Ekim 17, 2018 11:24 Europe/Istanbul

Yurt: İstanbul'daki 4 üniversitede operasyon: 20 gözaltı

Cumhuriyet:

Kılıçdaroğlu'ndan çok sert Brunson yorumu

Evrensel:

Cezaevlerinde hak ihlalleri: Oda isteyen mahkumu kafese götürmüşler

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 17 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, "İşsizlik kader değil"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"1990-2001 yılları, panellerin çok sık yapıldığı bir dönemdir. Bu panellerde Türkiye'nin ekonomik ve sosyal sorunları tartışılırdı. Çözüm yolları aranırdı. Şimdiki televizyonlarda olduğu gibi temel hedef şov yapmak ve raiting yapmak değil, bilimsel ve uygulama altyapısı olan çözümler üretmekti.Bu panellerden en fazla yapılanı, sendikalaşma, iş hukuku, istihdam, işsizliğin çözümü konularında idi. Benim konum maliye ve özellikle kamu ekonomisi olmasına rağmen, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı olarak bu panellerin çoğuna katılırdım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu panellere 1999 yılına kadar SSK Genel Müdürü olan Kemal Kılıçdaoğlu, Türk-İş Başkanı olan Bayram Meral ve birçok sendika başkanı katılırdı.

Akademisyenlerden, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da yapan Nami Çağan, İktisat Fakültesinden Nevzat Yalçıntaş, Erdoğan Alkin, Nusret Ekin ve Metin Kutal katılırdı. Bu katılanlar farklı düşüncede olmakla birlikte, hiçbir zaman söz konusu farkı çalışmalara yansıtmazlardı. 

AKP ile birlikte önce sendikalar tasfiye edildi. Sonra toplumda ayrışma başladı. Şimdi ne muhalefet partileri, ne de bu tür toplantılarda kimse çözüm konuşuyor.

Dahası bugün de muhalefet olsun diye bazı sendikalar, rakamları çarpıtıyor ve zorluyor. Söz gelimi fiilî işsizlik oranını yüzde 18.2 olarak açıklayanlar oldu. Zorlama olduğu için bu sonuçlar inandırıcı olmuyor. Dahası çözüm için eksik tartışma altyapısı oluşturuyor. Gerçekte ise Temmuz 2018 fiilî işsizlik oranı yüzde 16.53' tür.

Öte yandan siyasi iktidar bugüne kadar işsizliğin çözümü için elle tutulur bir çalışma yapmadı. Yaptıkları tek çalışma, Sayın Erdoğan'ın iş adamlarına ''her işletme bir işçi alırsa, işsizlik çözülür" şeklindeki önerisi oldu. Göstermelik olarak, iktidarla iş yapan birkaç firma işçi aldı. Ancak sonuç tam tersi oldu, işsizlik arttı.

Bu örnekte olduğu gibi, istihdam konusunda siyasi iktidarın bugüne kadar yaptığı bataklığı kurutmak değil, daha kolay bir yol olan  sivrisinekleri öldürmek olmuştur.

İşsizliğin çözülmesi tek başına istihdam politikası ile olmaz. Yapılması gereken makro planlama yaparak, tasarruf-tüketim, tasarruf-yatırım dengelerini kurmak, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasını sağlamak, devlet-piyasa optimal dengesini ve sektörel dengeyi kurmaktır. Sonra bir istikrar programı yaparak, hukuki ve ekonomik altyapıyı güçlendirmektir.

Aynı kapsamda bazı önlemler alınabilir. Söz gelimi;

Devlet, bütçeden sosyal ödenek adı altında dağıttığı yardımların bir kısmı ile her ilin doğal ve kültürel imkânlarını değerlendirecek fabrikalar kurabilir. Bu fabrikalarda iş yaratabilir.

Bu fabrikalar devlet tarafından kurulduktan sonra fabrikada çalışanların maaşlarından bir miktar kesilip yerine hisse senedi verilmelidir. Zamanla fabrikaların sahibi de çalışanlar olacaktır. Böylece devlet de poşet dağıtan devlet değil, iş dağıtan devlet olacaktır.  

Böyle bir projeye iktidar ve muhalefet yanaşmıyor. Çünkü hepsi oy için popülizm yapıyor. Eğer halk daha bilinçli olur ve bugüne değil, yarına bakarsa, siyasi partiler ve özellikle iktidar partisi aynı popülizmi yapamaz.

Sendikalara bağımsız ve demokratik bir yapı kazandırmalıyız. Her ideolojinin ayrı bir işçi konfederasyonu var. Bunlar istihdam sorunu  ve işçi hakları için uğraşmıyorlar yalnızca siyaset yapıyorlar. Bunları tek bir çatı altında birleştirmeliyiz. Çözüm için önce niyet etmek gerekir.

...***

Mustafa Kurdaş 17 Ekim tarihli Milli gazetede, "iPhone’larımızı kıracak ama ajan papazı vermeyecektik!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ülkem insanı çok değil, yakın bir zamanda tanışmıştı Papaz Brunson gündemiyle. Fakat öyle seri, öyle hızlı akışla gelişti ki her şeyi hatırlamak, olup bitenleri alt alta dizmek, yan yana getirmek bile çok zor. Anlamak, idrak etmek için de bu matematiği işletmemiz gerekiyor.Aralık 2016’da FETÖ’ye üye suçlamasıyla tutuklandı Pastör. O gün bugündür ne manşetlerden indi ne de ekranlardan düştü. “Ver papazı, al papazı” açıklamalarıyla birlikte “Papaz Brunson” davası hızla popülerleşti. Bir dönem PYD/YPG üzerinden yapılan “Ey Amerika” söylemlerinde kullanılan cümlelerde artık “ajan, papaz” kelimeleri kullanılıyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yine alışık olduğumuz süreçlerden birini daha yaşıyorduk. Olay ve isimler farklı ama format aynıydı. Belgeler gazete sayfalarını süsledi, fotoğraflar yayımlandı ve tabii ki yine şemalar çizildi.

