Ekim 17, 2018 11:23 Europe/Istanbul

Milli gazete: AKP'den ittifak ve af açıklaması

Yenişafak:

CNN International: Kaşıkçı öldürüldü, bedeni parçalara ayrıldı

Star:

Washington Post, Kaşıkçı'nın katil zanlılarının pasaport bilgilerine ulaştığını iddia etti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet Takan, 16 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Erdoğan, SP'yi yutmak için yeni hamle yaptı..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yaklaşan yerel seçimler öncesinde ittifakların durumu belirsizliğini koruyor. Cumhur İttifakı devam eder mi?.. Millet İttifakı ne olur?.. Bu soruların cevabı Papaz Brunson'un serbest bırakılışında saklı!.. "Hoppalaa bu da nereden çıktı?.." Emin olun, siyasetin ip uçlarını takip ettiğinizde, gölge oyunlarını sağlıklı bir kafayla seyrettiğinizde, kuklaları değil de oynatanların kim olduğunu aradığınızda  siz de benden farklı düşünmeyeceksiniz..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadlere yer veriyor:

...***

Cumhur ittifakının heyetler arası görüşmelerini bugünlük bir tarafa bırakalım. Siyasetin gölge oyununa Millet İttifakı kanadından bakalım. 24 Haziran seçimlerinde CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi arasında kurulan Millet İttifakı önümüzdeki yerel seçimde de hayata geçirebilecek mi?.. Zor soru değil mi?.. Bence, Millet İttifakı 24 Haziran seçimlerinde -yapılan her tülü eleştirilere rağmen- demokrasi adına başarılı bir sonuca ulaşmıştı. Eğer bu ittifak gerçekleşmeseydi, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilemeyecekti.

Millet İttifakı'nın ortaklarından Saadet Partisi'nde bugünlerde çok önemli gelişmeler oluyor. Gözler, CHP ve İYİ Parti arasında pazarlıklardayken SP'de sessiz sedasız büyük fırtınalar kopuyor. Hafızalarımızı tazeleyelim. Millî Görüş hareketinin üzerinde ağırlığı olan Necmettin Erbakan'ın oğlu Fatih Erbakan, R.Erdoğan'a ve başkanlık sistemine olan desteği ile bilinir. Erdoğan'ın SP'yi yutma planları çerçevesinde Fatih Erbakan, yakın geçmişte peş peşe iki hamle yapmıştı. SP kaynaklarından ulaştığım bilgilere göre, Fatih Erbakan, yapılacak bir olağanüstü kongrede SP'ye katılmayı kabul etti. Fatih Erbakan kanadı, SP'den kendisi dahil Genel Başkan yardımcılıkları talep ediyor, Temel Karamollaoğlu'nun  genel başkanlıkta kalması şartıyla. SP kaynakları, Fatih Erbakan'ın dayattığı şartları geleceğe ve genel başkanlığı ele geçirmeye yönelik olarak yorumluyor. SP ise aynı Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde olduğu gibi bu konuda da ikiye bölünmüş bir görüntü veriyor. Bazı kaynaklar, bunun gerçekleşmesinin ve Temel Karamollaoğlu tarafından kabulünün zor olduğunu dile getiriyor. 

...***

İbrahim Kiras, 16 Ekim tarihli Karar gazetesinde, "Cumhur ittifakının en çok kazana ortağı" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Siyaset bilimcilerin neredeyse bir kural olarak söz ettikleri bir realite var: Koalisyon hükümetlerinde her zaman olmasa da çoğu zaman büyük ortak kazançlı olur; küçük ortaklar -bu işten zararlı çıkmasalar bile- daha az kazançlı olurlar. Dediğim gibi, çoğu zaman böyle bir sonuç çıkıyor, yani aslında kural değil bu. Ama siyasetin tabiatına dair bir gösterge."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:

...***

Bugün Türkiye’de formel anlamda bir koalisyon hükümetinden söz edemesek de son seçimde gerçekleşen siyasi ittifakın halihazırda devam ettiğini söylemek yanlış olmaz. Bir yanda ittifak bloku, bir yanda muhalefet bloku var en azından.

AK Parti’yi büyük ortak, MHP’yi küçük ortak olarak tanımlayacak olursak birçok bakımdan küçük ortağın avantajlı bir siyasi pozisyonda yer aldığını söylemek lazım. MHP bugünkü iktidara “devletin bekası” adına destek verdiğini söyleyerek ilk korunaklı alanı, sonra hükümet içinde doğrudan yer almayarak kendisine “sandalye peşinde olmayan fedakâr siyasetçi” imajını veren pozisyonu kazandı. Bu iki güvenli pozisyonu sayesinde “Her ne kadar mevcut iktidarı destekliyor olsak da yeri geldiğinde eleştirilerimizi yöneltmekten de geri kalmayız” mesajını topluma iletmekte güçlük çekmedi.

Ne var ki eleştirilerinde “seçici” davranmaktan da geri kalmadı. Demek istediğim, toplumun veya daha özelde kendi tabanının çoğunlukla onayladığı hükümet politikalarına en yüksek perdeden destek verirken, AK Parti iktidarının bir kısmını devlet idaresinin zorunlu kıldığı için tabanını rahatsız etmek pahasına gerçekleştirdiği bazı uygulamalara rahatlıkla itiraz etti. Son olarak Rahip Brunson olayında görüldüğü üzere, daha ziyade “AK Parti-MHP ortak tabanı”diyebileceğimiz bir toplum kesitinde alıcısı olan çıkışlara imza attı koalisyonun küçük ortağı.

