Ekim 27, 2018 10:17 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Türkiye Kaşıkçı cinayetiyle ilgili harekete geçti: İadeleri istendi

Milli gazete:

Türkiye’de üretim ve gençlik bitiriliyor!

Karar:

Valiler kararnamesi açıklandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Faraç, 26 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kılıçdaroğlu "şaibeli" adaylara mahkûm mu?.. “başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP tabanı belediye başkanlığı için "ön seçim" çağrısında ısrar ederken, "şaibe"leriyle partide hep sorun çıkartan, tabanın iyice tepkisini çeken ve ana muhalefete oldum olası "zarar" veren isimler adaylık için her yolu deniyor...Ne tuhaf değil mi; CHP'de şaibelerini ısrarla yazarak, Kılıçdaroğlu'nu defalarca "aday yapmayın" diye uyardığımız Battal İlgezdi 2014'te yeniden aday yapıldı ve en sonunda "yolsuzluk" gerekçesiyle görevden alındı...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Beşiktaş Belediye Başkanı'nın neden görevden alındığı da malum!.. Peki, CHP bunlardan ders çıkartacak mı?.."Kılıçdaroğlu bu isimlere mahkûm mu, yolsuzlukla suçlananlarla mı AKP'den kurtulacağız" şeklindeki yoğun mail ve telefonların ardından şaibeli adaylara sıklıkla dikkat çekerken CHP tabanının tepkisi artıyor ama birilerinden (!) cesaret alan isimler "temiz siyaset"i rehber edinmesi gereken bir partide cirit atmaya devam ediyor!..  Kılıçdaroğlu, AKP'nin yalnızca 8 bin oyla Ataşehir'i kaybettiğini, İlgezdi gibi şaibeli birinin aday olması halinde CHP'nin "Ataşehir'de hezimet" yaşayacağını öngöremiyor mu?.. "Ön seçim olmazsa hezimet!.."Sarıgül, İlgezdi ve Kerimoğlu gibiler ahbap çavuş ilişkilerine güvenerek yeniden koltuğa oturmak için her yolu denerken ana muhalefet tabanında "ön seçim" baskısı artıyor...Nitekim Muharrem İnce de adaylık koşulu olarak "tüm üyelerle ön seçim" istedi... Çünkü parti örgütlerinde, "ön seçim olmazsa hezimet yaşanabilir" kaygısı büyüyor...Eski 20 vekilin "ön seçim" çağrısı yayılırken, bir çağrı da geçen dönem Adana milletvekili olan İbrahim Özdiş'ten geldi...20 yıl aradan sonra girdiği ön seçimde başarı göstererek ikinci kez vekil olan Özdiş, Adana'nın Seyhan ve Çukurova belediyelerine aday oldu. Özdiş şu çağrıyı yaptı;"Seçim kazanma şansımız olan ilçelerde ön seçim yapmak öncelikle küskünlükleri, dargınlıkları giderir. Bunun için ön seçim şart. Ön  seçimle ilçelerde artacak oyların büyükşehirlere yansıması kaçınılmazdır. Seçim kazanabileceğimiz yerlerde CHP sandık koymalı. Hâkim denetiminde üyelerle yapılan ön seçim takvimini YSK belirlediği için çok sıcak bakılmıyor. Ancak örgüt denetiminde üyelerle temayül yapılabilir."CHP'de başarı ile başarısızlık dengesini bozan çelişkiler aslında "ön seçim" çağrılarıyla da açığa çıkıyor... "Ön seçim" isteyenlerin ötelenmesi, şaibelilerin halen koltuk peşinde olması ne kadar şaşırtıcı değil mi?

…***

Kazım Güleçyüz 26 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “MHP denklem dışı kalırsa...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yakın zamana kadar yerel seçimde de ittifak mesajları veren, kombin formüllerinden dem vuran, “İstanbul’da aday çıkarmayacağız” diyen MHP bir anda keskin bir manevra yaparak ittifaktan vazgeçtiğini açıkladı ve ardından yine de cumhur ittifakının buna rağmen devam ettiğini duyurdu, Cumhurbaşkanı da aynı yönde bir mesaj verdi.Ama yerel seçimde yollarını ayıran partiler neyin ittifakını nasıl devam ettirecekler?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hele aralarında gergin polemiklere sebep olan ihtilâflı konular listesinin alabildiğine kabardığı bir tabloda bu nasıl olacak?

Meselâ MHP’nin af teklifi bir kenara itilip konu AKP’nin formüle ettiği şekliyle Meclise geldiği takdirde kim ne yapacak?

Görünen o ki, MHP ile ortaklığı sona erdikten sonra yine tek başına kalacak olan AKP, Meclisteki kritik oylamalarda ihtiyaç duyacağı ek oyları tamamlamak için başka bir partner aramak zorunda kalacak.

Böyle bir durumda gözlerin çevrileceği ilk adres, İYİ Parti olabilir mi? Öyle olduğu takdirde bu parti, MHP’nin denklem dışı kalmasıyla oluşan boşluğu, zaten üzerine yapışan “çakma MHP” imajıyla mı dolduracak, yoksa Millet İttifakında iken altına imza koyduğu taahhütlere uygun ve AKP’den bu yönde taleplerde bulunacağı politikalar mı takip edecek?

