Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Erdoğan ile Trump 11 Kasım'da buluşacak
Cumhuriyet:
Riyad'a Trilyon dolarlık boykot
Evrensel:
Suudi Arabistan konsolosluğuna ait araç incelendi: 2 valiz bulundu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Murat Muratoğlu, 23 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde, "Merhabalar, nasıl gidiyor arabalar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP Grup Toplantısı yeni bitmişti. Erdoğan, Meclis'ten ayrılırken gazetecilerin olduğu bölüme geldi. “Merhabalar nasıl gidiyor arabalar” diye takıldı. Güzel bir hava oluştu. Bu cümleleri bir köşe yazısında okuduğum esnada, kendimi omuzlarımda vatkayla 1980'li yıllarda hissettim o anda… Aynısını ben yapsam, yüzüme boş boş bakarlar anca! Sahi “nasıl gidiyor arabalar?” Satılmıyor ki, nasıl gitsin arabalar? Otomotiv Distribütörleri Derneği'nin açıklamasına göre eylül ayında yüzde 68 düşen satışlar, firmaların indirim ve faiz kampanyalarına rağmen ekim ayında daha da daraldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Geçen yıl ekimde 92 bin adet satış yapılmıştı. Bu yıl iyimser bir hesapla satışlar en fazla 25 bin civarı… Bu fiyatlardan hâlâ otomobil satabildiklerine göre bence oldukça başarılı… Esas şaşırtıcı olan yüzde 72 daralma yaşayacak kadar genişleyebilmiş olması. Birikimi olmayan bir milletin gözünü karartıp borçlanması… Krediyle otomobil alması! Yılın başında 1 milyon satış hedefi koymuşlardı. Hedef ancak yarısında kaldı. Üç-dört yıllık otomobillerin ikinci el fiyatları, geçen yılın sıfır fiyatlarını yakaladı. İnternet sitesi sahibinden.com'da 496 bin satılık vasıta ilanı var. Millet, ihtiyaçtan elindekini satmaya çalışıyor. Önümüzdeki aylarda bu sayı daha da artar.
Asgari ücretle çalışan bir işçi bugün 62 aylık maaşı ile en ucuz sıfır Clio'yu alabiliyor. Kira, fatura ödemesin, yemek yemesin, gerekirse arabanın bujilerini kemirsin. Biriktirsin. Yine alamaz! Sadece şekerli su içerek 62 ay hayatta kalsa bile, arabanın fiyatı 120 bin liraya çıkınca ancak babayı alır kanımca… Sen bırak sıfır araç almayı, asgari ücretliye sıfır arabayı bedava versen, yakıta, vergiye, sigortaya, bakıma gücü yetmediğinden, satar bir yıl geçmeden. Otomobil değil dipsiz kuyu sanki! Gözünü kararttın, parayı gözden çıkardın. Önce ÖTV, KDV, MTV, ÖTV'nin KDV'si, tescil, harç, TRT payı ödeyip araba mı alacaksın? Hadi aldın… Bitti mi? Trafik sigortası yaptıracaksın, kasko yaptıracaksın, her yıl iki kere motorlu taşıtlar vergisi ödeyeceksin, muayene ücreti vereceksin. Paralı yollar, yap-işlet tüneli, köprü ücreti, oto-park bedeli… Kış geldi kış lastiği, bakımı, aküsü, yağı… Bir de radara yakalandın, trafik polisi tuzağına takıldın, yanlış park ettin aracı çektirdin… Kaçış yok! İlla o trafik cezasını ödeyeceksin! Zira 2019 yılı bütçe yasa teklifine göre önümüzdeki yıl vatandaşa 6 milyar 165 milyon liralık ceza kitlenecek. Polislerin ceza hedefi var illa seni, beni çevirecek. Yoksa bu kadar harcamaya ülke bütçesi nasıl denkleşecek?
...***
Erdal Sağlam, 23 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, " Konkordato furyasının faturası ağırlaşıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomide bozulan dengelerin yarattığı tahribat somut biçimde kendini gösteriyor.Son dönemde şirketlerin konkordato talepleri bir furya halini alırken, bunun faturasının önümüzdeki dönem reel sektör ve bankacılık sektöründeki sıkıntıları önemli ölçüde büyütmesinden kaygı duyuluyor.Vadesi gelen borçlarını ödeyemez hale gelen ya da ödemeyeceğini gören şirketlerin ticaret mahkemesine konkordato başvurusu çok arttı. Şimdiye kadar 3 binin üstünde şirketin konkordato ilanında bulunduğu belirtiliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İflas erteleme yönteminin kötüyü kullanımı nedeniyle bu yönteme dönüldü ama giderek çok daha yoğun biçimde, bu yolun da kötüye kullanımının olduğu iddiaları ileri sürülmeye başladı. Mahkeme sürecinden konkordato ilan edildiğinde atanan görevlilere ve bilirkişi aşamasına kadar hukuki süreçlerde sıkıntılar bulunduğu konuşulmaya başladı.
