Ekim 24, 2018 13:38 Europe/Istanbul

Evrensel: 3. Havalimanında işçilerin eylemi sürüyor

Karar:

Suudi yetkililer, Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmasını gizlemek için dublör kullandıklarını kabul etti

Yeniçağ:

TÜBİTAK’ta dikkat çeken atamalar

Şimdi ie hafta içi köşe yazıları:

...***

Öztin Akgüç, 24 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Döviz kuru istikrarı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Günümüzde dünya genelinde döviz kuru rejimi, dalgalı kurdur. Kuramsal olarak, dalgalı kur rejiminde döviz kuru kambiyo piyasalarında arz ve talebe göre belirlenir, ulusal paranın değerinin diğer para cinslerine karşı serbestçe dalgalanmasına izin verilir. Ancak uygulamada temiz dalgalanma olarak nitelendirilen döviz kurunun arz ve talebe göre serbestçe belirlendiği kambiyo piyasası fiilen mevcut değildir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Merkez bankalarının farklı amaçlarla doğrudan veya dolaylı biçimde kambiyo piyasalarına müdahale ettiği kirli - gözetimli dalgalanma en yaygın uygulanan kur rejimidir. Döviz kuru istikrarı sağlanması sabit kur rejimi değildir.Gözetimli dalgalanmada merkez bankası, merkezi kuru ve dalgalanma boyutunu belirlemekte, değişen koşullara, belirli göstergelere göre de kuru ve dalgalanma boyutunu ayarlamaktadır. Döviz kuru istikrarı için kur tahmini, kuru etkileyen ekonomik değişkenlerin, değişkenlerle kur arasındaki nicel bağıntının belirlenmesi gerekir. Merkez bankaları açısından kısa süreli dalgalanmalardan çok, orta vadede döviz kurunun gelişme yönünü belirlemek önemli olduğundan, döviz kurunu etkileyen faktörlerin saptanması öncelik taşır. Döviz kuru değişiminin, ülkeler arası fiyat artışı hızı farklılığından kaynaklanması, kuramsal olarak Satın Alma Gücü, Parite -Eşitlik- kuramına dayanır. İktisatta tek fiyat kanununa göre, benzer mal ve hizmetlerin fiyatlarının tüm piyasalarda aynı olması gerekir. Her cins para biriminin piyasalarda satın alabileceği mal ve hizmet miktarı eşit olmalıdır. Fiyat artış hızı diğer ülkelere göre daha yüksek olan ülkenin parasının satın alma gücünün azalması, para değerinin diğer yabancı paralara göre düşmesine yol açar. Sürekli dış ticaret ve cari işlemler açığı veren, ihracat - ithalat dengesini kuramayan ülkenin parası değer yitirir. Yabancı para cinsinden varlıkların getirisi veya getiri beklentisi, ulusal para cinsinden varlıklara göre daha yüksekse yatırımlar yabancı varlıklara yöneleceğinden ulusal paranın değeri düşer. Uzun vadeli sermayenin ülkeye girişi döviz arzını artıracağından ulusal paranın değerlenmesine yol açarken, sermaye çıkışı döviz arzını azaltarak ulusal paranın değer yitirmesine yol açar. Parasal genişlemenin görece hızlı oluşu fiyat artışını hızlandırarak, ulusal para cinsinden varlıkların reel getirisini de görece azaltarak ulusal paranın değer yitirmesinde etkili olur. Kısa vadeli dış şoklara, spekülatif ataklara karşı döviz kurunu korumak için merkez bankasının yeterli döviz rezervine sahip olması, faiz silahını öngörü ile etkili şekilde kullanması, piyasalara güven vermesi gerekir. 

...***

Ahmet Takan, 24 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İttifakı anketler mi bozdu?.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yerel seçimlerde Cumhur İttifakının sona erdiği  geçtiğimiz Cumartesi günü Diyarbakır'da başlama vuruşunun yapıldığında kesinleşmişti!.. Tiyatroya devam edildi. Resmi açıklamalar Ankara'nın klasik Salı'sına bırakıldı. İçeride af ümidiyle beklemeye alınan  mahkûmlar malum ittifaka çerez edildi. "Kemerlerinizi bağlayın. Siyasette yeni bir türbülansa giriyoruz" diye haftalar öncesinden uyarmıştım. Daha yeni başladı!.. Daha ne tiyatrolar seyredeceksiniz tahmin bile edemezsiniz..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul'da aday çıkarmayacağını peşinen ilan etmesine rağmen bu ittifak neden yerel seçimlerde gerçekleşmiyor?.. Ne oldu?.. Perde arkasına neler döndü?..

