Şubat 03, 2016 07:37 Europe/Istanbul

İbrahim Talay, Yeni Mesaj gazetesinde, “Başkanlık sistemi çok mu elzem?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

 

Asgari ücretliden tutun da esnaf, işveren, küçük ve büyük işletmeciler iyi kazanıyor.Sağlık sistemi sorunsuz işliyor.Eğitimde atladığımız çağ parmak ısırtıyor.Cari açık dönemleri çoktan tarih oldu.Merkez Bankası ağzına kadar dolu. Yani ülkenin para sıkıntısı yok.Adalet sistemi tıkır tıkır işliyor. Bakılmamış dosya kalmamış. Hakim ve savcılarımızın işleri çok kesat. Bu gidişle adliyelerin kapısına kilit vurulacak gibi. Hele hele gençlik çok güzel bir gidişat üzerinde.Batılı özentiden uzaklaşmış milli ve manevi değerlerimize sıkı sıkı sarılmış adeta yıkılmaz bir kale gibi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


...***


Ülkemiz üzerine oynanan oyunlar bitmiş.Yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı kullanan Türk Milleti müreffeh bir yaşam sürmekte. Bu zenginlik o kadar bereketli bir hale gelmiş ki artık dünyada ve Ortadoğu’daki diğer Müslüman ülkelere karşlıksız infaklar yapmaktayız.Artık ülkemizi yöneten öyle yöneticiler var ki bu insanlara dış güçlerin yabancıların talimat vermesi dayatması bir tarafa, karşılarında adeta esas duruşta duran Batılılar var…


Aslında hayali bile çok güzel olan bu anlatılanlar şu anda Türk Milleti’nin yaşamı haline gelmiş olacaktı. Ne var ki, “nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz” gerçeği ülkemizde yaşayan insanların büyük çoğunluğunun bu güzellikleri hak etmediğini açıkça göstermiştir. Aslında bu anlatılanların yaşanması için tercih edilmesi gereken başkanlık sistemi değil, Milli Eknomi Modeli olmalı idi. Milli değerlerimizi şaha kaldıracak bu modeli tercih etmeyenlerin kaderi, elbette bölünme yolunu açacak olan başkanlık sistemini tartışmaktan başka bir kader zaten olamazdı.


Baştan sona yabancıların dayatması olan ve özerklik yolunu açıp ülkemizi bölünmüş-parçalanmış bir hale getirecek olan başkanlık sistemi eğer kabul edilip uygulanacak olursa, geleceğimizi emanet edebileceğimiz gençlerimize verebileceğimiz bir şeyimiz kalmayacaktır.


Bu ülke eğer bazı insanların ihtirasları için bölünme tehlikesi ile karşı karşıya kaldıysa, insanlarımızın artık uyanması ve acilen kendine gelmesi elzemdir. Yani açıkça söylemek gerekirse, bu ülkenin başkanlık sistemine ihtiyacı yoktur. Bu ülkenin ihtiyacı; vatanını-milletini seven insanların deve kuşu gibi kafasını kuma gömmekten vazgeçip geleceğe emin adımlarla yürüme kararlılığıdır.


…***


Orhan Bursalı, Cumhuriyet gazetesinde, “Başkanlık rejimi gerçekleşebilir mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“Cumhurbaşkanı, “kuvvetler birliği uyumlu” tek adam rejimini kurma planında tamamen Saray destekçisi “Türkiye Anayasa Platformu”nu devreye soktu. Sözcü ve gövde, tamamen kontrol altında,vakıf, dernek Memur-Sen, Ensar Vakfı, TÜRGEV, MÜSİAD, İHH, Hak-İş, İlim Yayma Cemiyeti. İlkeleri var: Gezi Direnişi’ne karşı olma, 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluk ve Rüşveti reddetme. Ama “bizi AKP’ye yakın olarak kategorize etmeyin” diyorlar. Evet, ben onları Marslılara çok yakın kabul ediyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


İlk toplantılarını Cumhurbaşkanı ile yaptılar. İçeride ve dışarıda “milletimizi bilgilendirme” toplantıları yapacaklar sürekli. “Başkanlık sistemi önemli bir fırsat” dediklerine göre, neyin ve kimin propagandası için yollara düştükleri de net. Dahası, “başkanlığa karşı olanlar milli iradeye de karşılar” gibi ucubenin de ucubesi büyük laflar da ediyorlar.


Bunlar artacak, çoğalacak durmadan; televizyonlarda, gazetelerde boy gösterecekler. Ne kadar süreyle, içine girdiğimiz bu sürecin doruk noktası ne olacak, bilmiyoruz, ama Cumhurbaşkanı’nın bir zamanlaması vardır. Mesela 6 ay. Her ay kamuoyu yoklamaları ile bu eşgüdümlü, milleti inandırma faaliyetinin sonuçlarına bakacaklar, ne kadar mesafe aldık diye.


Peki, kamuoyu yoklamalarında yüzde 35’in altında gözüken Başkanlık Rejimi’ni kabul ettirmeleri mümkün olacak mı, yoksa boşa bir çaba içindeler mi?


1) Cumhurbaşkanı sanki başkanlık rejimi önerisini salt kendi isteğiyle halka götürebilirmiş ve referandumda oylayabilirmiş gibi davranıyor. O kadar emin.


2) Anayasa Komisyonu’nda uzlaşmazlık çıkacak veya az bir olasılıkla, başkanlığı sıkı denetleyecek, denge-fren sistemleri kurulmuş, RTE’nin sevmeyeceği bir anayasa sistemi önerisi gelebilir.


