Türkiye'den köşe yazarları
Cevher İlhan Yeniasya gazetesinde, “AKP raporuyla “çözüm süreci” başarısızlığı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Siyasî iktidarın “çözüm süreci”ndeki akıbet bizzat iktidar partisinin “Terörle Mücadele ve İç Güvenlik Raporu”yla deşifre edilmiş.Partinin 8-10 Ocak tarihleri arasında Afyon’da düzenlediği 4. Değerlendirme Kampında sunulan, katılımcı milletvekilleri ile partililerin değerlendirmelerinden oluşan ve Genel Başkan Vekili Mehmet Ali Şahin imzalı raporda “süreç”teki akamet ve dehşet vaziyet rakamlarla ortaya konuluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Milletvekilleri ve parti teşkilatlarına yönelik yayınlanan AKP raporuna göre; Güneydoğu’da en son dört ilçede -Sur, Silopi, Nusaybin ve Cizre- 220 bin sivil vatandaş etkilenmiş. Nüfusun dörtte biri, 93 bin kişi göç etmiş. 10.300 esnaf kepenk kapatmış.
Keza -adı geçen toplantıda- bu ilçeleri kapsayan terör operasyonları hakkında bilgi veren İçişleri Bakanı Ala’nın sunumuyla Cizre’de kazılan 257 hendek ve kurulan barikattan 45’i kalmış. Silopi’de 411 hendek ve barikattan 178’i duruyor.
Kısacası, “beli kırıldı”, “bitti”-“bitecek” denilen terör hâlâ devam ediyor. Aylardır süren operasyonlara rağmen barikatların üçte biri duruyor.
Mevzubahis raporun değerlendirildiği toplantıda milletvekilleri ve parti teşkilâtı, “güvenlikçi politikalar”a geri dönüldüğünden hayıflanarak “Son zamanlarda güvenlik endeksli konuşuyoruz, siyasi yol haritamız var mı?’’ sorusunu sormuşlar; “AKP’nin devletleştiği” eleştirisiyle bunun ciddî sonuçlar doğuracağını uyarmışlar. Kendilerine bir şey sorulmadığından yakınıp, bölge halkının devletten duygusal kopuş riski ve tehlikesini nazara vermiş, bunun mutlaka önlenmesinin gerektiğini söylemişler.
Özetle, iktidar partisinin raporunda “çözüm süreci”nin barış ve çözüm getirmediği, terörü daha da azdırıp çözümü zora soktuğu açıkça itiraf edilirken, iktidar medyasının gerçekleri çarpıtarak başarısızlığı “başarı” diye lanse etmesi, göz göre göre gerçeklerin saptırılmasına açık bir örnek oluyor…
…***
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “İhracat çöktü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İhracatçılar Meclisi dün yeni yılın ilk ayının ihracat rakamlarını açıkladı. Buna göre ihracat Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,4 oranında azalarak 9 milyar 208 milyon dolara geriledi.Şimdi hemen önemli bir hatırlatma yapalım. Son üç yılın ocak ayları ihracat rakamlarını sıraladığımızda 2014 yılı ocak ayı ihracatı 11 milyar 976 milyon dolar, 2015 yılı ocak ayı ihracatı 10 milyar 803 milyar dolar, 2016 yılı ocak ayı ihracatı 9 milyar 208 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamlara göre; son iki yılın ilk aylarında ihracattaki azalma sırasıyla yüzde 9,8 ve yüzde 14,4 oldu. Elimizdeki veriler bize ihracatın son iki yıldır hızla azaldığını gösteriyor. Bu hızlı gerileme aslında ihracatta crash ya da çökme olarak değerlendirilebilir. Çünkü yüzde 10 ve üzerindeki gerilemeleri çöküş olarak değerlendirmek herhâlde yanlış olmaz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Şimdi Ocak ayında yaşanan bu çöküşün ardından gelelim yıllık ihracat hedefine…
Revize edilen Orta Vadeli Program’da 2016 yılı ihracat hedefi 155,5 milyar dolar olarak belirlendi. Ama daha yılın ilk ayında yıllık ihracat 140 milyar 635 milyar dolara geriledi. Yani 2015 yılı ihracatı olan 143 milyar 729 milyar doların altına düştü. Bu gelişme bize daha yılın ilk ayında ihracat hedefinin tutturulmasının kuşkulu olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla ihracat hedefinde yaşanacak gerilemenin milli gelir hedefini de tehlikeye soktuğunu belirtelim. Çünkü revize programda 2016 milli geliri 732 milyar dolar olarak tahmin edildi. İhracat gerilediği takdirde milli gelirin de gerileyeceğini şimdiden belirtelim. Yani bu gidişle fakirleşmeye devam edeceğiz.