Dolar alıp başını gitmeye başladı. Aslında uzun zaman önce aramıza giren, yıllardır sinsice bizimle birlikte yaşayan ama henüz kendisini hissettirmemiş olan kriz de kapıyı çaldı… İktidar medya ittifakı hemen adresi gösterdi: Kriz falan yok, her şey hain, ajan Papaz Brunson’un yüzündendi. 

Türkiye, bu ekonomik saldırıya pabuç bırakmayacaktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere bütün AK Parti sözcüleri okkalı okkalı cümleler kuruyor, tarihsel derinlikte duygular okşanıyordu. Hamasetle krizin üstü örtülüyor, krizin muhtemel sorumluluğundan sıyrılmak planlanıyordu. 

Anlayacağınız doların artışı ve yaşanmakta olan kriz de Brunson’a kilitleniyordu. “Türkiye’de kriz yok, ekonomi çok iyi, bütün bunlar Papaz’ı vermediğimiz için başımıza geliyordu” mesajları veriliyordu. Gerçek ne olursa olsun, halk böyle düşünmeliydi. Halk krizin şaşkınlığını yaşarken düşünmesi gerekenleri kendi kendine düşünemezdi. Hemen harekete geçildi ve Milli Mücadele çağrıları yapılacaktı. Bu çağrılar kısa zamanda kampanyalara da dönüştü. Bu uğurda iPhone’lar kırıldı, “Vestel”ler işaret edildi. “iPhone’larımızı bile kıracak ama bu ajan papazı vermeyecektik” cümlesi artık kahvehanelerde bile konuşulur hale gelmiş, sloganlaşmıştı. 

...***

Fadime Özkan, 17 Ekim tarihli Star gazetesinde, " CHP’den HDP’ye giden oylar: Emanet değil diyet!"başlılı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Mart 2019 yaklaşırken flu alanlar yavaşça netleşiyor. Cumhur İttifakı devam mesajı verirken karşı ittifakı oluşturan partiler arası hesaplar ise “açık” veriyor. Bilindiği gibi CHP, İP ve SP 16 Nisan ve 24 Haziran’da HDP ile aynı çatı altında bulunmak istememiş ama potansiyelinden de faydalanmak istemişti. Nitekim bir alış veriş olmuş CHP batıda HDP’ye baraj atlatmış, HDP de doğuda AK Parti’nin oyunu azaltmaya çalışmıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Şimdilerde yerel seçimlerde nasıl bir işbirliği yapılacağı hayli meşgul ediyor muhalefeti. 

CHP’den HDP’ye giden oyların sahipliği tartışması da sürüyor öte yandan. 

Hatırlanacağı üzere yüzde 6,5 olan HDP oyu 7 Haziran’da birdenbire yüzde 13 olmuş, CHP’li Pavey, Demirtaş’a “birlikte sallamaktan” söz etmiş, FETÖ ablaları CHP ve HDP için ev ev dolaşmış, velhasıl bu büyük kayma büyük tartışma yaratmıştı. 

Anlaşıldı ki o oylar emanet de değilmiş. CHP’nin HDP’ye verdiği destek gibi, CHP tabanından ve marjinal soldan gelen oylar HDP’de aynen kaldı. 

Hal bu ki bölge halkı PKK baskısından kurtulup özgür iradesiyle oy vermeye başladığında HDP baraj altına gerilemişti, PKK eteğinde siyaset yapanlar 24 Haziran’da tarihi bir ders almış olacaktı ki, silahla siyaset yapanların imdadına yetişti CHP. 

Böylece HDP’de seçmen eliyle olması gereken değişim de olmadı. Kandil’in dediği oldu. Öyle ki HDP eş başkanı Pervin Buldan şu sıralar bütün mesaisini Öcalan’a özgürlük için harcıyor. HDP, CHP’den nasıl bu kadar emin peki?

Nedenini o tarihlerde HDP sözcülüğü yapan Ayhan Bilgen şöyle açıklamıştı: CHP, HDP’ye diyet borcunu ödüyor!

Bu kanaat durup dururken oluşmadı elbette. Seçim zamanı Kılıçdaroğlu da, Akşener de ve hatta Karamollaoğlu da HDP’nin oyunu alabilmek için “Demirtaş neden içerde” diye kükrüyor ve sanki “AK Parti Demirtaş’tan korkmuş da Erdoğan’ın karşısına çıkamasın diye Demirtaş’ı içeri “’tıktırmış” gibi yapıyordu. Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasında CHP’nin de oyu vardı oysa. Ve hatta AK Parti ve MHP oyları yetmediği için CHP’lilerin oyu belirleyiciydi. O açıdan Demirtaş’ı içeri CHP “tıktırdı” yani. Bugün CHP ve medyası üstünü örtmeye çalışsa da nafile. “Emanet değil diyet” diyen, muhatapları çünkü!