Ekim 23, 2018 10:46 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: İttifak'ta yüksek gerilim

Yenişafak:

Mutreb 15 kişilik infaz timinin başındaydı

Karar:

Kaşıkçı cinayetinde şeytan üçgeni

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İhsan Çaralan, 23 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, "O 'kriz yok' derken sen misin 'kriz var' diyen!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Geçtiğimiz cuma günü Adana Organize Sanayi Bölgesinde namazdan çıkan işçilere, Emek Partisi’nin merkez yayını olan “Emeğe Sesleniş” adlı bülteni dağıtan beş partili gözaltına alındı. Beş saat kadar gözaltında tutulan partililer ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelerre yer veriyor:

 

...***

 “Bunu emniyet hep yapıyor, ne var bunda gündem yapılacak?” denebilir. Ama öyle değil. Bildiri dağıtan muhalif parti üyelerinin gözaltına alınması emniyetin bir rutinine dönüşmüş olabilir. Ama bu gözaltı, savcılığın da direktifiyle, polisin, gözaltına aldığı partililere “piyasa dolandırıcılığı” gibi bugüne kadar pek rastlanmamış bir suçlama yöneltmesi itibariyle bütün önceki gözaltılardan ayrılmaktadır.

Çünkü Cumhurbaşkanı ve Hükümet; her biri ekonomik krizin bir başka boyutunun ifadesi olan; Halkın tükettiği başlıca malların fiyatlarında olağan dönemlerde görülmeyecek büyüklükteki artışları ve bizzat Hükümetin doğalgaz ve elektriğe yaptığı büyük zamları,  İşten çıkarmaların, ücretsiz izinlerin, ücretsiz fazla mesai zorlamalarının yayılmasını,   Ekonomik büyümenin hızla küçülmesi ve önümüzdeki aylarda “eksi büyüme”nin kaçınılmazlığının bizzat Hükümet tarafından “Yeni Ekonomik Program” olarak ilan edilmesini,        Ekonomi yönetiminin ülke ülke dolanarak borç para aramasını... “Kriz yok, ekonomik dalgalanma var” diyerek geçiştirmek istemektedir.

Emek Partisi, “Hayır bir ekonomik kriz vardır. Emekçiler krizin yükünü kabul etmemeli, bunun için İş, Ekmek, Özgürlük şiarıyla mücadele etmelidir” demektedir.

Adana’da “Emeğe Sesleniş” dağıtırken gözaltına alınan Emek Partisi üyelerini savcılık işte bu nedenle suçlamaktadır. Nitekim gözaltına alınan partilileri emniyet, Cumhuriyet savcısının talimatı ile “Bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığı suçu”nun tanımlandığı 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 107/2 Maddesi’ne dayanarak suçlamıştır.

Öyle anlaşılıyor ki, bildiride denildiği için piyasalarda panik yaratıldığı, buradan haksız kazanç sağlanması amaçlandığı varsayılarak Emek Partisi ve bildiriyi dağıtan partiler suçlanmak istenmektedir.

Ancak şu da bir gerçek ki, ön yargılarla aklı karıştırılmamış her vatandaş bilir ki, “piyasa dolandırıcılığı”, Emek Partisi ve onun üyelerine yöneltilebilecek en son suçlama bile değildir. Suçlamanın başına “bilgi bazlı” eklemesi yapılması da bu gerçeği değiştirmez.

Çünkü tartışma teferruatından arındırıldığında, savcılığın emniyet üstünden Emek Partililere yönelttiği suçlama; “Cumhurbaşkanı ‘Kriz yok ekonomik dalgalanma var’ derken siz nasıl ‘Kriz var’ diyen ‘Emeğe Sesleniş’i dağıtabilirsiniz” suçlamasıdır.

Evet, böyle bir parti bildirisinin dağıtımının partinin üyelerinin gözaltına alınarak engellenmesi;

1) Yasalara göre kurulmuş bir siyasi partinin, kendisine yasal olarak tanınmış görüşlerini yayma hakkının, bizzat herkesin yasalara uymasını sağlama görevi olan devletin güvenlik güçleri ve savcısı tarafından ihlal edilmesidir.

2) Partinin siyasi faaliyetinin engellenmesidir.

3) İfade özgürlüğünün ayaklar altına alınmasıdır.

…***

Abdullah Muradoğlu, 23 Ekim tarihli Yenişafak gazetesinde, " Kaşıkçı cinayeti Trump’ın ‘işlerini’ bozdu!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cemal Kaşıkçı’nın katli ABD-Suudi ilişkisinde yeni bir çatlak açtı. Hem “Demokratlar” ve hem de azımsanmayacak sayıda “Cumhuriyetçi”, Trump’ın Suudi politikasını sorguluyorlar. Bu sorgulamalar Trump’ın damadı ve başdanışmanı Jared Kushner’in Suudi Kraliyet Prensi Muhammed bin Selman ile yakın ilişkisini de kapsıyor. Trump’ın sözde “Ortadoğu Barış Heyeti”ne başkanlık yapan Kushner, içeriği hâlâ açıklanmayan ‘barış plânı’nın Filistinliler’e dayatılması için Prens Muhammed’e çok bel bağladı. Trump yönetimi ile Filistin yönetimi arasındaki temas, ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmasıyla kopmuştu. Trump yönetimi Filistinliler’i müzakere masasına çekmek için şantaj niteliğinde bir dizi karara imza atmıştı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Trump yönetiminin Prens Muhammed’e açtığı cömert krediler “Kaşıkçı Cinayeti”yle birlikte yeniden tartışmaya açıldı. Kongredeki senatörler, Kushner ile Prens Muhammed arasındaki yakınlığın perde arkasının soruşturulmasını da istiyorlar. Kushner’in Prens Muhammed’in pozisyonunu güçlendirmek için sadece ABD Başkanlarının görebildiği istihbarat bilgilerini paylaştığı iddiaları bir ara çok tartışılmıştı. İddialara göre bu bilgiler Kraliyet ailesi içinde Prensin yolunun üzerine çıkabilecek kudretli isimleri de içeriyordu. Prens Muhammed’in diğer prensleri tasfiye etmesinde bu bilgiler çok işine yaramıştı. Kongre’de birçok senatör “Kaşıkçı Cinayeti”nin azmettiricisi olarak Prens Muhammed’i işaret ediyorlar. Bu senatörlere göre Prensin pervasızca davranmasında Trump yönetiminin teşvikleri önemli rol oynadı.