Birinci şıkkın tercih edilmesi durumunda aktörler dışında değişen birşey olmayacağı için İYİ Parti de, Türkiye de kaybeder.

Ama ikinci şık gerçekleşir; OHAL tahribatını telâfi ve onarmaya ve toplumdaki mağduriyetleri gidermeye yönelik politikalara ağırlık verilir; yargı üzerindeki siyasî baskıların kaldırılmasına çalışılır; Meclis etkin hale getirilir; ortak aklı hâkim kılmaya yönelik çabalar arttırılır; denetim mekanizmalarını güçlendirmek için gayret gösterilir; iç ve dış siyaseti tek adam rejiminin etki ve dayatmalarından kurtarmak için kararlı ve güçlü bir irade ve inisiyatif ortaya konulur; ekonominin ehil ve uzman kadrolara emanet edilmesi sağlanabilirse ülke normalleşir ve rahatlar.

Peki, İYİ Parti bu istikamette bir performans gösterebilir mi ve AKP böyle birşeye ne ölçüde razı olup yanaşır?

…***

Ahmet Ulusoy, 26 Ekim tarihli Yenişafak gazetesinde, “2019 yılı bütçe tasarısı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2019 yılına ait bütçe teklifi geçtiğimiz hafta Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmek üzere TBMM’ye sunuldu. Söz konusu bütçe Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yönetim modeli ile ilk kez Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanmış olması hususu ile de önem arz etmektedir.Ayrıca, 2018 yılında bozulma yaşanan bazı ekonomik göstergelerin yeniden düzeltilmesini hedefleyen, tasarruf tedbirlerinin ön plana çıktığı ve 2019 yılı maliye politikası uygulamaları açısından da çok önemli bir konuma gelmiş bir bütçeden bahsediyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

960 milyar 975 milyonluk toplam gider rakamına sahip olan 2019 bütçe tasarısında gelirler 867 milyar 296 milyon olarak hesaplanmış. Bu durumda 2019 yılı bütçesi için toplam açık 93,6 milyar olarak planlanmaktadır.

2018 yılı bütçesinde ise açık rakamı başlangıçta 66 milyar TL olarak hesaplanmış, Maliye Bakanı tarafından yapılan açıklamada bunun 72 milyar lira civarında gerçekleşeceği beklenmektedir.

2019 bütçesi için toplam gider rakamı alt kalemler itibariyle incelendiğinde en büyük payın 391 milyar lira ile cari transferler kalemine ait olduğu görülmektedir.

Hazine tarafından SGK’ya yapılan transferlerin de bu kapsamda değerlendirildiği ve rakamın adeta bir kara delik olarak bütçede ağırlığını koruduğu söylenebilir.

Özellikle muhalefet tarafından sıkça dile getirilen emeklilikte yaşa takılanların yaş beklemeksizin emekli edilmesine Cumhurbaşkanı ve AK Parti yöneticileri tarafından karşı çıkılma gerekçelerinin biri de söz konusu yasa ile bu deliğin daha da büyüyecek olmasıdır.

Giderler içinde cari transferler kalemini takip eden ikinci önemli büyüklük ise 247,3 milyar lira ile personel giderleridir.

Bunları 117,3 milyar lira ile faiz giderleri takip etmektedir.

Faiz oranlarındaki sıçrama bütçenin faiz yükünü de artırdı

Faiz giderleri kalemine ayrı bir parantez açmanın faydalı olacağını düşünüyorum. 2012-2017 döneminde 50-60 milyar lira aralığında tutulan faiz ödemelerinin, 2018 yılında birden hızlandığını 72 milyar lira civarında gerçekleşeceği beklenmektedir. Maalesef faiz giderlerindeki artışın 2019 yılı bütçesinde de devam edeceği görülmektedir.

Cumhurbaşkanı’nın faiz oranları konusundaki sert söylemlerine rağmen, kur hareketleri ve Merkez Bankası bağımsızlığı baskısıyla faizlerin tırmandırılması ile tekrar ekonomi, rantiyelerin beklentilerine uygun hale getirilmiştir.

Faiz giderleri hem bütçenin halka hizmet götüren payını azaltmakta, hem de bütçeyi esneklik açısından zayıflatarak maliye politikası aracı olarak kullanılma gücünü etkilemektedir.

Yine, yüksek faizlerin özel sektör yatırımlarını dışladığını ve büyümeyi azaltıcı etki yaptığını da söylemek gerekir.

2019 yılı bütçe tasarısını gelirler bağlamında incelediğimizde 853,8 milyar liralık vergi geliri beklentisinin bütçedeki toplam gelire oranının %88,3 seviyesinde olması, gelir kaynağı kalitesi açısından olumlu bir durum. Olumsuz olan kısım ise 853,8 milyar liralık vergi geliri beklentisinin yalnızca 257,7 milyar lirasının gelir üzerinden ve 17,1 milyarının mülkiyet üzerinden alınan dolaysız vergiler olması.Gelir ve kazanç vergileri hem düşük hem de yaklaşık %93’ü tevkifat yoluyla alınacaktır. Bu durum beyanname ile vergi verme ya da vergiye uyum kültürünün ne derece yetersiz olduğunun açık bir göstergesi.