MHP’nin hükümetin dışında kalarak hükümete verdiği destek küçük ortak olmanın dezavantajlarından korunma sağlıyor. Belli konularda eleştirel bir tutum takınabilmesi, genel af talebi gibi kendine ait birtakım gündem maddeleriyle kamuoyu öne çıkabilmesi bu bakımdan önem taşıyor.

Öte yandan, AK Parti’nin Cumhurbaşkanlığı seçimini MHP desteğiyle kazanmış olduğu bir realite ama ne olursa olsun AK Parti lideri Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için gerekli oyu almayı şu ya da bu şekilde başarmış olduğu da bir realite. Çünkü siyasette sonuç her şeyden önemlidir. MHP desteği olmasaydı bu seçimin kazanılması mümkün olmazdı ama netice olarak bugün Cumhurbaşkanlığı yetkilerine sahip olan kişi Erdoğan. 

…***

Faruk Çakır, 16 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, "Başkasının parası ile büyüme"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Sosyal medyada kullanılan bir tabir var.Doğruluğundan emin olunan bir bilgi, bir karar ya da bir kanaat,  “Kesin bilgi, yayınız” denilerek takipçilerden paylaşılması istenir.Aynen onun gibi, başkasının parası ile ne zenginlik ne de büyüme olmayacağı aynı derecede kesin bir bilgidir ve bunun da yayılmasında fayda vardır. Hele hele ödemekten zorlanılacak nisbette alınan bir borç, borç alanı “emir kulu” haline getirebilir. Boşuna mı “Borç alan sonrasında emir de alır” denilmiştir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Maalesef Türkiye’yi idare edenler bu meseleleri unutmuş gibi göründü. Eskiden beri değişik ülke ve kuruluşlardan borç alınıyor, ama son zamanlardaki borç miktarı Türkiye’yi sıkıntıya sokacak nisbetlere  ulaşmış durumda. 20 yıl önce 100 lira borcumuz varsa bugün bu rakam neredeyse 500 lira olmuş. Elbette “Borç yiğidin kamçısıdır” sözü de büyüklerimize aittir, ama her halde bundan maksat “ödenebilecek nisbette bir borç”tur. 

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, CNN Türk’de katıldığı bir programda Hakan Çelik’in sorularını cevaplamış ve bu meseleye dikkat çekmiş. Eczacıbaşı Türkiye’nin borç alarak büyümesini  sürdürmesinin mümkün olmadığını söylerken, “Türkiye bu kapanın içine girdi. Bizim buradan çıkmamız lâzım” demiş.

Bülent Eczacıbaşı’nın hal ve gidişle ilgili tesbitlerinden bazıları özetle şöyle: “Kurumsallık konusunda iyi ölçüde yol kat ettik, ancak tam anlamıyla yol kat ettik diyemiyorum. Aile bireyleri yeteneklerine göre görev almalılar. Hataları kabul edip paylaşmak çok önemli. Bir konu açıkça tartışılmazsa hata kaçınılmazdır. Hep yanlış insanların göreve getirilmesi yeterince denetlenmemesi ortaya çıkmış hatalardır. Yetersiz kişilerin göreve getirilmesi hata getirir. Türkiye Ortadoğu’nun bulanık bir sis perdesinin arkasında görülmeye başlandı. Korkunç bir darbe girişimi yaşadık. Türkiye’nin bir hikâyesi var, ama anlatılması lâzım. Dünyaya yeni bir hikâye sunmamız lâzım. Bu hikâyenin mutlaka iletişimin iyi uygulanması lâzım. Geçmişteki başarıları kimse önemsemiyor. Teşvikler var, ama amaçları çok net olmuyor. Bence çok net bir sonuç var ortada özel kesim kamu kesimi işbirliği sağlanmalıdır.

Her ne kadar bazı tesbitler sadece ‘aile şirketleri’yle ilgili olarak görülse de esasında genel bir kaide olarak da görülebilir. “Hataları kabul edip paylaşmak” devlet idarecilerinin de yapması gereken bir şey değil mi? “Bir konu açıkça tartışılmazsa hata kaçınılmazdır” tesbiti, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu durumu anlatmak için yetmez mi? Gereken ekonomik ve gerekse siyasî meseleler açıkça ve hür bir zeminde tartışılabiliyor mu?  “Yetersiz kişilerin göreve getirilmesi hata getirir”e en büyük delik, ehil olmayan kişilere yetki verilmesi değil midir? Kim, “Hatalardan çabuk vazgeçilmelidir” tavsiyesine itiraz edebilir? Şirketlerin fiyat indirimi yapması iyi, ama daha uzun vadeli tedbirler alınması tesbiti de haklı başka bir tesbit değil mi?

Türkiye’nin dertleri belli, çareleri de belli. Akıl için bir olan yol takip edilecek ve işler ehline verilecek. İşi  ehline vermeyen bir anlayışla sıkıntıları aşmak mümkün değil. Boşa vakit geçirmeyelim her işi ehil olana verelim.