Ekim 22, 2018 10:48 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Kriz basını da vurdu

Evrensel:

Cemal Kaşıkçı'nın ölümüne dair yeni iddialar

Yenişafak:

Riyad inkarı sürdürüyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ege Cansen, 21 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde, " Dolara yüzde 7.5 fazi vererek borçlanma" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye Cumhuriyeti Devleti, geçen hafta 5 yıl vadeli 2 milyar dolarlık tahvil çıkardı. Kamuya açıklanan bilgilere göre, yıllık %7,25 faiz kuponu bulunan tahviller, nominalin altında satıldığı için, tahvil alana getirisi %7,5 olmuş. Bu tahvilin satışına aracı olan yabancı bankalar da herhalde %1-1,5 dolayında komisyon ve masraf payı almıştır. Yani Hazine yabancıların dolarına %7,5 faiz vererek onlardan yeni dış borç almıştır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bakanlık, “İhraç edeceğimizi ilan ettiğimiz tahvil tutarının 3 misli talep geldi” diyerek övündü. Mecburiyetten de olsa, Türk halkını bu kadar yüksek döviz faizi ödemek gibi bir yükümlülük altına sokmak övünülecek bir şey değildir. Eğer kapris yapılmayıp, IMF ile anlaşma yoluna gidilseydi, ödenecek faiz muhtemelen bunun yarısı olurdu. Gelişmiş ülkelerin devletleri, ilke olarak sadece kendi para birimleriyle borçlanır. O ülkenin beklenen enflasyon ve muhtemel devalüasyon veya revalüasyon düzeyine göre faizler farklılık gösterir. Yapısal olarak cari fazla veren ülkeler en düşük hatta reel olarak “eksi” faizle borçlanır. Mesela Japonya ve İsviçre için bu hep böyle olmuştur. Nitekim Japonya'da halen 5 yıllık devlet tahvilinin faizi %0,1 düzeyindedir. Almanya da ise Japonya'ya göre daha yüksek enflasyon olduğu için, 5 yıllık devlet tahvillerinin reel faiz beklentisi “eksi” %0,14'te duruyor. Sözü uzatmadan bu faizleri “sıfır” diye okumak daha bilimsel bir yaklaşım olur. Kısa süre önce haline acıdığımız komşu Yunanistan'ın 5 yıllık devlet tahvili getirisi %3,4'tür. Cari fazla veren Pasifik ülkelerinden mesela Güney Kore ve saz arkadaşlarının 5 yıllık faizleri %2,5 dolayındadır. Bizimkine yakın bir faizi (%8) Hindistan ödemektedir. Polonya'nın 5 yıllık devlet tahvili faizi %2,6 dolayındadır. 28 AB ülkesinin ortalaması %1,5'dir.

Türkiye ekonomisinin makro dengeleri açısından önemli olan, kamunun ve özel sektörün (bankalar dâhil), yurt içine ve dışına ödediği “reel TL” ve özellikle “döviz” faizidir. Eğer bu faizler o yılın milli gelir büyümesinden yüksekse, “fakirden zengine” ve “yurt içinden yurt dışına” milli servet transferi oluyor demektir. Türkiye önümüzdeki 5 yıl ortalama %9 büyümeyecektir. Krizi atlatmak için bile olsa %9 maliyetle dolar borçlanma zorunda kalmak, üzücüdür.

...***

Ersoy Dede, 21 Ekim tarihli Star gazetesinde, " CHP seçmeni partisinden bir açıklama bekliyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"İş Bankası’ndaki hisseleri üzerinden başlayan tartışma açıkça CHP’yi yerel seçimler öncesinde iyiden iyiye hırpalamış durumda.. Çünkü hâlâ daha neden bu hisseleri hazineye devretmemek için direndiklerini izah edebilmiş değiller.. Kendi tabanı ilk günlerde ‘Bu hükümet İş Bankası’na çökmek istiyor’ yaygarası yaptı.. Ancak işin öyle olmadığı ortaya çıkınca bu defa eleştirilerini CHP’ye yönelttiler; “Neden hiçbir kârımız/menfaatimiz olmayan bir işte ısrar ediyoruz?” demeye başladılar.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdi Cumhurbaşkanı Moldova dönüşü açıkladı.. İş Bankası’nın iştiraklerinin de mercek altına alınması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı sadece Şişe-Cam örneğini verdi.. Oysa İş Bankası’nın; finans, cam, telekomünikasyon ve sanayi ana gruplarında faaliyet gösteren 23 şirkette doğrudan ortaklığı var.. Dolaylı olarak kontrol ettiği şirket sayısı ise 95.. Neymiş bu iştirakler peki?.. İş Bankası yayınlarından Şişe-Cam’a, Anadolu Hayat emeklilik’ten Sınai Kalkınma Bankası’na, Bayındır Hastanesi’ne, İşNet’e SoftTech’e kadar 23 şirket… Bence şimdi tam da, CHP seçmeninin, parti yöneticilerine;  ‘senden bir açıklama bekliyorum’ diyeceği günler geliyor.. 