3) Ama Meclis’e her durumda bir anayasa önerisi gelecek. Uzlaşmazlık halinde, Meclis’teki adamları Reis’in önerisini sunacaklar. Bu aşamada, Davutoğlu ve arkadaşları, kendi başkanlık önerilerini Meclis’e sunma cesaretini gösterirler mi? Bu, Davutoğlu’nun karşı çıkma gücüne bağlı. Bu güç, bugün sınırlı gözüküyor. Sadece itirazlar şeklinde. Meclis’e getirecekleri anayasa önerisinin, RTE-Davutoğlu uzlaşmasını yansıtma olasılığı yüksek.


4) Meclis’teki oylamada Saray+Hükümetin başkanlık rejimine evet çıkması, bugünkü dağılımda mümkün değil. Meclis’te MHP’yi parçalamak gibi niyetleri var. Ama MHP’yi böylece yok etme tarihsel misyonunun altına hangi milletvekilleri girer? Bu olasılığı az mı az görüyorum.


5) Meclis’te 330’u bulamayınca, anayasa önerisi kadük kalacak. Bulurlarsa gerçekten büyük olay olur ve referanduma gider.


6) Bulamazlarsa, ki yüksek olasılık bu, yeni seçim gündeme gelecek. Şimdiden gündeminde Saray’ın. İşte bu noktada Saray- Hükümet çatışmasının doruğunu yaşayabiliriz. Davutoğlu kesin seçime karşı, icraat hükümetiyiz, millete seçimi dayatırsak yeniliriz düşüncesinde. Ama bu düşüncesinde ısrar etme kararlığı şüphesiz ki parti ve hükümet içindeki dengelere bağlı. Tabii “kendi kişisel ağırlığı”nda ısrar etme, bunu deneme olasılığı da yok değil.


7) RTE’nin kesin kararı seçimdir. Davutoğlu’nu da buna zorlayacaktır, Meclis’teki milletvekillerini de. Milli iradeden korkuyorlar, teranesini piyasaya sürmeleri de, erken seçime hazırlığın parçası.


8) Saray seçimde başarı kazanır mı? Tek olasılık, MHP veya HDP’nin baraja takılması. Veya ikisinin birden. En çok üzerinde çalışılan MHP seçmeni! RTE seçmene demek istiyor ki, “Benden daha iyi bir MHP’li başkan ve parti mi bulacaksınız, işte ben buradayım”.


…***


Özcan Yeniçeri, Yeniçağ gazetesinde, “Yeni Anayasa Yeni Oyun”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“"Yeni" anayasa ile insanların daha özgür olacağı demokratik bir devletin yaratılacağı propagandası yürütülüyor. Yeni anayasayla toplumsal barış, işleyen bir demokratik sistem, evrensel insan hak ve özgürlükleri vaat ediliyor. Âdeta bütün siyasi, ekonomik ve toplumsal taleplerin  "yeni" anayasayla çözüleceği imajı kamuoyuna propaganda ediliyor.Anayasaya, toplumsal mutabakat metni olmasının ötesinde büyük bir keramet yüklemek doğru değildir. Yapılacak bir anayasaya her türlü özgürlüğün, işlerliğin, hakkın ve kalkınmanın evveli ya da ahiri olarak görmek yanlıştır. Herhangi bir kavrama ya da olguya olduğundan fazla anlam yüklemek yanıltır, yanlışa götürür. Bu anlamda Yeni Anayasayı fetişistleştirmemek esas olmalıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Haziran seçimleri öncesinde siyasi parti genel başkanlarından daha çok miting yaptı. AKP için dört yüz milletvekili halktan talep etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın halktan istediği Anayasayı değiştirmek ve başkanlık sistemine geçişe halk izin vermedi. 7 Haziran seçimleri esasen özü itibarıyla Başkanlık referandumuydu. Bu referandumu Cumhurbaşkanı Erdoğan kaybetmiştir.


2011 seçimleri akabinde kurulan "Anayasa Uzlaşma Komisyonu" başkanlık sistemine geçilmesine ilişkin dayatma yüzünden dağıldı. Masayı dağıtan AKP olmuştur. 1 Kasım seçimleri akabinde TBMM'de partilerin sayısal ağırlığı yönünden ciddi bir değişim yoktur. Buna karşın TBMM'nin yeniden "Başkanlık Sistemi" gündemiyle Yeni Anayasa çalışmalarının başlatılmasının nedeni ne olabilir? Muhalefetin ve iktidarın Yeni Anayasa ve Başkanlık sistemiyle ilgili düşüncelerinde bir değişiklik yokken kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonundan hangi sonuç beklenmektedir? Malumu ilan için komisyon kurmanın mantığını anlamak mümkün değildir.


Yürürlükteki Anayasa'ya uymayanların yapılacak yeni anayasaya uymalarını beklemek de doğru bir yaklaşım değildir. Mevcut parlamenter sistemi 'bekleme odasına koyduğunu' açıklayan Cumhurbaşkanı Yeni Anayasa için toplantı üstüne toplantı yapıyor. Yürürlükteki anayasanın ve yapılan yeminin gereği tarafsız, partiler üstü olması gereken Cumhurbaşkanı bunların hiç birisine uymuyor!


Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkça "Mevzuat amcayla bu işi yürütmeye kalksaydık biz yanmıştık. Onu kendimize uydurduğumuz için bu işi başardık., onun bizi bağlayıcılığına evet demediğimiz için bu işi başardık" diyor. Mevzuata yani yasalara uymamayı kutsayan bir zihniyet neden yeni yasa yapmaya kalkıyor, anlaşılır değildir. Yasalara uymayı değil yasaları kendine uydurmak demokratik bir rejimde olacak şey değildir.