Trump, Kongre’den gelen yaptırım çağrılarını püskürtmek için 110 milyar dolarlık silah anlaşmalarını öne sürüyor. Trump, Suudilere silah satışının durdurulmasını isteyenlere, “işlere zarar vermek istemiyorum. Başka cezalandırma yolları var” diyerek karşılık veriyor. Mart 2018’de Prens Muhammed, Beyaz Saray’ı ziyaret ettiğinde Trump ABD’ye gelecek işlerin sayısını 40 bin olarak söylemişti. 13 Ekim’de Trump iş sayısını 450 bine, 17 Ekim’de 500 bine, sonrasındaysa 600 bine çıkardı. Trump daha da ileri giderek toplamda 1 milyondan fazla iş üretileceğini söyledi. Oysa uzmanlar Mart 2018’de Trump’ın verdiği 40 bin işin abartılı olduğunu, bu sayının en fazla üçte biri kadar iş üretileceği görüşündeydiler.

Yorumculara göre “Kaşıkçı Cinayeti”nin ardından Trump’ın sayılarla oynaması, Kasım seçimleri öncesinde Amerikalıları etkilemeye yönelik bir argüman. Trump’ın Suudilerle ilişkisinde “İsrail faktörü” ön planda. Bütün hesaplar İsrail’in çıkarlarına endeksli. Oysa kamu oyu araştırmaları Trump’ın İsrail yanlısı politikasının Yahudi seçmenlerden bile ciddi oy kaymasına yol açmadığını gösteriyor. Nitekim “Yahudi Seçmen Enstitüsü” tarafından yaptırılan araştırmaya göre Yahudilerin yüzde 74’ü Kasım’daki seçimlerde Demokrat adaylara oy vereceğini söylüyor. Bu oran, önceki seçimlerdeki sonuçlarla da benzerlik gösteriyor.

...***

Zülal Kalkandelen, 23 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Kaşıkçı, Suudi Arabistan, ABD ve Yemen"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Haftalardır siyasi gündemde Kaşıkçı cinayeti var. Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda katledilmesi hakkında sürekli analizler yapılıyor.Herkes merak ediyor; acaba ABD, müttefiki Suudi Arabistan’a yaptırım uygulayacak mı?Uygular mı?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

16 Haziran 2015’te, ABD Başkanlığı için adaylığını Trump Tower’ın lobisinde açıklarken “Suudileri çok seviyorum. Bu binada çok sayıda var!” diyen...21 Ağustos 2015’te, “Suudiler ve ben çok iyi anlaşıyoruz. Benden daire alıyorlar. 40 milyon, 50 milyon harcıyorlar. Onları sevmemem mi bekleniyor? Onlardan çok hoşlanıyorum” diye itirafta bulunan...Başkan seçildikten sonra, Mayıs 2017’de, ilk resmi yurtdışı gezisini, diğer ABD başkanlarının aksine, Suudi Arabistan’a yapan....Suudi kraliyet ailesi ile birlikte kılıç dansı gerçekleştiren...Riyad’da konuşurken “Ülkenizin etkileyiciliğini ve vatandaşlarınızın kibarlığını hep duymuştum ama kelimeler bu ülkenin görkemini anlatmaya yetmez” diyen....Suudilerle kişisel çıkar ilişkileri olan Trump, ABD’nin bu ülkeye ciddi bir yaptırım uygulamasına razı olur mu? Suudilerin sattığı petrolü ve ABD’den aldıkları silahları, milyarlarca dolarlık ticareti bir kenara iter mi? Kendisine 12 Ekim 2018’de Kaşıkçı cinayeti sorulduğunda bunun yanıtını verdi zaten:“Bu durum hiç hoşumuza gitmiyor. Fakat bu ülkede 110 milyar doların harcanmasını durdurmak için karar verilmesi konuşulurken onların 4.5 seçeneği, hatta çok iyi 2 seçeneği olduğunu da biliyorsak, bu benim için kabul edilebilir değil.”Suudi Arabistan’ın İran’a karşı ABD ile hareket ettiğini de düşünürsek, aralarındaki ilişkide köklü bir değişikliğin yaşanma olasılığı zayıf.

Fakat ben konunun Türkiye ve ABD açısından başka bir yönünü merak ediyorum. Suudi Arabistan önderliğindeki Arap koalisyonu, mezhep çatışmasının yaşandığı Yemen’de katliama doymuyor, sivil ölümleri sürekli artıyor. 2000 yıl önce Romalıların “Arabia Felix”  adını verdiği Yemen’de bugün insanlık suçu işleniyor.