CHP etrafında dönüp duran tartışmaların ana nedeni nedir biliyor musunuz?.. CHP’nin bizzat kendisi.. “CHP” gibi ağır bir mirası sahiplenmenin getirdiği büyük yük..CHP’liler anlatırken; “Cumhuriyet’i kuran partiyiz” diyorlar.. “Türk siyasetinin en eski partisiyiz..” falan diyorlar değil mi?.. İyi de aynı CHP yakın tarihin kötü pek çok mirasına da sahip.. Bence her fırsatta karşısına çıkan ve izah etmek zorunda kaldığı kötü mirastan kurtulmanın tek yolu, iyi hatıraları da mazide bırakıp, yeni bir partiyle yola devam etmektir..

...***

Özcan Yeniçeri, 21 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, "İktidarları ateş değil körlük yakar!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye'yi on altı yıldır tek başına yöneten iktidara göre bütün sorunların nedeni başta ana muhalefet sonra dış güçlerdir.İktidarın sorunları çözmekte değil ama ihale etmekte üstüne yoktur. Türkiye'yi on altı yıldır sanki AKP iktidarı değil de başkaları yönetiyor.Sayın Cumhurbaşkanı FETÖ ile ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söylüyor: "FETÖ'nün devlet ve topluma nüfuz etme olayı ise yeni değil eskidir. FETÖ, 1970'lerin ortalarında bünyeye girmiş, 40 yıl boyunca bünyede sinsi şekilde büyümüş, palazlanmış, vücudun farklı organlarına bulaşmış habis bir urdur.""diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Eyvallah burada doğru bir tespit söz konusudur.

Sayın Cumhurbaşkanı özet olarak diyor ki "FETÖ, 40 yıllık serencamı içerisinde en güçlü desteği 80 darbesiyle, 28 Şubat müdahalesinin faillerinden görmüştür."

On altı yıllık AKP iktidarı döneminde FETÖ'nün CIA'nın yönlendirmesiyle nasıl palazlandığı ve devletin kadrolarına nasıl sızdığından hiç söz etmiyor!Bu durumda AKP döneminin İçişleri eski Bakanı Efkan Ala'nın şu itirafı nereye konulacaktır?Ala, "Emniyette daire başkanlığı seviyesinde bir istihbarat örgütümüz var. Bu İstihbarat Daire Başkanlığı'nda 17-25 Aralık'tan önce yaklaşık 7 bin çalışandan 6 bin 500'ü FETÖ mensubuydu." Ala, göreve geldiğinde 81 ilin 74'ünün emniyet müdürü de FETÖ'cüydü.Acaba Cumhuriyet tarihi boyunca FETÖ yönünden böyle bir verimli durum hiç söz konusu olmuş mudur?Dahası işte bu FETÖ'ye "aynı menzilin yolcusuyuz" diyenler, "Hoca efendi hasretinizden gözümüz yollarda kaldı" diye ağıt yakanlar, FETÖ'ye "ne istediyse verenler" ya da FETÖ ile birlikte 2010 referandumunda 'mezardakileri de kaldırıp oy kullandıranlar' kimlerdi?

Devletin tepesine FETÖ'cü hainler kimlerin imzalarıyla atandılar?

Emniyetteki ve TSK'daki stratejik görevlere FETÖ'cülerin gelmesini sağlayan terfilerin altında kimlerin imzaları var?

 'Biz farkında değildik, onları böyle bilmiyorduk, 17/25 Aralık'ta gözümüz açıldı' demek iktidarı sorumluluktan kurtarır mı?AK Parti adı üzerinde kendisini sütten çıkmış ak kaşık görüyor.Bundan bir kaç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan Isparta'da yaptığı konuşmada "Isparta'da 100 kilo altın bulundu. 5 milyon dolar para bulundu" diyor.FETÖ, yüz kilo altını Isparta'ya toplar, iktidarın haberi yok. Belki de tonlarca altını, milyonlarca doları yurt dışına FETÖ kaçırdı onlardan da iktidarın haberi yok!Yüz kilo altın ile beş milyon dolar para Isparta'da FETÖ'cüler tarafından toplanırken iktidar acaba hangi tatil köyünde istirahat ediyordu?TSK'nın, Emniyetin stratejik mekanizmalarını ele geçirir iktidarın haberi yok.Yargıya, idareye sızar iktidarın yine haberi yok!En sonunda 15 Temmuz'da FETÖ darbeye kalkışır iktidarın gözü açılır. FETÖ ile varlık yokluk mücadelesine girer.Sonra da iktidar gururla, 'FETÖ'yle en büyük mücadeleyi biz yapıyoruz' diyor.İsterseniz yapmayın!Pes doğrusu...Dahası işin bir de diğer yanına bakalım! Çözüm adlı süreci dış güçler mi yoksa iktidar mı bu ülkenin başına bela etti? Tüneller, hendeklerle kentler hangi süreçte dolduruldu?