmaktadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

ABD, Türkiye, Suudi Arabistan yetkilileri konuyla ilgili her gün bir şeyler söylemesine karşın, Kaşıkçı’yla ilgili bilinen gerçek, 2 Ekim gününde bilinenden fazla değil.

Ki, o da  Kaşıkçı’nın 2 Ekim günü Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolluğuna girdiği ve oradan çıkmadığı, en azından bilinen yollardan çıkmadığıdır!

Belki bu gerçeğe, Kaşkçı’nın kaybolmasının basit bir kriminal vaka olmadığının, Muhammed bin Salman’ın ABD-İsrail desteğindeki “Saray darbesi” ve sonraki günlerde 11 büyük prensin tutuklanıp mallarına el konmasına uzanan iktidar mücadelesiyle ilgili olduğunun da eklenmesi gerekir.

Çünkü Kaşıkçı herhangi bir gazeteci, herhangi bir muhalif değil, Suudi Arabistan’ın dolar milyarderi ailelerinden “Kaşıkçı ailesi”nin de en önemli ferdidir. Üstelik dünyada tanınan bir şahsiyet olması nedeniyle Suudi Krallığındaki iktidar kavgasında “ne tarafta olacağı” önemli biridir.

Ancak sorunun bir başka boyutu daha var. Bu da herkesten çok Türkiye’yi ilgilendiren boyutudur!

Ki, bu boyutun ne olduğunu, “Kaşıkçı neden Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda kaybedilmiştir?” sorusunun yanıtı gösterebilir.

Çünkü, evlenmek için ihtiyacı olan belgeyi almak amacıyla New York’taki Suudi Başkonsolosluğuna başvuran Kaşıkçı’yı, buradaki Suudi yetkililerin İstanbul’a yönlendirdiği biliniyor.

Bu sorunun yanıtı içindedir elbette. Ama, açık ki, Suudi yöneticiler, Kaşıkçı operasyonunu Türkiye’de yapmayı, bütün diğer ülkelerden daha kolay olacağını düşünerek tercih etmişlerdir.