İktidara yakın MAK Danışmanlık yönetim kurulu başkanı Mehmet Ali Kulat ile görüştüm. Kulat, "Şöyle bir durum; önce Ak Parti açısından durumu söyleyeyim. Tabii Devlet Bahçeli açısından olan bölüm ayrı. Ak Parti Türkiye genelinde çok sık kamuoyu araştırmaları yaptırır malum. Yapılan kamuoyu araştırmalarından MHP'nin bugüne kadar belediye kazandığı ya da kazanması muhtemel illerde yapılan araştırmalardan Adana, Mersin, Isparta, Manisa, Karabük, Osmaniye gibi yerlerde yapılan araştırmalarda MHP'nin oy oranının İYİ Parti'den kaynaklanan nedenlerle tam ortadan bölündüğü görüldü" diye söze başladı. Mehmet Ali Kulat şöyle devam etti:

"Dolayısıyla MHP, kendi başına gireceği bir seçimde şu andaki verilere göre Osmaniye'de kısmen ama geri kalan illerde belediye alabilir görünmüyor. Dolayısıyla Ak Parti'den çok MHP'nin bu ittifaka ihtiyacı vardı bize göre. Ama tabii böyle bir takdir söz konusu oldu. Tabii MHP açısından da iki konu öne çıktı. Şimdi bu Andımız meselesi ve konu dışında kullanılan af meselesi işin bana göre sosu, sadece salatanın sosu niteliğinde yoksa bununla ilgili bir konu değil. MHP şunu istiyordu, yani bunu yüksek sesle ifade etmese bile görüşmelerde el altından bunlar konuşuluyordu. 'Benim eski belediyelerim bende kalsın yeni belediyelerde de işte mesela ben İstanbul'da aday çıkarmıyorum ama birkaç tane ilçe verin bize' gibi talepler vardı. Ak Parti bunları değerlendirdi. Politik anlamda bunun bir artı sağlamayacağı kanaati oluştu. Bence Ak Parti açısından böyle görmek lazım. Ama buna rağmen Sayın Cumhurbaşkanı halen süreci götürüyordu.

"Başka bir şey şu; bir artı sağlamayacağı kanaati oluşmuştu Ak Parti'de."

"MHP'nin oy oranı yüzde olarak yüksek çıkması, az çıkması çok önemli değil. Neden?.. MHP bir noktada toplayamıyor oyunu. Aynı oranlarda oy alan HDP, 20 tane 30 tane 10 tane neyse belediye alırken MHP'nin oy oranı Güneydoğu'daki 2 puanı çıkardığınız zaman zaten 9'larda. Çünkü o 2 puan son seçimlerde nedir neyin nesidir ayrı bir boyut... Ama bakın Adana'da yüzde 30 ile 31 ile seçim almış. Şu anda yüzde 15 ile dördüncü parti. Mersin'de yine dördüncü parti, Manisa'da yine öyle üçüncü parti ya da ikinci parti. Yani hiçbir yerde birinci parti değil şu anda. Belediye başkanlarının performansı da çok iyi değil. Çok istisna ilçeler bazında belki bir durum söz konusu olabilir.

…***

Faruk Çakır, 24 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, "Eğitim" başlıklı yazısına yer veriyor.

" Her meselede olduğu gibi umumî anlamda eğitimin ve özelde imam hatip liselerinin meseleleri ancak hür zeminlerde konuşularak ve tartışılarak önce tesbit edilebilir sonra da çözülebilir.Bunu yapmak yerine sistemdeki sıkıntıları dile getirenleri kınayarak bir yere varmak mümkün değildir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Eğitim sisteminin iyiye doğru gitmesi gerekirken aksi yönde gittiği herkesin bildiği bir konu. Teknik imkânların artışı nisbetinde eğitimde kalitenin arttığını söylemek kolay değil. Geçmiş yıllarda yeteri kadar okul, sıra yoktu belki; ama nisbeten daha iyi eğitim alınan dönemler olmuştur. Velev ki şimdiki eğitim kalitesi daha kötü olmasa bile “daha iyi olmadığı için” zararda sayılırız. Çünkü dünya daha iyiye doğru giderken bizim yerinde saymamız bir kayıp değil mi?

Eğitim sistemi içerisinde yer alan imam hatip liselerinin yeri de ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor. Aileler çocuklarının hem okumasını hem de dinini, diyanetini, ahlâkını öğrenmesini istemiş ve bu talep kısmen imam hatip liseleri ile karşılanmıştır. Bir dönem bu okulların seçerek öğrenci alması, her isteyenin imam hatip liselerine girememesi başka ne ile açıklanabilir? Ancak son yıllarda imam hatip okullarının sayısı artmakla birlikte kalitenin artmadığı da bir gerçek. Görülmek istenmese de bu noktadaki bozulma epey eski yıllara dayanır. 

Muhtemelen bu tesbitlere itiraz edenler olacak, ama durum bu. Çare hastalığı inkâr etmek değil, kabul edip uygun şekilde tedavi etmektedir. İmam hatip liselerindeki eğitimde sıkıntılar vardır, o halde bunların konuşulup çözüme kavuşturulması icap eder. 

Öğretmenlik mesleğine hazırlık, üniversitelerin ilgili bölümlerinde uygulamalı olarak ve daha çok zaman ayırılarak yapılmalıdır. Okul müdürlerinin, ilgili okul türüne göre formasyon/tecrübe odaklı belirlenmesi verimliliği arttıracaktır. İmam Hatip meselesi; medyada tartışıldığı biçimde siyasî düzlemde ve manipülatif olarak değil, eğitim ve millî- manevî değerlerimiz çerçevesinde ele alınmalıdır.