Asıl sıkıntı ise tabi ki konkordato ilan eden şirketin çalışanları ve alacaklıları yönünden yaşanıyor. Likidite açısından zora girmiş şirketlerin bu yola başvurması, doğal olarak zincirleme biçimde başka şirketler ve bankaların da likidite sorunlarının büyümesine yol açıyor.
Tabi ki bu şirketten alacaklı bankalar en zor duruma kalan kesimlerden. Bu nedenle bankalar çok daha titiz borç verme prosedürleri işletiyor, dolayısıyla kredi hacminde nominal olarak bile büyük gerilemeler yaşanıyor.
Bankacılara sorduğumuzda konkordato ilan eden şirketler eğer bu ilanı geri çekmezlerse, kredi geri ödemeleri için masaya bile oturmadıklarını, ilanı geri çekerse yani iyi niyetini gösterirse yeniden yapılandırma yoluna gideceklerini söylüyorlar. Bir başka deyişle iyi niyetli ve imkanı olan banka borçlusu şirketlerin aslında böyle bir yola başvurmadan, kendilerine başvurduklarında gerekli kolaylıkları gösterdiklerini belirtiyorlar. Dolayısıyla konkordato ilanına bankalar tarafından şüpheli bakıldığının da ipuçlarını alıyoruz.
Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, çoğunluğu inşaat sektörü olmak üzere tekstil, ayakkabı, sağlık gibi hammaddesi ihracata ve dolayısıyla dövize endeksli sektörlerden gelen konkordato taleplerinin çığ gibi büyüdüğünü belirterek, bu konuda Meclis araştırması istedi.
Milletvekili, Çalıştığı şirketin konkordato ilanıyla ücretlerini alamayan işçi ve emekçilerin konkordatonun mağdur ettiği kesimlerin başında geldiğini, bu yöntemde bankaların kullandırdıkları kredi karşılığı rehinli alacakların işçi alacaklarının önüne geçtiğini, bu süreçte işçi alacaklarına çözüm olarak sunulan ‘Ücret Garanti Fonu’nun ise çözüm üretmekten uzak olduğunu belirtti.
…***
Kamil Tekim Sürek, 23 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, "Kaşıkçı cinayeti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bir cinayeti ne kadar iyi planlarsanız planlayın mutlaka bir açık verirsiniz. Kaşıkçı cinayetinde ise onlarca açık var.Cinayet teamülen işlenmiş. Kaşıkçı’yı Türkiye’ye yönlendirmişler. Katilleri ve cinayetin delillerini ortadan kaldıracak ekibi önceden hazırlamışlar ve Türkiye’ye getirmişler. Kendisine bir zarar vermeyeceklerine de Kaşıkçı’yı inandırmışlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kaşıkçı, Konsolosluğa girdi ve bir daha çıkmadı iddiasını dahi baştan hesaplayıp, bir dublör getirmişler ve Kaşıkçı’nın elbiselerini ona giydirip, Konsolosluğun arka kapısından çıkarmışlar. Ama Kaşıkçı’nın ayakları dublörden küçükmüş, onun için ayakkabılarını giydirememişler. Dublör spor ayakkabı ile gezinmiş İstanbul sokaklarında. Gömlek de biraz dar gelmiş ve pantolonun paçaları kısaymış.
Görüntüler, ses kayıtları vd. ortaya çıkınca Suudi Arabistan cinayeti inkar etmekten vazgeçti. Bu kez, cinayetten Veliaht Prensin ve iktidarın haberi olmadığı savunması ileri sürüldü. Muhtemelen cinayeti işleyen ekip de cezalandırılacak.
Suud iktidarının savunucuları hemen bir komplo teorisini piyasaya sürdüler. Suudi Arabistan’da şiddetli bir iktidar kavgası varmış ve Salman’ın rakipleri bu tezgahı düzenleyip Salman’ı güç durumda bırakarak tahtı terk etmesini planlamış. Bu iddiada, Salman’ın en yakın adamları, Türkiye’ye gelip cinayeti işleyenler rakip grubun adamları olarak tarif ediliyor. Salman’ın en yakın adamlarının komplo kurması iddiası teoriyi çürütüyor. Ayrıca, Salman’ın iktidarını tehdit eden bir iç rakip iktidar gücü yok. Tersine, Salman olası rakiplerini kısa süre önce adeta bir darbe yapar gibi tasfiye etti. Belli ki, Kaşıkçı’nın öldürülmesi de bu tasfiye operasyonunun bir parçası idi.
Tabii, ABD’deki seçimdeki muhalifleri Trump’ı ve Suud Prensi’ni rahat bırakırsa. AKP’nin Suud senaryosuna inanması için ne isteyeceği ise malum!