Gelelim bu çöküşten kurtulmak için yapılması gerekenlere…
İhracattaki çöküşü aşabilmek için önce toplumsal ve siyasi gerginliği gidermek şart. Çünkü siyasi kutuplaşma ekonomiyi yordu. Ve küresel hukuk kurallarından uzaklaşılması yatırım iklimini bozdu. Bu arada petrol fiyatlarındaki gerilemenin iç fiyatlara yansıtılamaması Türkiye’nin rekabet gücünü azalttı. Yine petrol fiyatlarındaki gerilemenin iç piyasaya yansıtılamaması enflasyonu hızla artırdı. Dünyada ulaştırma, enerji ve gıda fiyatları hızla gerilerken Türkiye’de sürekli arttı. Dolayısıyla Türkiye yüksek enflasyon nedeniyle yüksek oranlı devalüasyon yapmak zorunda kaldı ve bu gidişle kalacak.
O hâlde kaynakları döviz kazanmak amacıyla yeniden dağıtmak gerekiyor. Artık lüks konut, lüks AVM ve lüks otomobille büyüme modeline son verilmeli. İhracata konu olan imalat sanayiine ve tarım üretimine kaynaklar yönlendirilmeli. Aksi takdirde döviz bulamayacağız.
…***
Orhan Dede, Yeni Mesaj gazetesinde, “Süreçler terörü değil Türkiye’yi bitirecek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Önce açılım süreciyle sonra çözüm süreciyle Türkiye’yi içinden çıkılması zor belki de imkânsız bataklıklara sokan AKP hükümeti, yeni bir süreç başlatıyor.Bundan önceki süreçlerle ağır yara alan Türkiye’nin bu yeni sürecin yükünü kaldırabileceğini hiç zannetmiyorum.Hükümete yakınlığıyla bilinen yazar Abdülkadir Selvi’nin ifadelerine göre AKP’nin başlatacağı yeni sürecin adı, açılım ya da çözüm süreci olmayacak, ‘istişare süreci’ olacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP’nin ‘istişare süreci’ planı şöyle;
1- Başbakan Davutoğlu her hafta Güneydoğu’da farklı bir ili ziyaret edecek. Bu bağlamda ilk ziyaret Mardin’e.
2- Davutoğlu tüm muhataplarla bir araya gelecek. Başbakan Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki önce Barolarla, sonra esnaf, sanayi ve ticaret odaları ve STK’larla bir araya gelecek. İstanbul Dolmabahçe’de ise her kesimden aydınlarla görüşecek.
3- PKK’yla masaya yeniden oturulacak.
4- Masada PKK’yla sadece silah bırakma konuşulacak. Demokratikleşme gündem edilmeyecek.
AKP hükümeti 2013’te her bölgede ayrı ayrı Akil Adamlar Heyetleri oluşturmuş ve o süreçte atılan adımlar, Türkiye’yi bugün içine düştüğü duruma getirdi.
Çözüm sürecindeki adımlarla güvenlik zafiyetine mahkûm edilen Türkiye, şimdi istişare sürecinde atılacak yanlış adımlarla kim bilir hangi tehlikelere düçar edilecek…
Aslında Türkiye bugünkü duruma İmralı’yla müzakere ederek alınan kararlarla getirildi. Akil Adamlar Heyetleri’nin tek yaptığı şey milleti suça ortak etmekti. ‘Biz size geldik ve sorduk’ demek içindi.
Yeni başlatılan istişare sürecinin çok daha geniş kapsamlı olacağı açıklanıyor.
Temeli yanlış olduktan sonra istediğiniz kadar yanlışı genişletin, böyle bir süreçten sağlıklı bir sonuç çıkabilir mi?
Türkiye’yi bu içinden çıkılmaz noktaya bile bile düşüren AKP hükümetinin, ülkeyi bu durumdan çıkarabilmesi imkânsızdır, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Başta Güneydoğu olmak üzere tüm Türkiye’nin en büyük sorunları işsizliktir, yoksulluktur, açlıktır, gelirdeki adaletsiz paylaşımdır. Bu sorunlar, terör örgütünün taraftar bulmasının altında yatan en önemli etkenlerdir de aynı zamanda.
İşsizliği çözmek için fabrikalara, açlığı çözmek için gelire ihtiyaç vardır.
Bu sorunları çözmek için ne akil adamlara, ne de istişare süreçlerine ihtiyaç vardır, yapılacaklar bellidir.
Asıl yapılacak olanları yapmayacak ya da yapamayacak olanlar bir süreci kapatıp, yeni bir süreç açarak devlet parça parça olana kadar herkesi oyalamaktadırlar.